Yazılar

, , , ,

KOÇBAT CRISPR SEMPOZYUMU NASIL GEÇTİ?

Selam herkese! Ben Barış ve bugün sizlere 2 Haziran 2018 tarihinde Koç Üniversitesi Bilimsel Araştırma Topluluğu’nun düzenlediği CRISPR Sempozyumu’nun nasıl geçtiğini anlatacağım. Hazırsanız başlıyorum.

Her şey, fakültemizin Bilimsel Araştırma Topluluğu’nun WhatsApp grubuna atılan bir mesajla başladı. Mesajda bu etkinliğin duyurusu yapılıyordu ve bir başvuru formu vardı. Benim CRISPR’a olan zaafım, evet böyle bir zaafım var, sempozyumun tarihi ve yapılacak workshop için gereken bilgisayar gibi küçük ayrıntıları fark etmeme sebep oldu ve formu dediğim ayrıntılara dikkat etmeden doldurdum.

İlk şoku atlattıktan sonra, 5 dakika kadar sonra yani, formu tekrar açıp tüm ayrıntıları acı bir şekilde öğrendim. Neden acı bir şekilde öğrendim:

  • Dizüstü bilgisayarım yok,
  • 31 Mayıs’ta ciddi bir sınavım var.

Bilgisayar işini halledebileceğime inancım tamdı ama sınav konusu aklımı biraz kurcalıyordu. Sınavımın olması demek, yapılacak konuşmalar için bir ön hazırlık yapamamam ve Eskişehir-İstanbul arası gidip gelişime, toplamda yaklaşık 10 saat, değmeyecek olması ihtimalini aklıma getiriyordu. Hali hazırda CRISPR hakkında bilgim vardı ve elimden geldiğince de gelişmeleri takip ediyordum ancak sınav zamanı yaklaştıkça kafamda ‘Acaba’lar beliriyordu. Tüm bu endişelerimin yersiz olduğunu da ancak 2 Haziran günü workshop bittiğinde anladım. Konuşmalar kafamdaki tüm şüpheleri sildi ama konuşmalardan bahsetmeden önce buraya bir kamu spotu yerleştirmem gerekiyor:

Toplu taşıma kullanırken daima Google Maps’ten yararlanın! (Viral almışımdır…)

7.30’da Esenler Otogarı’na vardığımda bineceğim servisi, servisten inince de Koç Üniversitesi Hastanesi’ne ulaşmamı sağlayacak otobüsü biliyordum. Daha doğrusu bildiğimi sanıyordum. Servise inip binme kısmında bir sıkıntı olmadı ancak iş otobüse binmeye gelince işler biraz sarpa sardı. Çapa Tıp taraflarındaki durağı bulmaya çalışırken bir yandan da telefonla konuşuyordum ve tam da bu sırada beklediğim otobüs yanımdan geçip gitti. Her ne kadar erken gelmiş olsam da ön sıraların kapılmış olma ihtimali ve henüz kahvaltı yapmamış olduğum gerçeği yüzüme bir tokat gibi çarptı. Çabucak hastaneye ulaşmalı, kahvaltımı etmeli ve konuşmaları sahne önünden izlemeliydim.

Bu durumdaki telaşlı bir Barış’ın yapabileceği en kötü şeyi yaptım ve yanlış otobüse bindim. Şanslıydım ki teknolojinin günümüzde ulaştığı nokta sayesinde, telefon yani, hastaneye yakın ama hiç de ummadığım bir noktada inebildim.

Kısa bir süre içinde hastaneye ulaştım, kahvaltımı ettim ve şansıma, lobide organizasyonu düzenleyen ekibin bir üyesiyle tanıştım. Birlikte etkinliğin yapılacağı salona geçtik ve ben de ön sıralarda yerimi aldım. Daha önce hiç yüz yüze görüşmediğim, sadece WhatsApp üzerinden haberleştiğim FST üyelerini arıyordu gözlerim. Tam da bu sırada Ekin’i gördüm. Yani aslında birkaç kez göz göze geldik ama ikimiz de birbirimizden emin olamadık. Hemen selamlaştık ve CRISPR, tıp fakültesi, hastaneye ulaşma maceralarımız gibi konular üzerine uzun bir sohbete daldık. Sohbetimizin sonuna, konuşmaların başlama saatine yaklaşırken aramıza FST İstanbul ekibinden Beyza, Mert ve Elif katıldı. Hazırdık, konuşmalar başlıyordu!

Fotoğrafta sempozyumun afişi yer alıyor. Kırmızı bir şerit üzerine beyaz renkte sempozyumun başlığı atılmış. Altında da beyaz arka plan üzerinde konuşmacıların adları, fotoğrafları ve konuşma başlıkları yer alıyor.

Konuşmaları kısaca özetlemek gerekirse,

Açılış Konuşması – Prof. Dr. Hakan Örer, MD, PhD

Hakan Hoca konuşmasında kişiselleştirilmiş tıptan, bilimsel tıbbın tarihinden ve tıpta genetik uygulamaların günümüzde ulaştığı seviyeden bahsetti. Tıp tarihinden pek hoşlanmasam da hocamızın akıcı ve eğlenceli sunumu sayesinde sunum esnasında dikkatim bir kez olsun dağılmadı. Özellikle tıptaki genetik uygulamaların bugünkü hali hakkında bir fikir sahibi olmak bana, yakın bir gelecekte kişiye özel tanı ve kişiselleştirilmiş tıp teknolojilerinin daha da ilerlemesi sayesinde hastalık tanı ve tedavisinin ulaşacağı seviye hakkında büyük umutlar verdi.

CRISPR’a Giriş – Serçin Karahüseyinoğlu, MD

CRISPR’ın keşfi, mekanizması, DNA’nın tamir yöntemleri ve bizim buna CRISPR ile müdahalemiz, diğer genom düzenleme mekanizmaları olan ZFN (Zinc-Finger Nuclease) ve TALEN hakkında bize bilgiler veren hocamız aynı zamanda CRISPR’ın hangi hastalıklarda daha kolay çalıştığından ve CRISPR’ın off-target (istenmeyen, hedef dışı) etkilerinden de bahsetti. Konuşmasında off-target konusuna özellikle vurgu yaptı ve bu konunun CRISPR’a dair en önemli konu olduğunu söyledi.

CRISPR’ın Klinik Uygulamaları – Tamer Önder, PhD

Tamer Hoca, CRISPR ile gen terapisi yaklaşımlarından ve genetik yöntemlerle klinikte tedavi edilebilecek hastalıklardan bahsetti. Konuşmasında yakın gelecekte gerçekleşmeye başlayacak olan, insan embriyosunda CRISPR uygulamalarına da değindi. İnsan embriyosu işin içine girince, olayın etik boyutu da gündeme taşındı ve soru-cevap kısmı da oldukça uzun sürdü. Hem soru-cevap hem sunumun kendisi oldukça doyurucu bir şekilde geçti.

ÖĞLE ARASI

Yemekhaneye geçerken topluca fotoğraf çekindik. Yediğimiz yemekleri tanımlamaya gerçekten kelimeler yetmeyecek sanırım. Sonuçta özel bir hastane olsa da gerçekten bu kadar güzel yemekler yemeyi beklemiyordum. Aslında şu an biraz abarttığımı fark ettim. Kendi üniversitemin hastanesinin yemekleriyle kıyaslayınca hem porsiyon hem tat olarak bir uçurum olsa da… Tamam tamam, güzeldi yani siz anladınız.

Yemekhaneden biraz geç çıktık FST olarak. Hem bazı üyelerimizin yavaş yemesi, onlar kendilerini biliyor, hem de muhabbetin etkisiyle masada uzun bir süre oturduk. Süreç nasıl başladı tam hatırlamasam da, dönüş yolunda kaybolduk. Birkaç tane ameliyathanenin, polikliniğin yanından geçerken kaybolduğumuz için Beyza’yı suçluyor, doğru yolu bulmaya çalışıyorduk. En sonunda etkinliği düzenleyen ekipten birkaç kişiyle karşılaştık ve salona ulaştık.

İnsan Embriyogenezinde OCT4’ün Rolünün CRISPR ile Aydınlatılması – Özgür Öktem, MD

Kemoterapi Direncinde Epigenetik CRISPR/Cas Taraması – Özlem Yedier, MSc

İki hocamız da konuşmalarında kendi çalışmalarından bahsettiler. Bu sunumlar doğrudan çalışmaları anlattığı için diğer sunumlara göre biraz daha teknik ve ileri seviyeydi, o yüzden daha yeni ikinci sınıfa geçmiş bir tıp öğrencisi olan benim için, tam anlayamadığım ve doğal olarak kendimi pek veremediğim konuşmalardı. Her ne kadar ben pek anlamamış olsam da salonun konuşmalara duyduğu ilgi, benim ne kadar çok şey kaçırdığımı kanıtlar nitelikteydi.

CRISPR Knockout Workshop

Sol tarafta Burak, onun sağında ben varım. İkimizin de elinde bize verilen CRISPR knockout el kitabı var. İki elimizle kitapları kameraya doğru kaldırıp poz vermişiz. Burak sarı saçlı, beyaz tenli. Kahverengi kemeri ve metal saati dikkat çekiyor. O da benim gibi siyah kemik gözlük takıyor ve üzerinde lacivert bir gömlek var. Benim üzerimde de pembe bir tişört var. Siyah saçlıyım ve uzamış kıvırcık sakallarım var benim de. Önümüzde bilgisayarlarımız duruyor. Daha arkada ise beyaz bir tahta var.

Bilgisayardaki çeşitli yazılım ve web sitelerinden yararlanarak bir geni CRISPR ile knockout ettik. Burak, Beyza ve benim olduğumuz çalışma grubu çalışmayı oldukça hızlı bitirdi. Bize verilen el kitapçığının sadece yarısını yapmış olmamız ve yaptığımız kısmı da oldukça hızlı geçtiğimiz için bu workshop benim açımdan pek verimli geçmedi. Diğer gruplar, verilen iki saatlik sürenin tamamını kullanmışken bizim işimiz yaklaşık kırk dakikada bitmişti. Biz de kaderimize razı olup lobiye geçtik ve ekibin geri kalanının da yanımıza gelmesiyle hastaneden ayrıldık.

Beyza'nın biz lobide beklerken habersiz çektiği fotoğraf. Ayna karşısında oturuyoruz. Ortada Beyza, solda Burak, sağda da ben varız. Beyza bacak bacak üstüne atmış ve telefonu yüzünü kapatacak şekilde tutmuş. Her ne kadar yüzünü kapatmış olsa da gülümsediği anlaşılıyor. Dalgalı siyah saçları var ve boyu ayak bileğinde biten gri bir pantolon giymiş. Ayak bileğinde kırmızı bir halhal var. Parlak gri ayakkabıları ise göz kamaştırıyor. Hepimizin yanında çantalarımız var.

İşte lobide bitmek bilmeyen o dakikalar! Soldan sağa Burak, Beyza ve ben.

Beşiktaş’a gitmek için metrobüse doğru yürürken Elif ve Ekin’in aramızdan ayrılması gerekti. Onlarla vedalaştık ve metrobüse bindik. Tahmin ettiğimden kısa bir sürede Beşiktaş’a ulaştık ve FST İstanbul ekibinin diğer üyeleriyle yani Elif, Doğukan, Tutku ve Gökçe ile bir kafede buluştuk. Sohbet ediyorduk, limonataya benzer içecekler içiyorduk ama korkunç bir gerçeğin de farkındaydık: Hava çok sıcaktı! Ekipteki herkesi dışarıya çıkmaya ikna etmeye çalışırken Elif’e bir telefon geldi ve işte o telefon Elif’in başvurduğu staja kabul aldığını söyleyen telefondu! Hararetli ikna tartışmamızı sonlandırıp Elif’in sevincine ortak olduk. En sonunda kafeden çıktık ve kendimizi Yahya Kemal Parkı’na atmadan hemen önce markete uğrayıp birkaç abur cubur aldık.

Parkta çimlere oturup ilk önce FST İstanbul ekibinin düzenlemeyi düşündüğü birkaç etkinlikten bahsettik. Emin olun hepimizi çok güzel etkinlikler bekliyor 🙂 Etkinlik planlarından bahsettikten sonra da kendimizi boş yapmaya adadık. ‘Akbil fırlatma challenge’ ve ‘çimen yolma challenge’, bunun kazananı benim, etkinliklerimizden sonra birkaç arkadaşımız parkın oyun alanına yöneldi. Neşeyle oyun alanının zevkini çıkartırlarken elim bir olay oldu. Maalesef bir arkadaşımız, Beyza, tahterevalliden kaydı ve yere düştü. Kameralarımız o an açık olmadığı için olay anını size gösteremeyecek olsam da kazada herhangi bir yaralanmanın olmadığını söyleyebilirim. Hiçbir ilk yardım girişiminde bulunmadığım için ilerde diplomamı alamayacağımı iddia ettiler ancak ben onlara katılmıyorum.

Mert siyah ceketi ve güneş gözlükleriyle tüm dikkatleri topluyor. Elif gri bir tişört giymiş ve dil çıkartıyor. Tutku, Beyza ve ben siyah ceket giyiyoruz. Tutku elini göğsüne doğru tutmuş, Beyza ve ben de ellerimizle metalci işareti yapıyoruz. Bu işaret baş parmak, orta ve yüzük parmağın avuç içinde kapalı ve birleşik dururken işaret ve serçe parmağının açık durmasıyla yapılıyor. Doğukan gri bir tişört giymiş ve kafasını hafifçe kameraya doğru yan yatırmış.

Soldan sağa Mert, Elif, Tutku, Gökçe, Beyza, Ben ve Doğukan

Ayrılma vakti gelmişti. Durakta herkesle vedalaştık ve açlığımıza bir son vermek üzere Beyza ve Gökçe ile kokoreççiye doğru yola çıktık. Önceki senelerde gittiğim bir kokoreççiye gittik. Ben hatalarımdan ders almadığım için burada neyi sevip sevmediğimi unutup sevmediğim ürünlerden de sipariş ettim. Midye tavanın tatsızlığını kokoreçle kapatabildim neyse ki. Karnımızı doyururken bol bol sohbet ettik ve oradan da ayrıldık.

Gökçe kameraya doğru hafifçe başını eğmiş, üzerinde koyu yeşil ve kahverengi arası bir renkte tişört var. Beyza ve ben ellerimizde kokoreçlerimizi tutuyoruz. Kokoreçlerden birkaç ısırık almışız. Masada da midye tava ve midye dolmasının olduğu tabaklar var. Masalar beyaz, arkamızda duvar var ve duvarlar da beyaz.

Kokoreç maceramız. Soldan sağa Gökçe Beyza ve ben.

Gökçe ve Beyza evlerine dönecekti, ben de Esenler’e gitmek için servise binecektim. Durakta vedalaştık ve ben de servisle Esenler’e gittim, oradan da Eskişehir’e geri döndüm.

Bana çok güzel 24 saat yaşatan tüm FST ekibine, böylesine dolu ve kaliteli bir sempozyum hazırladıkları için KOÇBAT ekibine ve benim için çok özel olan bu yazıyı okuduğunuz için sizlere sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Bilimle kalın!

,

Beyin Evriminin Ardındaki Genetik Anahtarlar

Merhaba arkadaşlar ben Mahir Karakaya. Bugün sizlere ilgi alanlarımdan nöroloji ve genetiğin kesiştiği bir konu olan nörojenez hakkında yapılan yeni ve heyecan verici bir çalışmayı anlatacağım.

UCLA araştırmacıları, insan nörojenezinde ilk gen düzenleme haritasını geliştirdi! Araştırmacılar beynimizin gelişimini yönlendiren ve bazı vakalarda hayatımızın ilerleyen dönemlerinde ortaya çıkabilecek çeşitli nörolojik bozukluklara ev sahipliği yapan faktörleri tespit ettiler.

Nörojenez, sinir kök hücrelerinin beyin hücresine dönüşmesiyle serebral korteksin genişlemesidir. Beynin en gelişmiş bölümü olan serebral korteks ise düşünme, algılama ve karmaşık iletişimden sorumludur. İnsan beyni serebral korteksinin büyüklüğü nedeniyle fare ve maymunlarınkinden farklıdır. Bilim insanları insan beyninin gelişmesini sağlayan moleküler ve hücresel mekanizmaları ve bunların insan bilincinde oynadıkları temel rolü anlamaya başlıyor.

 

İnsan beyninin bölgeleri renklendirilip isimlendirilmiş, serebral korteks ayrıca gösterilmiş.

İnsan beyninin bölümleri

 

Belirli zaman aralıklarında, beyin gelişimine beyin bölgelerindeki veya hücre tiplerindeki genlerin ifadesinin rehberlik ettiği biliniyor. Gen ifadesi ise kısaca DNA’daki talimatların bir protein gibi fonksiyonel bir ürüne dönüştürülme süreci, kilit anlarında açma-kapama anahtarı olarak işlev gören DNA bölümlerinin birçok seviyede düzenlenmesi olarak açıklanabilir. Bugüne kadar bu anahtarların nörojenez sırasında bir kromozom üzerindeki etkinliğini ve yerini belirten hiçbir harita mevcut değildi.

ATAC-seq adlı bir moleküler biyoloji tekniği kullanan UCLA araştırmacıları, genomun nörojenez sırasında aktif olan bölgelerini haritalandırmayı başardı. Elde ettikleri verileri beyin bölgelerindeki gen ifadesi verileriyle birleştirdiler. Araştırmacılar aynı zamanda kromozomların katlanma modelleri hakkında daha önce yayınlanmış verileri de kullandılar. Kromozomal katlanma kalıpları, genetik bilginin nasıl kodlandığını etkileyen bir faktördür. Birleştirilen bu veriler araştırmacıların nörojenezdeki anahtar genler için düzenleyici unsurları belirlemelerine yardımcı oldu. EOMES/Tbr2 adı verilen bir genin kapatıldığında ciddi beyin malformasyonları ile ilişkili olduğu anlaşıldı.

 Yani şunu söyleyebiliriz ki EOMES/Tbr2 geninin beyindeki arteriyovenöz malformasyonlarıyla ilişkisi anlaşıldığına göre artık yapılabilecek bir değişiklikle malformasyonların oluşumunu etkileyen faktörleri ortadan kaldırmak mümkün olabilir.

Araştırmacılar,düzenleyici anahtarların bir alt kümesinin düzenlemek ve daha sonra gen ifadesi ve nörojenez üzerindeki etkilerini değerlendirmek için hücre genomunun düzenlenmesini sağlayan bir teknik olan CRISPR teknolojisini kullanarak hedeflenen genlerin rollerini doğruladılar.

Araştırmacılar şizofreni, ADHD, depresyon ve nörositizm gibi yaşamın ilerleyen döneminde gelişebilen bazı psikiyatrik bozuklukların kökenlerini fetüsteki beyin gelişiminin en erken evrelerinde buldular. Bir insanın gelecekteki entelektüel yeteneklerinin bile nörojenez sırasında harekete geçtiğini belirttiler. Bu veriler ışığında aslında tüm biyolojik bilimlerin temelde genetiğe bağlandığını ve genetik(insan genom projesiyle birlikte) bilimiyle tüm bilinmeyenlere bir cevap verilebileceğini söyleyebiliriz.

Araştırmacılar ayrıca insan serebral korteksinin insan dışı primatlardan neden daha büyük olduğunu ortaya koyan önemli bir mekanizma keşfetti. Hücre bölünmesi de dahil olmak üzere önemli biyolojik süreci düzenleyen ve hücrelere spesifik görevler atayan fibroblast büyüme faktörü reseptörünün ekspresyonunu değiştiren bir genom dizisi tespit ettiler. Bu genom dizisinin insanda farelerdekilere ve insan dışı primatlardakilere göre daha aktif olduğunun anlaşılması insan beyninin neden daha büyük olduğunu açıklamamıza yardımcı oldu.

Herşey fetüste başlar! Bilimle kalın…

Referanslar ve İleri Okuma

  • Luis de la Torre-Ubieta, Jason L. Stein, Hyejung Won, Carli K. Opland, Dan Liang, Daning Lu, Daniel H. Geschwind. The Dynamic Landscape of Open Chromatin during Human Cortical NeurogenesisCell, 2018; DOI: 1016/j.cell.2017.12.014

 

Bir Biohacker’ın CRISPR Deneyimi – Barış Can Çakır

Merhaba arkadaşlar, ben Barış. Bugün sizlere son zamanlarda oldukça popüler olan CRISPR Gen Düzenleme Teknolojisi ile ilgili denk geldiğim ve beni oldukça şaşırtan bir haberden bahsetmek istiyorum. Genetik biliminin etik tartışmalarını bir kez daha gündeme getiren ve CRISPR yönteminin sınırlarını tekrar düşünmemizi sağlayan Josiah Zayner’ın yaptıklarına gelin birlikte bakalım.

Josiah Jayner masaya kolları dayanmış halde ve önünde çeşitli laboratuvar malzemeleriyle duruyor.

Josiah Zayner.

Biyokimyager ve NASA eski çalışanı olan Josiah, kendi DNA’sını değiştirdi ve bunu nasıl yaptığını adım adım blogunda anlattı! Kas dokusunun büyümesini durduran Myostatin genini, ön koluna enjekte ettiği CAS9 proteininin ve düzenlenmiş rehber RNA’nın yardımıyla DNA’sından çıkaran Zayner’ın, en azından teoride, kas dokusunda belirgin bir artışla karşılaşması bekleniyor. Çılgınca!

Blogunda, ‘’Bu deneyin amacı benim kas kütlemi arttırmak veya yöntemin %100 etkili olduğunu göstermek değildi. İnsanlığın değişiminin dönüm noktasındayız. İlerde kendi genomunu tıbbi sebeplerle, bilim için, spor için veya sadece canı sıkıldığı için değiştirecek yüzlerce insandan ilkiyim.’’ ifadelerine yer veren Zayner, bu deneyin kendi üzerinde yaptığı ilk deney olmadığını, daha önce de kendi üzerinde yaptığı bir deneyde başarıyla genomunu değiştirmeyi başardığını ifade etti.

Fotoğrafta elinde bir enjektör tutan Josiah Zayner görülüyor.

Josiah Zayner, enjekte etmek için hazırlık yapıyor.

Bilimin demokratikleşmesini ve ulaşılabilir olmasını,  insanların ‘kendi kendilerine genetik yapılarını değiştirebilmesini’ amaçlayan Zayner, ‘’Dünya tarihinde ilk kez, doğuştan sahip olduğumuz genlerin kölesi değiliz.’’ dedi.

Zayner’a tepkiler ise gecikmedi. University of Calgary’den tıbbi genetik uzmanı Dr. Aneal Khan, Zayner’ın ‘hedef dışı değişikler’ yüzünden kendini riske attığını ve bu çalışmaların insanlarda nasıl sonuç vereceğinin henüz kesin olarak bilinmediğini ifade etti.

Peki, Dr. Khan ‘hedef dışı etkiler’ diyerek neleri kast ediyor? Bunu anlamak için öncelikle CRISPR CAS9 mekanizmasında kullandığımız düzenlenmiş rehber RNA’nın işleyişinden ve sistemin ‘olası kötü sonuçlarından’ bahsetmemiz lazım.

Genlerimizi oluşturan nükleotidleri bir kolyedeki birbiri ardına dizilmiş boncuklara benzetebiliriz. CAS9 proteini ile bir nükleotidi değiştirmek oldukça hassas bir süreçtir ve her zaman istediğimiz nükleotidi değiştiremeyebiliriz. Kolyedeki siyah boncuğu değiştirmek isterken boncuğun yanındaki mavi veya yeşil boncukları değiştirebileceğimiz gibi siyaha oldukça benzeyen gri bir boncuğu da elimizde olmadan değiştirebiliriz. Böyle bir değişiklik sonunda kolyemiz istediğimiz gibi olmayacaktır. Genlerimizde yapacağımız bu değişiklerin sonucunda da böyle hatalar olabileceği ve bu hataların sonuçlarının kestirilemeyeceği için CRISPR’ın önündeki en büyük engellerden birini de bu belirsizlik oluşturuyor diyebiliriz.

Aynı zamanda ‘genetik mühendisliği kitleri’ satan bir şirketin sahibi olan Zayner, “Yapmaya çalıştığımız şey, genetik mühendisliği teknolojisini insanlar için erişilebilir hale getirmek. İnsanların bu teknolojiyi akıllı telefonlarından bir uygulamayı kullanır gibi kullanabilmelerini istiyoruz.” diyor ve garajındaki laboratuvarında çalışmalarını sürdürüyor.

Bilim dünyasının yükselen değeri CRISPR pek çok artısıyla birlikte yukarıda bahsettiğim bazı eksileri de barındırıyor. Çeşitli otoritelerin CRISPR ile ilgili yaptığı düzenlemeler bulunsa da henüz ‘biohack’ için bir düzenleme veya kanun mevcut değil. Tarihte bilim insanları kendi üzerlerinde oldukça fazla deney yapmış olsalar da günümüz şartlarında insanların kendi üzerinde CRISPR gibi çok yeni ve sonuçlarını henüz yeterince gözleyemediğimiz yöntemlerle deneyler yapabilir olması beni endişelendiriyor. Gelecekte bu tarz girişimlerin hem ulaşılabilir hem kontrol edilebilir olmasının hepimiz için hem ‘eğlenceli’ hem de farklı bir deneyim olacağına inanıyorum, ancak o günler gelene kadar CRISPR araştırmacılarının bizlere daha çok veri sunmasını beklememizde fayda var.

Bilimle kalın…

Referanslar;

Etkinlikler

Sonuç Bulunamadı

Üzgünüz, hiç bir gönderi kriterinizle eşleşmedi