Yazılar

,

Sokratik Yöntem: Zihin Okumak Mümkün mü?

Merhaba! Bu yazımızda “Zihin Okuma” üzerine tartıştık. Keyifli okumalar dileriz.

Aleyna İrem Çilingir: Merhaba Hülya.

Hülya Özdemir: Merhaba Aleyna.

Aleyna İrem Çilingir: Hülya biliyoruz ki son zamanlarda kuantum ve Asgardia’dan sonra en popüler merak konusu, beynimizin henüz bilmediğimiz özellikleri. Mesela beynimizdeki düşünceler bir başka beyin tarafından okunabilir mi? Yani zihin okumak mümkün mü? Yaptığımız araştırmalar sonucu biz hangi sonuçlara vardık paylaşalım.

Hülya Özdemir: Tabii. Bu sorunun cevabından önce şimdiye kadar yapılan zihin okuma çalışmalarının bazılarından söz etmek istiyorum. Teknolojimizin günden güne gelişmesi sayesinde bu konu izlediğimiz bilimkurgu filmlerinden gerçek  dünyaya taşınıyor. Geçmiş yıllarda bunun üzerine yapılan araştırmalarda zihin okumanın gerçekleştiği 2 deney yapıldı. Bir beyinden diğerine iletilen bilgiler basit olsalar da, bilim açısından heyecan verici bir gelişme

1.Deney: New Scientist’in haberine göre, ABD’nin Duke Üniversitesi’nde sinir bilimci Miguel Nicolelis ve ekibi tarafından yapılan deneyde, iki farenin beyni kablolarla birbirine bağlandı ve bilgi aktarımı yapıldı. Duke Üniversitesi’nde yapılan deneyde, iki fare ilk olarak eğitimden geçti. Eğitimde, belli bir ışık yandığı zaman fareleri bulunduğu ortamda yer alan iki tuştan bir tanesine basması gerektiği öğretildi. Ardından, farelerin beyinleri saç teli kalınlığındaki elektrotlarla birbirine bağlandı. Elektrotların, farelerin motor sinyallerini işleyen kısmı ile bağlantısı sağlandı. 1 numaralı fare ‘kodlayıcı’, 2 numaralı fare ise ‘kod çözücü’ olarak işaretlendi. İlk farenin görevi, görsel ipucu/bilgiyi alarak tuşa basmak olarak belirlendi. Başarılı olması halinde de ödül verildi. Kodlayıcı kendisine verilen görevi yerine getirirken, farenin beynindeki elektriksel faaliyet bir sinyale dönüştürüldü ve kod çözücü fareye aktarıldı. Böylece 2 numaralı fare, kendisine basması gerektiği öğretilen tuşa bastı. Ancak burada beyinler arası iletişimin olup olmadığını kontrol etmek için, ikinci fareye yardımcı olacak bir ışık yakılmadı. Fare, beynine gelen bilgi doğrultusunda iki tuştan hangisine basması gerektiğini anladı.

Deneyin sonucunda, 2 numaralı fare yüzde 64 oranında doğru tuşa bastı. Bu oran, bazen yüzde 72’ye kadar yükseldi. Bu sonuçlar, farenin şans eseri elde edebileceği başarının çok üstündeydi.

Nicolelis ve ekibi, kodlayıcı farenin beyninden iletilen sinyallerin doğruluğunu kontrol etmek için, ona bilgisayar aracılığıyla aynı simülasyonu uyguladı. Sonuçlar aynıydı. Farelerin beyninin çalışma şekliyle insanlarınkinin çok benzer olduğu ortaya çıktı. Yani Aleyna birinci deneyimiz başarılı, sanırım sonuca yaklaşmak üzereyiz ama bizim asıl sonuca ulaşmak istediğimiz “insan beyni”.

Birbirleri arasında beyin sinyalleri gönderen iki insan.

Aleyna İrem Çilingir: Evet, şanslıyız ki bilim insanları sadece fareler üzerinde deney yapmakla kalmamış, insanlar üzerinde de deney yapmışlar. İkinci ve bizi daha çok ilgilendiren deney ise şöyle:

2.Deney: Projenin ana sorumlusu Andrea Stocco, Washington Üniversitesi’nde Psikoloji departmanında görev yapan bir doçent. Deney düzeneği ise aslında gayet basit. Farklı binalarda bulunan iki insandan birine beyin dalgalarını kaydeden EEG makinesi takılıyor. Bu makine, diğer kişinin başına takılı olan manyetik bir düzeneğe yollanacak sinyalleri topluyor. Sinyalleri alan kişi, diğer kişiye ‘evet’ veya ‘hayır’ cevaplarından birini düşünerek yolluyor. Bu cevaplar beynin görme merkezinde yarattığı dalgaların farklılığı sayesinde ölçülüyor. Titizlikle ve tekrar tekrar yapılan testler sonucunda %72’lik bir isabet oranı elde ediliyor. Andrea Stocco ise bu teknolojinin geliştirilebileceğini ve yaygınlaştırılabileceğini söylüyor.

Bence biraz da olsa zihin okumak hakkında kafamızda bir fikir oluştu. Ben teknoloji ile zihin okumanın mümkün kılınabileceğini düşünüyorum. Beynimiz karmaşık bir yapıya sahip. Beynimizin sırlarını çözdükçe zihin okuma konusunda daha da aydınlanacağımızı düşünüyorum. Ve teknolojimiz ilerledikçe zihin okumak daha kolay bir hal alacaktır. Büyük makinelere ihtiyaç duymadan, belki de küçük çiplerle zihin okuyabilir hale geleceğiz. Ama unutmamak lazım ki bu teknoloji kötüye de kullanılabilir. Her ne kadar şuan için bilim insanları bu teknolojiyi felçli ve konuşamayan hastalar için kullanmayı düşünse de eğer halka açık bir konuma gelirse istenmeyen olaylar yaşanabilir.

Hülya Özdemir: İleriki zamanlarda beynimizin bilinmezlerini keşfetmeye başladığımızda istediğimiz özelliklerinden birinin bu olacağını düşünüyorum. Ama ne kadar doğru olur bilemiyorum.

Bu konuşma için teşekkür ederim Aleyna.

Aleyna İrem Çilingir: Asıl ben teşekkür ederim. Bilimle kalmak dileğiyle.

, , ,

KİMYA HAFTASI Etkinliğimiz NASIL GEÇTİ?

Merhaba sevgili FST blog okurları, ben FST İstanbul grubundan Öykü Durmaz. Bu yazımda size 10 Nisan’da yaptığımız bir etkinlikten bahsedeceğim. 10 Nisan’da İstanbul’dan 5 FST üyesi olarak ”Kimya Haftası” nedeniyle bir ilkokulu ziyaret ettik ve küçük çocuklara sunum, deney yaptık ve bu tecrübemizi burada sizinle paylaşmak istedik.

 7 Nisan Kimya Günü ve Kimyagerler Haftası olarak kutlanmaktadır. Biz de bunu öğrendikten sonra bu haftayı değerlendirme kararı aldık. Ne yapabiliriz diye düşünürken koordinatörümüz Barış bir okula sunum yapabileceğimizi söyledi. Yine FST İstanbul üyesi olan arkadaşımız Merve de annesinin Deha Koleji’nde öğretmen olduğunu, oraya gidip çocuklara deney yapabileceğimizi söyleyince biz de hemen bir ekip oluşturduk. Okula yazdığımız dilekçenin kabul edilmesi ile Mert, Anıl, Barış, Merve ve ben bir grup oluşturarak çocuklar için deneyleri aramaya başladık. Süreç çok hızlı gelişti ve 3 gün içerisinde kimin sunum yapacağını, ne konuşacağını, kimlerin hangi deneyi yaptığını belirledik ve prova alamadan okula gittik.

10 Nisan sabahı Deha Koleji’nde buluştuk. Orada Future Science Team ekibine çok sıcak yaklaştılar. Bizi tebrik ettiklerini ve desteklediklerini söylediler. Kendilerine tekrar çok teşekkür ediyoruz. Deneyleri bahçede yapmanın daha uygun olacağına karar verdik ve bahçede masaları hazırlayıp, doğaçlama bir akış listesi belirleyip miniklerin gelmesini bekledik. Daha deneyler başlamadan çocukların ”Oley, deney!” tarzında çığlık attıklarını duymak ve ilgilerini çekmek hepimizi çok mutlu etti. 1, 2, 3 ve 4. sınıflar bizi izlemeye gelmişti. Öncelikle Mert arkadaşımız çocuklara minik bir sunum yaptı. Meraklı miniklere ”Bilim nedir? Bilim insanı nedir? Kimya nedir?” gibi sorular sordu. Küçük çocukların hepsi katılım gösterdi, hepsi cevap vermeye çalıştı ve gerçekten çok heveslilerdi.

Mert çocuklara bilimle ilgili konuşmasını yapıyor. Çocuklar minderlerde oturmuş bizi izliyor.

Başlangıç sunumu ile Mert.

Ardından Anıl’ın deneyi ile başladık. Hidrojenli balon deneyini gerçekleştirdi. Pet şişenin ağzına balon bağladı ve açığa çıkan hidrojen gazı balonu şişirdi. Sonrasındaysa balon havaya uçtuğunda bu miniklerimizin çok hoşuna gitti, hepsi çok eğlendi. Bu sırada ikinci deneye geçtik. Merve çocuklar için kuru buz deneyini yaptı. Üstüne çıkan deterjanın köpürmesiyle tüm çocuklar coştu ve dokunmak istediler. Ancak çok soğuk bir deney olduğu için buza değmemeleri için fazlasıyla çaba sarf ettik. Bu arada çocuklar her deneyi aynı ilgiyle denediler ve hiç sıkılmadan sorularımızı cevaplamaya devam ettiler. Üçüncü deney ise bana aitti. Lav lambası yaptım ve deneyde hiçbir zararlı kimyasal olmadığı için çocukların hepsinin elinde gezdirmesine, incelemesine izin verdik. Bu arada, deneyleri yaparken aynı zamanda mikrofonla deneyleri çocukların anlayabileceği düzeyde açıkladık ve çocuklara deneyle ilgili sorular sormaya devam ettik. Sonrasında Barış ile beraber dördüncü deneyi gerçekleştirdik. Renklerin dansı deneyini yaptık. Bu deneyi çocukların uzaktan görmesi mümkün olmadığı için herkesi sırayla masamıza topladık ve deneyi birkaç kez tekrarlayıp herkesin görmesini sağladık. Çocuklar renk gördüğü zaman dahi mutlu oldukları için bu deneyden de büyük zevk aldılar, deneyi ebru sanatına benzettiler. Ardından fildişi deneyine, yani son deneyimize geçtik. Bu deney hem renkli olacağı hem de fazlaca kabaracağı için hepimiz en çok bu deneyin ilgilerini çekeceğini düşünmüş ve sona bırakmıştık. Fakat büyük bir aksilik çıktı ve hiç hayal ettiğimiz gibi olmadı. Sanırım sabunu fazla koyduğumuz için veya potasyum iyodür eksik geldiği için fildişi, izlediğimiz videolardaki gibi kabarmadı.

Ben deneyimi yapıyorum ve Anıl da bu sırada bana mikrofon tutuyor. Soldan sağa sırayla; Merve, Öykü, Mert, Anıl ve Barış.

Hidrojenli balon deneyi.

Deneylerimiz bu kadardı ve 40 dakikanın sonunda sunumumuz bitti. Çocuklarla beraber fotoğraf çekildik ve dağıldılar. Sonuç olarak o gün bizim için güzel bir tecrübe oldu. Daha ilk deneyimimiz olduğu için tabii ki bazı aksaklıklar oldu ancak bir sonraki sunumlarımızda neleri geliştirmemiz gerektiğini, neleri aynı şekilde devam ettirmemiz gerektiğini öğrenmiş olduk. Merve kuru buz deneyini daha geliştirme kararı aldı, çocuklar için daha güzel bir konuşma hazırlama kararı aldık ve en önemlisi; daha fazla potasyum iyodür alma kararı aldık. Her şeye rağmen o gün çocukların bilime olan ilgisi, sevgisini görmek bizim için anlatılamaz bir zevkti. Umarım onlar da geleceğin bilim insanı veya geleceğin FST üyesi olurlar. O gün çocuklarla geçirdiğimiz bu 40 dakikanın hem bize hem de çocuklara çok şey kattığını düşünüyor/umuyorum. Umarım FST olarak daha nice okullara gider, sunumlar, etkinlikler yaparız.

Anıl pür dikkat Hidrojen balonu deneyini yapıyor. Barış kameraya bakış atıyor.

Anıl’ın büyük bir dikkat ile deneye girişi.

İlk defa yazdığım blog yazımı okuduğunuz için sizlere, okulunda sunum yapmamıza izin verdiği için Merve’nin annesine ve o gün benimle deney yapan Barış, Merve, Anıl ve Mert’e teşekkür ediyorum. Sevgiler.

Öykü Durmaz-FST İstanbul