Yazılar

,

Beynimizin Yüzde Kaçını Kullanıyoruz?

Merhaba, ben Badesu ilgimi çok fazlasıyla çeken bir konu hakkında size kendi fikirlerimi ve edindiğim bilgileri paylaşmak istiyorum. Umarım sizin de ilginizi çeker.

William James 1908’deki bir eserinde (The Energies of Men) “Zihinsel ve fiziksel kaynaklarımızın çok küçük bir kısmını kullanıyoruz,” demiştir. O günden bu yana üzerine araştırmalar ve filmler yapıldı. Beynimizin sadece yüzde 10’nu kullandığımız üzerine olan görüşlerin Albert Einstein’a ait olduğu ve Dale Carnegie’nin bir kitabında geçtiği söyleniyor ancak net bir kanıt olmamaktalar. Eğer beynimizin yüzde 10’nu kullanıyor ve bunları yapıyorsak geri kalan kısmı ile daha neler yapabiliriz? Beynimizin yüzde 10’undan fazlasını kullanıyor muyuz ya da kullanabilir miyiz? Gibi sorular soruluyor ve çoğu insan tanrısal güçlere ulaşabilecek sırrı beyninde taşıdığına inanmaya başlıyor.

Beynimizin yüzde yüzünü kullandığımız bir zamanın geleceğine ya da bazı insanların bu noktaya çoktan ulaştığına inanlarımız var. Peki bu ne kadar gerçek? Bir insana bahşedilmiş vücudunda taşıdığı tanrısal bir gücünün olduğu ve bunu kullanamaması gerçek olabilir mi? Öncelikle en çok sorulan ve cevap olarak söylenen klasiklerden bahsedelim.

İnsanlar beyninin sadece yüzde onu ile şu an yaşadığımız dünya üzerindeki teknolojileri yaptı, aileler oluşturdu, üredi… Kısaca şu an sahip olduğunuz her şeyi ve diğer insanların sahip olduğu her şeyi beyinlerinin sadece yüzde onu ile yaptıklarını düşünün, öyleyse yüzde yüzünü kullansalardı neler yaparlardı? Bu soruya verilen cevaplar aslında çok fazla hayal gücü gerektiriyor yani aklınızın sınırlarını zorlayacak her şey desek yeridir. Hemen örnekler verelim: beyninin yüzde yüzünü kullanan bir insan herhangi bir dili dakikalar içinde öğrenebilir, göz rengini ya da cinsiyetini değiştirebilir, kurşun geçirmeyebilir, etrafımızdaki tüm nesneleri kontrol edebilir, tüm organ ve sistemlerimizi kontrol edebilir, başkalarının düşüncelerini okuyabilirdi…

Kulağa sihirbazlık gösterisi gibi geliyor değil mi? Sosyal medyada karşınıza mutlaka çıkmış bir soru, ‘Bir süper gücün olsa ne olsun isterdin?’ aynı bu sorunun şıklarını anımsattı size. Yüzde yüzünü kullansak süper kahramanın ötesinde dediğim gibi tanrısal güçlere ulaşan boyutlara gelirdik. Hayalini kurması çok güzel oldu değil mi? Böyle bir güce ulaşmak herkesin hayalidir sanırım. Tanrısal boyutlara ulaşabilecek bir beyinle yapabileceklerimiz size söylediğim kadarıyla kalmıyor, sizin dehşet hayal gücünüze kalıyor daha çok.

Bu hayatta yapmak istediğiniz ancak hangi imkan ve şartlar dahilinde dahi olsanız yapamayacağınız bir şey düşünün. Görünmez olmak gibi ya da nesnelere hakim olabilmek, istediğiniz bir anda karşınızdakinin haberi dahi olmadan kendi görüntünüzü onun telefonunun ekranına yansıtmak, evdeki eşyaları oturduğunuz yerden hareket ettirebilmek… Bu kadarla kalmayın hatta düşünebildiğiniz kadar düşünün ve bunları bir kağıda yazın. Her birinin, hayatınız boyunca asla yapamayacağınız şeyler olduğundan emin olun. Şimdi tüm bu kağıda yazdıklarınızın, aslında kullanabileceğiniz bir mekanizması olduğunu ama bunu kullanamadığınızı düşünün. Ne hissettiniz? Bu hayalin insanın tam da kendisinde olduğunu düşünmek çok daha farklı oluyor, hatta bir çeşit çaresizlik, sana ait ama kullanamıyorsun. Tüm sır sen de aslında, sahip olabileceğin her şey sende saklı. Garip bir duygu gerçek olmasını isteyeceğiniz ve her insanın üzerine farklı senaryolar kuracağı cinsten.

Güzel bir hayal oldu ancak bunların hiçbir gerçekçiliği yok ne yazık ki! Bu hayaller arasına, ‘beynimizin sadece yüzde onunu kullanmamız’ da dahil. Sahip olduğumuz tüm teknolojiyi ve yaşantımızı kurmamızı sağlayan beynimizi elbette inceledik, üstüne hem de sayılamayacak kadar araştırma yaptık ancak beynimizin kullanılmayan bir bölümüne rast gelmedik aynı zamanda, beynin sadece küçük bir kısmını kullanıyor olsaydık pek çok beyin hasarını sorunsuz atlatabilirdik. İnsanlar beyinlerinin aynı oranda kullanıldığını inanmakta güçlük çeker. Gelmiş geçmiş birçok zeki insan ile bir başka kişinin beyinlerini aynı oranda kullandığını düşünmek saçma gelir. Yüzdelik olarak bir dilim söyleyemesek de beynimizin yüzde onuna ya da yüzde yüzüne sahip olma şeklinde değerlendiremeyeceğimizi anladık. Ancak bazı görüşlere göre yüzde onunu kullandığımızı söylemenin yanlış olduğunu söylemek de yanlıştır. Aynı şekilde beynimizin yüzde yüzünü kullandığımızı söylemekte yanlıştır.  İnsandan insana beynin kullanımına bağlı olarak aktif bölgelerin yoğunluğu da değişmektedir demek çok daha doğru olabilir.

Kendimizden öte bir gücün içimizde olduğu fikri bazılarımızın hoşuna gitmiş ve kendini çok daha farklı hissettirmiş olabilir. Beynimizin yüzde onunun kullanıldığını ve yüzde yüzünün kullansak ne olurdu sorusunu çoktan çürütmüş olsak da, bunun ile ilgili bu bloğu yazmam da bana fikir veren aslında ‘Lucy’ adlı filmdi. Ne olursa olsun kendimizde öte olan o güç hayal gücümüz. Asla gerçekleştiremeyeceğiniz şeyleri düşünmenizi sağlayan bir mekanizmaya sahipsiniz. Bu durumda beynimizin yüzde kaçını kullanırsak kullanalım istersek bir süper kahramana dönüşelim biz daha da ilerisini düşünebiliyorsak kendimizin ötesindeki güç hepimizin içinde.

BADESU ŞENUZ

KAYNAK:

https://teyit.org/beynimizin-sadece-yuzde-10unu-kullanabiliyoruz-siz-buna-inaniyor-musunuz/

http://www.moymak.com/beynimizin-%100unu-kullanirsak-ne-olur.html

4 Ağustos

1) Kurşun kalem uçlarının üretimi için yeni bir metot bulan Fransız mucit Nicolas Jacques Conte dünyaya geldi. Conte bulduğu yeni yöntemde, toz haline getirdiği grafiti kil parçalarıyla karıştırarak fırınladı ve bir ahşap içerisinde muhafaza etti. Conte’nin yöntemi, savaş nedeniyle ithal edilen kurşun kalem uçlarının zarar görmesi sonucu kullanıldı ve daha sonra ilgi gördü. Kendisi, grafiti kullanan ilk kişidir ve şuan da hala kurşun kalemlerde grafit kullanılmaktadır.

2) Perikardiyumu (Dış kalp zarı) diken ilk siyahi Amerikan olan Daniel Hale Williams yaşamını yitirdi. 9 Temmuz 1893’te, 24 yaşındaki bıçaklama kurbanı bir genci ameliyat etti. Ameliyat sırasında yarayı perikardiyuma kadar dikti fakat kalp kasının küçük bir bölümünü dikmeden, kasın kendi kendini yenilemesi için bıraktı. Hasta iyileşti ve en az 20 yıl yaşadı.

3) Yüksek irtifadaki hava koşullarını uçurtma ile inceleme yönteminin öncüsü, Amerikalı meteorolojist Alexander George McAdie dünyaya geldi. Üniversiteden mezun olduktan sonra, ABD Ordu Sinyal Servisi’ne katıldı. Burada meyveleri buzlanmadan kurtarmak için bir cihaz icat etti ve patentini aldı. Duman kirliliğinin atmosfere olan etkisini inceleyen McAdie, atmosferik elektrik ve auroral fenomenler arasındaki ilişkiyle alakalı çalışmalar yaptı.

4) Modern nörofizyolojinin kurucularından olan İngiliz elektrofizyolog Baron Edgar Dougles Adrian hayata gözlerini yumdu. 1930’ların başında, elektroensefalografi kavramını geliştirdi. Ayrıca elektriksel beyin dalgaları üzerine araştırmalar yaptı. 1932’de, nöronların işlevleriyle ilgili keşifleri sayesinde Nobel Fizyoloji Ödülü’nü Sir Charles Sherrington ile paylaştı.

5) Optik, geometri ve klasik mekanik gibi alanlarda çalışmalar yapan İrlandalı matematikçi Sir William Rowan Hamilton doğdu. Hamilton 12 yaşına geldiğinde on dört yeni dil öğrendi. Bir süre sonra çok iyi derecede zihinden hesaplama yeteneğine sahip Amerikalı Zerah Colburn ile tanıştı ve ikili birlikte yarışmalara katıldı. Hamilton’ın bu yarışmalarda Colburn’a yenilmesi, onun matematiğe olan ilgisine kıvılcım oldu. 15 yaşında, LaPlace ve Newton’ın çalışmalarını incelemeye başladı. 17 yaşına geldiğinde ise yaşayan en iyi matematikçi oldu. Ayrıca ilerleyen yıllarda yaptığı çalışmalarla kuantum mekaniğinin temelini oluşturdu.

6) Yeryüzünün iç kısmının, katı bir manto içinde çok yavaş ilerleyen erimiş bir çekirdeğe sahip olduğunu düşünen ilk kişi olan İrlandalı mühendis John Perry yaşamını yitirdi. Perry kariyerine Glasgow Üniversitesi’nde Lord Kelvin’e asistanlık ederek başladı ve daha sonra makine mühendisliği profesörü oldu. O dönemde Kelvin ile Perry arasında dünyanın yaşı ile alakalı bir çekişme bulunuyordu. Kelvin dünyanın yaşını 20-400 milyon yıl olarak görürken, yaptığı hesaplamaları sadece kabuklar arası ısı iletimi ile açıklıyordu. Perry bunları yetersiz görerek kendi yöntemini geliştirdi ve dünyanın yaşını, günümüzdekine yakın bir şekilde (4.5 milyar), 2-3 milyar olarak hesapladı.

7) 1921 yılında, Eduard Belin’in icat ettiği Belinograf cihazı kullanılarak Atlantik Okyanusu boyunca radyo ile bir faks iletildi. New York Times’ın yönetici editörü tarafından yazılan bir mesaj, ABD’deki ekipman tarafından tarandı ve yedi dakikada Belin’in Fransa’daki laboratuvarına gönderildi.

Kaynak: Todayinsci

 

,

Sokratik Yöntem: Zihin Okumak Mümkün mü?

Merhaba! Bu yazımızda “Zihin Okuma” üzerine tartıştık. Keyifli okumalar dileriz.

Aleyna İrem Çilingir: Merhaba Hülya.

Hülya Özdemir: Merhaba Aleyna.

Aleyna İrem Çilingir: Hülya biliyoruz ki son zamanlarda kuantum ve Asgardia’dan sonra en popüler merak konusu, beynimizin henüz bilmediğimiz özellikleri. Mesela beynimizdeki düşünceler bir başka beyin tarafından okunabilir mi? Yani zihin okumak mümkün mü? Yaptığımız araştırmalar sonucu biz hangi sonuçlara vardık paylaşalım.

Hülya Özdemir: Tabii. Bu sorunun cevabından önce şimdiye kadar yapılan zihin okuma çalışmalarının bazılarından söz etmek istiyorum. Teknolojimizin günden güne gelişmesi sayesinde bu konu izlediğimiz bilimkurgu filmlerinden gerçek  dünyaya taşınıyor. Geçmiş yıllarda bunun üzerine yapılan araştırmalarda zihin okumanın gerçekleştiği 2 deney yapıldı. Bir beyinden diğerine iletilen bilgiler basit olsalar da, bilim açısından heyecan verici bir gelişme

1.Deney: New Scientist’in haberine göre, ABD’nin Duke Üniversitesi’nde sinir bilimci Miguel Nicolelis ve ekibi tarafından yapılan deneyde, iki farenin beyni kablolarla birbirine bağlandı ve bilgi aktarımı yapıldı. Duke Üniversitesi’nde yapılan deneyde, iki fare ilk olarak eğitimden geçti. Eğitimde, belli bir ışık yandığı zaman fareleri bulunduğu ortamda yer alan iki tuştan bir tanesine basması gerektiği öğretildi. Ardından, farelerin beyinleri saç teli kalınlığındaki elektrotlarla birbirine bağlandı. Elektrotların, farelerin motor sinyallerini işleyen kısmı ile bağlantısı sağlandı. 1 numaralı fare ‘kodlayıcı’, 2 numaralı fare ise ‘kod çözücü’ olarak işaretlendi. İlk farenin görevi, görsel ipucu/bilgiyi alarak tuşa basmak olarak belirlendi. Başarılı olması halinde de ödül verildi. Kodlayıcı kendisine verilen görevi yerine getirirken, farenin beynindeki elektriksel faaliyet bir sinyale dönüştürüldü ve kod çözücü fareye aktarıldı. Böylece 2 numaralı fare, kendisine basması gerektiği öğretilen tuşa bastı. Ancak burada beyinler arası iletişimin olup olmadığını kontrol etmek için, ikinci fareye yardımcı olacak bir ışık yakılmadı. Fare, beynine gelen bilgi doğrultusunda iki tuştan hangisine basması gerektiğini anladı.

Deneyin sonucunda, 2 numaralı fare yüzde 64 oranında doğru tuşa bastı. Bu oran, bazen yüzde 72’ye kadar yükseldi. Bu sonuçlar, farenin şans eseri elde edebileceği başarının çok üstündeydi.

Nicolelis ve ekibi, kodlayıcı farenin beyninden iletilen sinyallerin doğruluğunu kontrol etmek için, ona bilgisayar aracılığıyla aynı simülasyonu uyguladı. Sonuçlar aynıydı. Farelerin beyninin çalışma şekliyle insanlarınkinin çok benzer olduğu ortaya çıktı. Yani Aleyna birinci deneyimiz başarılı, sanırım sonuca yaklaşmak üzereyiz ama bizim asıl sonuca ulaşmak istediğimiz “insan beyni”.

Birbirleri arasında beyin sinyalleri gönderen iki insan.

Aleyna İrem Çilingir: Evet, şanslıyız ki bilim insanları sadece fareler üzerinde deney yapmakla kalmamış, insanlar üzerinde de deney yapmışlar. İkinci ve bizi daha çok ilgilendiren deney ise şöyle:

2.Deney: Projenin ana sorumlusu Andrea Stocco, Washington Üniversitesi’nde Psikoloji departmanında görev yapan bir doçent. Deney düzeneği ise aslında gayet basit. Farklı binalarda bulunan iki insandan birine beyin dalgalarını kaydeden EEG makinesi takılıyor. Bu makine, diğer kişinin başına takılı olan manyetik bir düzeneğe yollanacak sinyalleri topluyor. Sinyalleri alan kişi, diğer kişiye ‘evet’ veya ‘hayır’ cevaplarından birini düşünerek yolluyor. Bu cevaplar beynin görme merkezinde yarattığı dalgaların farklılığı sayesinde ölçülüyor. Titizlikle ve tekrar tekrar yapılan testler sonucunda %72’lik bir isabet oranı elde ediliyor. Andrea Stocco ise bu teknolojinin geliştirilebileceğini ve yaygınlaştırılabileceğini söylüyor.

Bence biraz da olsa zihin okumak hakkında kafamızda bir fikir oluştu. Ben teknoloji ile zihin okumanın mümkün kılınabileceğini düşünüyorum. Beynimiz karmaşık bir yapıya sahip. Beynimizin sırlarını çözdükçe zihin okuma konusunda daha da aydınlanacağımızı düşünüyorum. Ve teknolojimiz ilerledikçe zihin okumak daha kolay bir hal alacaktır. Büyük makinelere ihtiyaç duymadan, belki de küçük çiplerle zihin okuyabilir hale geleceğiz. Ama unutmamak lazım ki bu teknoloji kötüye de kullanılabilir. Her ne kadar şuan için bilim insanları bu teknolojiyi felçli ve konuşamayan hastalar için kullanmayı düşünse de eğer halka açık bir konuma gelirse istenmeyen olaylar yaşanabilir.

Hülya Özdemir: İleriki zamanlarda beynimizin bilinmezlerini keşfetmeye başladığımızda istediğimiz özelliklerinden birinin bu olacağını düşünüyorum. Ama ne kadar doğru olur bilemiyorum.

Bu konuşma için teşekkür ederim Aleyna.

Aleyna İrem Çilingir: Asıl ben teşekkür ederim. Bilimle kalmak dileğiyle.