Yazılar

, , ,

Deniz Gülbaharlı ile Söyleşi

Merhaba sevgili okurlar, ben İrem. Bir arkadaşım aracılığı ile tanıştığım ve sizin de tanımanızı istediğim, çok sevgili Deniz ile bir söyleşi gerçekleştirdik.  Kendisi çok başarılı olmakla birlikte, gerçekleştirdiği sosyal sorumluluk projeleri ile ilham kaynağı bir insan. Deniz, Microsoft-Teknolojinin Kadın Liderleri, Geleceğin Teknoloji Yıldızı Ödülüne  ve Genius Olimpiyatları Fizik Kategorisi Dünya İkinciliği başta olmak üzere 8 yarışmada daha dereceye sahip.

Yarışmalar, proje girişimleri ve proje disiplini, yazılım gibi daha birçok konuyu konuştuğumuz bu yazıya daha yakından bakacak olursak;

1- Merhaba Deniz, öncelikle bana vakit ayırdığın için teşekkür ederim. Bize kendinden biraz bahseder misin?

Merhaba İrem! Ne demek, ben bana vakit ayırdığın için teşekkür ederim asıl. 18 yaşındayım, yazılım ve elektronikle ilgileniyorum. Türkiye’nin dört bir yanında atölye çalışmaları yapıyorum. Aynı zamanda İstanbul Teknik Üniversitesi’nde tam zamanlı bir araştırma stajyeriyim. Boş zamanlarımda, yeni şeyler öğrenmekten, su sporları yapmaktan ve film izlemekten hoşlanırım.

2- Birçok dereceye sahip olduğunu biliyoruz. Peki, katıldığın yarışmalar ve sahip olduğun projeler nelerdir?

11. sınıfta geliştirdiğim ‘’Bluetooth Low Energy ile Metrodan Hızlı Geçiş Sistemi’’  adlı projem ile Amerika’da Genius Olympiad yarışmasına katıldım ve 2.’lik elde ettim. 12. Sınıfta geliştirdiğim Mars kolonileri için radyasyon koruması sağlamayı amaçlayan projem ile de TÜBİTAK Türkiye 2.’liği, NASA AMES ve National Space Society tarafından düzenlenen Space Settlement Design Contest 1.’liği ve ESA tarafından düzenlenen Odysseus Space Contest 1.’liği aldım. Bunların yanında Microsoft ve KAGİDER’in düzenlemiş olduğu Teknolojinin Kadın Liderleri Ödülleri’nde Geleceğin Teknoloji Yıldızı ödülünü kazandım. Şimdi ise Intel ISEF 2018’de Türkiye’yi temsil etmek için hazırlanıyorum.

Deniz, Mars kolonisinde radyasyonu engelleyecek bir kalkan tasarladığı projeyi standında sunmak üzere hazırlanmış. Masanın üstünde bir maketi var, arka planda duvarlarda, posterler ve proje ile ilgili görsel modellemeler alt alta düzenli bir şekilde sıralanmış. Fuar alanı gibi görünüyor. Görselde sadece Denize ayrılan kısmı görebiliyoruz. Deniz masanın yanında, kameraya bakarak gülümsüyor. Deniz, kapüşonlu gri kazağı, kıvırcık yarı toplanmış kumral saçları ile gülümserken son derece rahat ve mutlu görünüyor.

48. TÜBİTAK Liseler Arası Araştırma Projeleri Yarışması’nda.

3- Tebrik ederim! ISEF 2018’de de en iyi şekilde temsil edeceğini düşünüyorum. Tecrübelerine dayanarak sormak istiyorum, bir yarışmaya katılmadan önce dikkat edilmesi gereken bazı noktalar olduğunu düşünüyor musun? Varsa bunlar nelerdir?

Tabii, projenin sağladığı toplumsal fayda, taşıdığı bilimsel değer ve özellikle mühendislik alanı için uygulanabilirliği çok önemli. Bunun yanında yarışmalarda projenizi iyi sunmalısınız. Benim bu yönde verebileceğim en büyük tavsiye çalışmaktan zevk aldığınız bir alanda proje geliştirmeniz. Oldukça araştırma yapmanız, bir proje ile aylarca uğraşmanız gerekiyor. Bu süreçte istekliliğinizi yitirmemelisiniz. Sevdiğiniz bir alanda çalışırsanız bu süreç zorlu olduğu kadar eğlenceli de oluyor.

Mars Kolonisinde anlık kozmik radyasyon dalgalarını tespit ederek o konuma yönelen bir kalkan tasarlayan Deniz'in TÜBİTAK'ta sunduğu maketin yakın çekimi. Toprak bir yüzey üzerinde, küçük çanaklar ve yarım küre şeklinde koloniyi temsil edecek maketler fotoğraf karesinin içindeler.

Kozmik radyasyonlara karşı otomatize kalkan projesinin maketi.

4- Bir proje ortaya çıkarmadan önce, o fikri bulmak zor bir iş. Sence, fikir balığı nasıl yakalanır? Hangi aşama ile başlanmalı?

Her bilimsel çalışma bir soru ile başlıyor. Bu soru çok genel veya spesifik olabilir. “Nasıl balık çiftliklerini daha çevre dostu yapabiliriz?” de “Görme engelli bireylere nasıl yardım edebilirim?” de başlamak için iyi sorular. Sonra bir cevap üretmek de, proje fikriniz oluyor. Daha sonrasında da bu projenin yapılıp yapılmadığını araştırmak, ilk aşamayı oluşturuyor. Mesela benim ’Bluetooth Low Energy ile Metrodan Hızlı Geçiş Sistemi’ proje fikrimin çıkış noktası,  akbilimi sürekli evde unutuyor olmamdı.

5- Yer aldığın projelerde bir ekip miydiniz yoksa yalnız mıydın? Ekip üyelerinin sorumluluk bilincinde olması gerektiğini düşünüyor musun?

Proje geliştirmek uzun ve zorlu bir süreç. Takım arkadaşlarının sorumluluk sahibi olmaları gerektiği gibi iletişimlerinin de sağlıklı olması çok önemli. Ben yalnız daha rahat çalıştığımı düşünüyorum, yaptığım işin tam kontrolünde olmak beni daha güvende hissettiriyor. Bu sebeple yalnız çalıştım. Ekiple çalışmanın da yalnız çalışmanın da kendilerine göre artıları var tabii. Kişiden kişiye değişen bir şey.

Denizin NASA'ya gönderdiği bu görsel bilgisayar çizimi. Mars yüzeyi kahverengi toprak. Denizin önceki projesinde yer alan kalkan var. İki astronot camekanlar içindeki sebzelere bakıyorlar hemen sollarında tekerlekli bir Mars aracı var.

Marsta bir gün. Deniz Gülbaharlı’nın NASA’nın bir yarışmasında birinci olan çizimi.

6. Projenin ilerleme sürecinde uygulanması gereken bir proje disiplini olduğunu düşünüyorum. Proje disiplinin sana göre tanımı nedir?

Düzenli çalışmak ve erken başlamak özellikle lise öğrencisi iken proje geliştirildiğinden çok önemli, tamamen katılıyorum. Bence proje disiplini, planlı ve programlı çalışmayı gerektiriyor. Ben programlı çalışma konusunda çok iyi değildim ve bir masa takvimi edinip tüm son başvuru tarihlerini, neyi ne zaman tamamlamam gerektiğini işaretlemiştim. Erken başlamak ve düzenli ilerlemek aynı zamanda projenizi ve başvuru materyallerinizi geliştirecek daha çok zaman veriyor.

7- Sence neden başarılı oldun? Başarısız olduğun zamanlar da oldu mu, başarısızlık sence nasıl karşılanmalı?

Başarısız olduğum zamanlar çok oldu. Hatta ilk projem bir yarışma dışında her yerden reddedilmişti. Başarısızlıkları kişisel algılamamak, çalışmaya devam etmek gerekiyor.  Umudunuzu kaybetmemeniz önemli. Bununla birlikte; şans, azim ve tutku başarılı olmamı sağlayan faktörler. Yani, sevdiğim alanlarda çalışmam, karşılaştığım zorlukların ve yenilgilerin üzerinden gelmem etkili oldu ama şansın da çok önemli bir faktör olduğunu unutmamak gerek.

''GENIUS Olympiad'' tanıtımı yapan afişin önünde Türkiye'den katılan 4 yarışmacı ve yarışmacıların hemen önlerinde tutmuş oldukları Türk bayrağı var. Kameraya bakarak gülümsüyorlar. Deniz soldan birinci sırada. Deniz çiçek desenli bir elbise giyiyor, yanındaki kişi kırmızı, üzerinde İstanbul yazan kısa kollu bir tişört giyiyor. 3. kişi beyaz yakalı kısa kollu tişört giyiyor. Dördüncü kişi ise gömlek kravat ve ceketiyle, ciddi bir duruş sergiliyor. Sahip oldukları minyon yüzler ile lise öğrencileri olduklarını düşündürüyorlar karşı tarafa. Aynı zamanda yarışmanın sonuna gelmiş olmaları sebebiyle yorgun ve mutlu görünüyorlar.

GENIUS olimpiyatlarında, Türkiye’yi çok başarılı bir şekilde temsil etmiş 4 öğrenci. 🙂

8- Edindiğin tecrübeler sana neler kattı? Yaşamında ve karakterinde değişimler yarattı mı?

Başarısızlığı kabul etme konusunda artık çok daha iyi olduğum kesin. Aynı zamanda daha sorumluluk sahibi, bağımsız ve ayakları üzerinde durabilen biri oldum bence.

9- Aynı zamanda birçok sosyal sorumluluk projesinde yer alıyorsun. Biraz bahsedebilir misin?

Tabii, ben kendim internetten yazılım öğrenmiştim ve katıldığım etkinliklerde yazılımla ilgilenen yaşıtlarım çoğunlukla erkeklerdi. Kız çocukları ne yazık ki bu alanlarla çok geç tanışıyor, bu da dünyada teknoloji alanındaki kadın sayısının çok az olmasına neden oluyor. Ben kız çocuklarına yazılım ve teknoloji ile tanıştırmayı amaçlayan Minik Yazılımcılar adlı bir organizasyon yürütüyorum. Kız çocuklarına yazılım öğreten workshoplar düzenliyor, mentörlük programları yönetiyoruz. Ayrıca daha önce Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın kız çocuklarını bilim, spor, sanat gibi alanlara yönlendirilmesini amaçlayan bir reklam filminde de yer almıştım. Benim çok önem verdiğim bir konu.

Deniz’in yer aldığı reklam filmi

10- Söylediğin gibi, kız çocuklar yazılım ve bilimle daha geç tanışıyorlar. Yürütmekte olduğunuz bu proje çok önemli. ‘’Minik Yazılımcılar, Future Science Team’’ gibi daha birçok proje ve topluluk ile birlikte, umarım, Türkiye’nin dört bir yanında fırsat eşitliğinin olduğu yarınlar göreceğiz. Röportajı bitirmeden önce, liseni nasıl geçirdiğini ve yazılıma nasıl başladığını sormak istiyorum. Bu yazıyı okuyacak olan, bizler gibi birçok öğrenciye nasıl bir tavsiyede bulunursun?

Yazılımı, internette bulunan online derslerden öğrendim. Yazılıma başlamak isteyenler için, internet sınırsız kaynak sunabiliyor, ben coursera’dan ders almıştım. Lisede, Türkiye’de yer alan konferanslara ve makerlara olabildiğince katılmaya çalıştım. Bu gibi etkinlikler, farklı bir çevre ve iyi bağlantılar kazanmamda aracı oldu. Aynı zamanda İstanbul Teknik , Boğaziçi ve Koç Üniversiteleri’nin açık ders programlarından ders aldım. İlgi duyduğum alanları keşfetmemde yardımcı oldular. Diğer yandan, interneti doğru kullanmanın birçok fayda sağladığını gördüm. Mesela yurt dışında katılmak istediğim yaz okulları üzerine bazı kurum ve kişilere mail atmıştım. İlgili olduklarını gördükleri takdirde sana fazlasıyla yardımcı oluyorlar. 2016 yazında farklı deneyimler ve güzel dostluklar kazandıran,  astronomi kampına ve Yale Üniversitesi’nin yaz programına katıldım (International Astronomical Youth Camp ve Yale Young Global Scholars Summer Program). Bu tarz programları takip edip katılmalarını, herkese tavsiye ediyorum. Maddi açıdan problem yaşıyorsanız, burs programı ile katılabilirsiniz ya da bu durumu mail ile bildirebilirsiniz. Yardımcı olabileceklerini düşünüyorum. Son olarak söyleyeceğim; sevdiğiniz alanda ilerleyin, pes etmeyin ve imkansız olduğunu düşündüğünüz işler için bile kollarınızı sıvayın!

Açık bir gökyüzünde, serin bir havada montlarıyla 9 arkadaş kameraya bakıyor. Zifiri karanlığı gökyüzündeki yıldızlar deliyor.

International Astronomical Youth Camp’ta yıldızların altında.

Deniz’e tekrar teşekkür ederim. Paylaşmış olduğu bilgi ve deneyimler çok değerli olmakla birlikte eminim ki birçok kişiyi teşvik edecektir.

Bu röportajda kendisinden mütevazılıkla bahsetmiş olsa da yer aldığı maratonlar, kürek takımı, okul dergisi,  projeleri, katıldığı programlar ve daha birçok şey için denizgulbaharli.com ‘u ziyaret edebilirsiniz.

Atakan ve Berfin’in, Deniz ile olan keyifli sohbetlerini ise buradan dinleyebilirsiniz. 🙂

 

,

FST Ekibiyle Matematik Köyü Ziyareti

Merhaba arkadaşlar ben İzmir’den Mert. Bu yazıda sizlere FST olarak 2 gün geçirdiğimiz Nesin Matematik Köyü serüvenimizden bahsedeceğim. Bu köy kökleri daha eskilere dayansa da 2007-2008 yıllarından itibaren gençlere matematiğin güzelliğini sunup gençlerin ufuklarını açıyor. İzmir il toplantımızda bu güzel köye gidebileceğimizi öne sürdüm ve Burak arkadaşımız köye daha önce gittiğini, matematik öğretmeninin köyde tanınan birisi olduğundan bahsetti. Bu süreçte çoğu prosedürü ayarlayan o güzel insan Burcu İnci hocamızın emeği inanılmaz büyük.

Etkinliğin düzenlenme sürecinden başlamak istiyorum, gayet yorucu bir süreçti. İlk olarak şubat ayının ortasında olacak bir etkinlik düşünülüyordu fakat çeşitli sebeplerden ötürü mart ayına ertelendi. Ocak ayının başında bir WhatsApp grubu kuruldu ve şubat başında tüm katılımcılar kesin olarak belirlenmiş, gereken ücret toplanmıştı. Her ihtimale karşı hazırda bekleyen bir yedek ekip oluşturulmuş, tüm katılımcıların bilgilerini içeren Excel dosyası jandarma kontrolü için köye yollanmıştı. Günler su gibi geçiyor ve köye gidiş günü geliyordu, bu ziyaretin hakkını vermek için matematiğin gerçekten ne olduğunu anlayabileceğim yazılar okumaya başladım. Bu süreç bile matematiğin okulda gördüğümüz derslerden ne kadar uzak olduğunun farkına varmama yetti, okulda matematiği değil matematik okuryazarlığını öğreniyormuşuz yıllardır.

Köye gideceğimiz gün gelmişti. Ankara, Kocaeli, İstanbul ve İzmir’den gelecek arkadaşlar hazırlanmıştı. Gerçekten inanılmaz bir sabahtı! İl dışından gelen arkadaşlar saatlerce süren yollardan gelmiş, biz saat 5 civarında gerçek matematiği öğrenme aşkı ile kalmıştık. İl dışından gelen arkadaşlar İzmir Otogarı’ndan kalkan servislerle, biz ise İZBAN ile Selçuk’a ulaştık. Onlar bizden önce varmıştı ve gerçekten gözlerime inanamadım. İnsanların sürekli “İzmir’den buraya bunun için mi geldin?” diyerek şaşırmasına alışkındım fakat bu sefer bu şaşkınlığı bana diğer arkadaşlar yaşattı. Yüzlerce kilometre öteden bir şeyler öğrenmek için gelmek gerçekten saygı duyulması gereken bir eylem. Bir masa kurulmuş, herkes toplanmış kahvaltı ediyor, 10 dakika önce tanışılan arkadaşlarla inanılmaz samimi sohbet dönüyordu. İşte FST ruhu buydu! Bir minibüsü doldurup Şirince’ye, ardından da köye ulaştık.

Köyde İstasyon adı verilen bir merkezde soluklanıp odalarımıza gittik. Ali Nesin’den ders alma zamanı gelmişti ve Ali Hoca hepimizin ilgisini çekecek bir ders olmasını istedi. 2 saat süren bir dersti ve derslerde karmaşık sayılar, olaslık gibi konulara değindik. x+1=0 denkleminde x’in doğal sayılardaki çözüm kümesini aramak gibi çılgınlıklar yaptık. Dersin ardından yemekhanede yemeğimizi yedik ve Şirince’de ufak bir gezi yaptık. Gezi dönüşünde ufak çaplı bir jeolojik araştırmaya girdik. “Parlayan kaya” ismini verdiğimiz bir taşı anlamaya çalıştık. Ağaç fosili olduğunu anlamamız uzun sürmedi ama o araştırma esnasında yaşadığımız keyif inanılmazdı. Köyde akşam yemeği vakti gelmişti. Yemekten sonra bulaşıkları insanlar gönüllü bir şekilde yıkıyordu ve bizim de çorbada tuzumuz olsun diyerek bulaşık işine girdik. Bu sırada o efsane sözler sırasıyla geldi, “Bulaşık da yıkıyoruz, tabak da siliyoruz, kazan yıkıyoruz!” yağlı bir kazanı yıkamak ne kadar eğlenceli olabilirmiş onu da öğrenmiş olduk.

Yanyana duran 4 tahtaya Ali Nesin ve öğrenciler çeşitli şekiller çiziyor, işlemler yapıyor.Akşam saatleri gelmişti. Grubumuzun girişimcisi Yusuf’un yaptığı, tabiri yerindeyse, ışıklı mışıklı kazak tam anlamıyla göz kamaştırıyordu :D. Kuleye çıktık ve ekip üyemiz Elif’in doğum gününü kutladık, ardından köyde saklambaç oynayıp keyifli zaman geçirdik. Bu süreç içerisinde inanılmaz matematik ve felsefe muhabbetleri dönüyordu. Astronomi ile birleşmiş bir oluşum olarak o görece temiz gökyüzünü görünce gözlem yapmamız kaçınılmazdı. Köyün alt tarafındaki bir alanda yaklaşık yarım saat kadar gözlem yapıp takım yıldızları bulmaya çalıştık. Geldikten bir süre sonra kütüphanede zaman geçirdik ve yatma kararı aldık. Hep birlikte koğuşumuza gittik ve birkaç ufak sorundan ötürü kütüphanede yatma kararı aldık. “Ali Nesin’in kütüphanesinde uyumak herkese nasip olmaz.” sloganıyla yatıp tutulmuş boyunlarla uyandık. Sabah kahvaltıda Mustafa Yağcı ile konuşma fırsatı buldum, kendisini bilen bilir bu ekosistemde önemli birisidir. Dersten önce bir grup arkadaş köyün karşısındaki dağa kadar yürüyordu. Biz de Burcu Hocamızla birlikte felsefe, matematik sohbeti yapıyorduk. Tekrar ders başladı. Bu ders biraz daha ileriye gittik. Hayatımda bilgiden, öğrenmekten bu kadar zevk aldığımı hatırlamıyorum. Etrafta “Matematik ne güzel şey!” diye fısıltılar dönüyordu. Ali Hoca olasılık hesabı için art arda yazı tura atıyordu, inanılmaz keyifli bir ortamdı. Ardından bize o güne kadar köyde daha önce sormadığı bir soruyu sordu ve bunun üstünde düşünün dedi. Soruda 3 kare içerisinden mahkumları çıkartmaya çalışıyoruz. Soru, her mahkumun kendisini yok edip kuzeye ve batıya bir kopyasını bırakmasıyla ilerliyor. Ali Hoca bize tahtayı kullanmamızı söyledi ve ardından kapıyı açıp çıktı. İnanılmaz bir şekilde 15 kişinin tamamı tüm dikkatiyle soruyu çözmeye çalışıyor, birlikte tartışıyor ve doğruyu arıyordu. Yaklaşık yarım saat sonunda Ali Hoca geldi ve bizim sonuca çok yaklaştığımızı görüp epey şaşırdı ve suçluların neden hapishaneden çıkamayacağını kanıtladı. Kanıttan inanılmaz bir zevk aldık fakat daha büyük bir haz vardı: kanıtlamaya çalıştığımız süreç. Ders bitmiş, biz de bitmiştik. Hazırlanıp köyden ayrıldık ve matematik köyü maceramız böylece son buldu.

Köy ziyareti 2 gün 1 gece sürdü fakat gerçekten bizlere çok şey kattığına inanıyorum. Ufkumuzu açıp bize düşünmenin güzelliğini öğretti. FST ruhunun gerçekten oturmuş olduğunu gördük. Başta Burcu İnci Hocamız olmak üzere Burak’a ve tüm katılımcalara sonsuz sevgi ve teşekkürlerimi iletiyorum.

, ,

2017 NASA SpaceApps Challange Nasıl Geçti?

 Herkese merhaba! Ben Mustafa Fikret. Uzun zamandır sizin gibi bilimsever insanlarla tanışmak istiyordum, o gün bugünmüş.

Ben, 2 yıl önce kurulmuş olan küçük bir WhatsApp grubu gibi görünse de içinde kocaman yürekler ve hayaller barındıran Future Science Team ekibindenim. Ayrıca TFR Robotics adlı robotik ve yazılım ekibinin de kurucusuyum. Bugün sizlere FST ve TFR ekibi ile beraber katıldığımız 2017 NASA SpaceApps Challange – ODTÜ hakkında bilgi vermek istiyorum.

Nisan 2017’de katıldığımız bu yarışma bir hackathon idi. Tüm dünyada aynı anda başlayan yarışma 48 saat sürüyor ve herkesin, Nasa’nın verdiği konu başlıklı sorunlara bu 48 saat içinde bir çözüm bulması gerekiyor. Her yıl düzenlenen bu hackathona en az üç kişi ile katılabiliyorsunuz. Biz yarışmaya aşağıdaki karma ekip ile katıldık:

TFR ekibinden;

Mustafa Fikret Uğur(yani ben); Gömülü Entegre Sistemler Yazılımcısı
Sarp Gökdağ; Yapay Zeka ve Makine Öğrenimi üzerine sorumlu kişi
Murat Batuhan Günaydın; Havacılık ve aerodinamik mühendisi
Mücahit Çalışkan; Havacılık ve aerodinamik mühendisi

FST Ekibinden;

Aylin Açıkgöz; FST’nin olmazsa olmaz fedaisi, iş geliştirici ve TFR Robotics Halkla İlişkiler Departman Başkanımız
Baha Erkam Tabak; Teknoloji sever, iş geliştirici ve bilime aşık bir FST’li

Yarışma Ankara Next Level AVM‘de yapılacaktı, bu yüzden Sarp İstanbul’dan ben ise Denizli’den yarışma günü Ankara’ya geldik. Yarışmaya Ankara’da ODTÜ Genç Girişimciler Topluluğu, İstanbul’da ise Koç Üniversitesi ev sahipliği yapıyordu. Yarışmanın ilk saatlerinde takımlar için ayrılmış masalara kurulduk(5 bilgisayar tek bir masaya ne kadar sığabildiysek…). Sonrasında 1-2 saatlik yoğun bir düşünme aşamasına geçtik. Sanırım çözüm bulmak sorun bulmaktan daha kolaydı, çünkü herhangi bir konuda bir sürü çözüm üretebiliyorken gerçekten insanlara sorun olan bir problemi bulmak çok ciddi ve zor bir işti. Bir sürü konu başlığı arasından NASA’nın araştırma uçuşları için yaşadığı problemlere bir çözüm bulmaya karar verdik. Karar verme ve sonrasında nasıl çözüm bulacağımız faslına geçene kadar saatin çoktan 17.00 olduğunu fark ettik(Yarışma 10 gibi başlamıştı.). Çokça vakit geçmişti ama ne demişler, “Bir işin yüzde doksan dokuzu o işin nasıl yapılacağını düşünmek, yüzde biri ise yapmaktır.”.

Daha sonra ekipçe akşam yemeğine çıktık. Yemekten sonra ise hemen aşağı inip sonunda çalışmalara başlayabilmiştik. Tabii 48 saat boyunca uyuyamayacağımızı bildiğimiz için önceden masaya doldurabildiğimiz kadar enerji içeceği ve kahve doldurmuştuk. Allah’tan enerji içecekleri bedavaydı, ki sanırım 48 saatte 6 tane içerek kendi rekorumu kırmıştım 🙂 (Deneyenlerin mesuliyetini kabul etmiyorum!). Bu süreç içerisinde herkes kendi işine birden odaklanmıştı, ekip olma ruhu buydu sanırım. Çalışmaları anlatmadan önce, sorun ve soruna nasıl çözüm bulduğumuz hakkındaki notları sizlerle paylaşmak istiyorum;

Big Data, geçmişten beri elde edilen veriler sayesinde insansız hava aracımız içerisinde “Makine Öğrenmesi ve Yapay Zeka Programları” kullandık. Hava aracımızın etrafında bulunan objelerin saptanması ve gerekli analizlerin yapılabilmesi için görüntü işleme metodunu kullandık, bu sayede bilimsel araştırma esnasında gerçek zamanlı olarak geliştirdiğimiz yeni algoritma formatları ile birlikte uzay programlarında kullanılacak sensörlerin risklerini azalttık. Aerodinamik yapısı sayesinde uçağımız, kanat bölümünde hava şartlarına bağlı olarak şekil değiştirebilmektedir. Bu sayede uçağımız, bulunduğu her ortama adapte olabilir. Bu durum havayolları şirketleri için yolcu ve uçuş deneyimi sağlarken, bilimsel araştırma alanlarında da yüksek düzeyde veri optimizasyonu sağlamaktadır. Hedefimiz gelecek havacılık sektörünü, insansız hava araçlarının kendi kendine öğrenmesiyle değiştirmektir!

Yarışma tamamen open source yani açık kaynak olarak yapıldığı için yazdığımız tüm kodlara, çizimlere ve videolara bu linkten ulaşıp inceleyebilirsiniz.

Herkes kendi işinin başına koyulmuştu. Ben uçaklar için radar yazılımı yapıyor, Sarp görüntü işleme kodu yazıyor; Mücahit ve Batuhan da uçakların CAD çizimlerini yapıyordu. Bu arada Aylin ve Baha ise bize yarışma sonunda gerekli olacak çok ciddi araştırmalar içindeydi. Ben radarı tamamladıktan sonra Baha ve Sarp da görüntü işleme yazılımlarını yapmıştı. Tabii ki elimizde CAD çizimlerini basabileceğimiz 3D yazıcılar bulunmadığı için yazılımları yaptığımız kağıt uçaklar ile deniyorduk. Bu gibi olumsuzluklara rağmen başarılı olmuştuk, yazılımlar kusursuz çalışıyordu. Tüm bunlar bittiğinde saat sabahın 5’iydi! Aylin, yurda dönmesi gerektiği için akşamdan ODTÜ’ye geçmişti. Sabah erkenden tekrar AVM’ye geldiğinde 15 dakikalığına da olsa hepimizi uyuyakalmışken gördü. Aylin bizi uyandırdıktan sonra hemen çalışmalara devam ettik, Mücahit Abi hâlâ bilgisayarına gömülmüş, pür dikkat çizim yapıyordu. Biz ise bu sırada ODTÜ’den ve birçok farklı alandan uzmanlar ile istişareler yapıyorduk. Yazılımları bitirdikten sonra, Aylin’le birlikte yarışmanın jürilerine sunmak üzere bir sunum hazırlamaya başladık. Yarışmanın sonunda ekiplerin üçer dakikalık sunum süreleri oluyor ve projelerini bu süre içerisinde anlatmak durumundalar. Aylin ve Baha mentörlerin verdiği sunumlara katılıp bize özet geçmişlerdi, biz bu süre içerisinde kafalarımızı bilgisayardan kaldıramıyorduk ne yazık ki. Bundan dolayı Aylin ve Baha’ya teşekkür ediyorum. Ekipteki tek bir kişi bile olmasa bu denli başarılı işler çıkaramazdık. Ben TFR Robotics ve FST ekibinin dünden bugüne tüm üyelerine teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Hepimiz birbirimizi tamamlıyoruz desem yeridir. Eğer hızlı ilerlemek istiyorsan yalnız başına ilerle ama daha ileri gitmek istiyorsan ekibin ile git. Bu yüzden bilimseverler; yol arkadaşlarınıza güvenin, onları sevin ve saygı duyun. Bu hepimizi yüceltecektir.

Yarışmanın sonlarına doğru yaklaşmıştık. Ekipler sıra sıra sahneye çıkıyor ve projelerini sunuyordu. Üç dakikalık sunum süresini titiz bir şekilde kullanamayan ekipler üzücü bir şekilde sahneden iniyorlardı. Sıra bize geldiğinde ben ve Sarp sahnede konuşurken, Aylin ve Baha ise bilgisayarın başında sunumu kontrol ediyorlardı. Sunumumuzu güzel bir şekilde yapıp süreden yarım saniye artırmıştık bile! Herkes gibi bizim de kendimize güvenimiz tamdı. Birinci olacağımızı düşünsek de ne yazık ki jüri üyelerinin projelere ticari ürün gözüyle bakması nedeni ile beklediğimiz hedefe ulaşamadık. Bu durum bizi biraz üzse de biliyoruz ki bu gibi yarışmalar bizler için büyük bir tecrübe. Hem diğer takımları izleyerek hem de mentorlardan aldığımız tavsiyelerle vizyonumuzu genişletiyor ve olaylara bakış açımızı değiştirme şansı elde ediyoruz.

Yarışmadan sonra ben, Baha ve Aylin ODTÜ’ye gittik. 48 saati aşan uykusuzluk ve yorgunluğun üzerine en son hatırladığım şey devrim çimlerinde uyuyakalmamdı.

Umarım FST gibi ruhu bilim ve teknoloji ile yanıp tutuşan sizler, 2018 yılı için birçok ekip çıkaracak ve birçok başarılara imza atacaksınız.

Bilimle ve sağlıcakla kalın!

,

Mini Astronomi Öğretmen Semineri Nasıl Geçti?

Herkese merhabalar, ben İzmir FST ekibinden Mert, bu hafta sizlere 6 Ocak’ta İzmir’de gerçekleşen ve çok değerli insanların sunum yaptığı “Bir Yıldız, Bir Gezegen, Bir Uydu” isimli seminerden bahsedeceğim.

Etkinlik FENÖDER‘in(Fen Öğretmenleri Derneği) desteğiyle Bahçeşehir Koleji’nde gerçekleşti. Bu etkinliğin türevleri Türkiye’nin birçok ilinde öğretmenlerde temel astronomi bilgisi oluşturmak için yapılıyor ve yoğun ilgi üzerine İzmir içinde Mini AÖS adıyla yapılmaya başlandı.

Etkinliğin gerçekleştiği yeri bulmak benim için kolay olmadı, hatta yolda kayboldum diyebilirim fakat etkinlik başlamadan oraya varmayı başardım. Etkinlik alanının sınırına girer girmez saygıdeğer hocalar Prof. Dr. Zeynel Tunca, Prof. Dr. Serdar Evren ve Kubilay Akdemir gözüme çarptı ve kısa bir süre sonra ilk konuşma başladı.

“Güneş ve Güneş Sistemi” – Prof. Dr. Serdar EVREN

Sayın Serdar Hocamız etkinliğin sohbet havasında geçmesini istediğini belirtip konuşmasına başladı. Kendisinden uzun zamandır bir şeyler dinlemiyordum ve ne yalan söyleyeyim, özlemişim. İlk önce birkaç genel bilgi verdi ve ardından bizim için devasa bir hayat kaynağı olan Güneş’in bazı yıldızların yanında ne kadar küçük kaldığını gösteren bir görselle konuşmasına devam etti. İnsanların Güneş’i anlama çabalarını ve hayatlarına bir şekilde takvimlerle, mitlerle dahil ettiğini açıkladı. Daha sonra Güneş’in diferansiyel dönüşü, lekeleri ve Güneş’te gerçekleşen tepkimeler hakkındaki bilgileri bizlere aktardı. Dünya ve Yer’in farkını bilmiyordum, sayesinde öğrenmiş oldum; Yer, Jüpiter, Satürn, Mars gibi bir gezegen anlamında; Dünya, buradaki tüm canlı cansız her şeyi kapsayan ekosistem anlamındaymış. Kullandığı dosyaya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Ardından Güneş gözlemi yapıldı.

Bir teleskobun önünde bir grup insan Güneş gözlemi yapıyor.

Serdar Hocanın sunumunda bahsettiği gibi Güneş’te hiçbir leke yoktu.

“Güneş, Yer ve Ay Etkileşimleri” – Prof. Dr. Zeynel TUNCA

Zeynel Hoca konuşmasına gökyüzü gözlemlerinin en verimli nerede yapılabileceğine değinerek başladı. Salonda TUG’a giden insanların olup olmadığını sordu ve büyük bir mutlulukla el kaldırdım, “seni biliyoruz” diye bir tepki aldım, mükemmeldi. Takımyıldızların bu güne kadar oluşum süreçleri üstünde duruldu ve izleyicilere yıldızlardan oluşan minik bir Rorschach Testi yaptı. Hareketin üzerinde bir süre duruldu, daha sonra ise coğrafya derslerinden hatırladığımız konular olan Dünya’nın günlük hareketi, yıllık hareketi gibi konulardan bahsedildi. Hocamız konuşmasının sonunda astrolojinin saçmalığına değindi ve konuşmasının bu kısmını “Biraz fizik.” diyerek gönül rahatlığıyla özetleyebiliriz.

“Yer ve Ay” – Prof. Dr Serdar EVREN

Tekrar Serdar Hoca, bu sefer Dünya’mızın büyüklüğünü anlattı ve Dünya’mızın neden mavi olduğu konusunda bizleri aydınlattı. Bunun sebebi mavinin ışık kırılması sonucunda daha çok saçılmasıymış. Atmosferimizin evrimi ve yanardağlardan bahsedildi; konuşmanın bu bölümü astronomiden daha çok jeolojiyi kapsıyordu. Gezegenleri nasıl gördüğümüz ve onların kendi yıldızlarından gelen ışığı yansıtma yüzdeleri verildi(Dünyamız için bu oran %30). Ekinoks ve gün sürelerinin her geçen yıl değiştiğinden bahsedildi. Sevgili uydumuz Ay gittikçe bizden uzaklaştığından dolayı 1 milyar yıl sonra Dünya’dan tam Güneş tutulması izlemenin mümkün olmadığı belirtildi.

“Tutulmaların Toplumlar Üzerine Etkileri” – Kubilay AKDEMİR

Kubilay Hoca sunumunu yapıyor, arkadasındaki tahtada tutulma avcıları logosu var.

Kubilay Akdemir sunumunu yaparken

İlk önce Kubilay Akdemir ve Tutulma Avcısı projesini özetlemek gerekirse: Dünya’nın çeşitli bölgelerinden gözükecek tutulmaları bulup o bölgeye giderek tutulmayı fotoğraflamak. Bunu neden yaptığını tutulmayı yaşarken hissetiği duygularla açıklıyor bizlere, “Bir bilimkurgu filminin içerisinde gibisiniz, güzel bir öğle vakti ve yavaşça güneş kayboluyor,  ardından yıldızlar çıkıyor.”.

Tutulmalara karşı olan tarihsel saygıdan ve inanışlardan bahsetti: Çin’de mutlak otorite olan bir kralın Güneş’i doğurup batırdığına inanılır ve bir gün Güneş tam gökyüzünün ortasındayken Güneş batar. İnsanlar kralın gücünü sorgulamaya başlar ve tutulmayı kraldan daha güçlü olan ejderha ile açıklarlar. Belirli dönemlerde insanlar ejderhaya olan saygılarını göstermek için çeşitli gösteriler yapar. Tutulmayı Ejder’in Güneş’i yemesi olarak görmüşler. Bir başka inanış ise İstanbul’un fethi sırasında bir tutulma gerçekleşmesi ve Osmanlı’nın bu olayın uğur olduğuna inanması, Bizans’ın tam tersi bir uğursuzluk olarak görmesi. En iyi örneklerden bir diğeri de Thales’in tutulma tarihini bilip bitmek bilmeyen bir savaşın sona ermesini sağlaması ve bunun sonucunda karşılıklı barışın sağlanmasıdır.

Kubilay Akdemir Çin’e bir tutulmayı gözlemek için gidişini anlatı. İnsanların tutulmalar için özel müzikler, ibadetler yapmasından bahsetti. İnsanların tutulmayı çekeceği için ona gösterdiği ilgiden bahsetti. Kulağa mükemmel geliyor değil mi? Fakat tutulma olmadan önce yağmurun başladığını ve tutulmayı çekemediğinizi düşününün. Bu onun başına geldi. Fakat yılmadı ve tutulma avlamaya devam etti. Yıllardır iç savaştan çıkmayan Sri Lanka’da gözlenecek bir tutulma vardı ve oraya gidecekti. Ülkede bir kaos ortamı var ve karşılıklı iki gruptan birsinin liderinin canlı yayında kafası kesilmiş, hem de sizin gelişinizden 1 hafta önce. Kendisinin orada çok sık denetimlere uğradığından bahsediyor(eliyle işaret ettiği bölgeye mayın taraması yapılması ve niceleri) ve askeri birliklerle bir şekilde gözlem yapma hazırlıklarına başlıyor. Kendisinin yanına ülkenin genel kurmay başkanı dahi geliyor ve “ejderha güneşi yemeye başladığında” savaş duruyor. İnsanlar gökyüzüne büyük bir hayretle bakıyor. Gerçekten bu hikayeleri dinlerken insanın tüyleri ürperiyor.

Söz dönüp dolaşıyor ve tutulmadan kısa bir süre sonra olan büyük acımız Marmara depremine geliyor. Kubilay Abi yanlış bilgi ve inanmanın farklarından bahsediyor. Bir insan bir konuyu yanlış bildiği taktirde değiştirebilir fakat inandığı taktirde sorgulama durur. Bu olay depremden sonra hiçbir bağlantısı olmamasına rağmen olayları tutulmaya bağlayan, aynı müteahhidin yaptığı evlerin neden yıkıldığını sorgulamayan, onlarca yılda bir gerçekleşen bir tutulma olduğunda farlarını açıp “bundan ne anlıyorsunuz” diyen insanlar doğuruyor.

Kendisi tüm bu tutulmayı izleme serüveninin zorluğunun bu işi güzel yaptığından bahsediyor. Gelecekte 1 saat içinde tutulma olan yere gidip gelmemizin bütün olayı yok edeceğinden bahsediyor. Yakın bir süre içerisinde İzmir’den ayrılacak ve yeni bir tutulma avlayacak. Umarım bu süreç istediği gibi gider. Böyle bir işle uğraşıp bizim gibi genç ufukları aydınlattığın için kendisine sonsuz teşekkür ediyorum.

Konuşmacılar çiçeklerle poz veriyor.

Zeynel Tunca, Kubilay Akdemir, Serdar Evren.

Etkinlikte emeği geçen saygıdeğer konuşmacılara, salonu temin eden Bahçeşehir Koleji’ne ve düzenleyen FENÖDER’e FST adına teşekkürlerimi sunuyorum.

Daha Fazlası İçin;

8 Ocak

  1. 1838’de harflerin nokta ve kesik çizgilerle gösterildiği ilk telgraf mesajı ABD’de iletildi. Mesaj şöyle idi: “Sabırla bekleyen kaybeden biri değildir.
  2. 1642’de fizik ve astronomide önemli keşifler yapmak için bilimsel yöntemin yeni tekniklerini uygulayan İtalyan filozof Galileo Galilei hayatını kaybetti. Teleskobu keşfetmemiş olsa da mükemmelleştirmiş ve bunun sonucunda astronomiye birçok katkıda bulunmuştur:
  • Dünya merkezli değil Güneş merkezli sistemi savunmuştur.
  • Fizikteki çalışmalarının sonucunda klasik mekaniğin temellerini kurmuştur.
  • Eylemsizlik İlkesi’ni ortaya koymuştur.
  • Bir termometre yapmayı başaran ünlü bilim insanı, 1595’te başlayan çalışmaları sonucunda geometrik ve askeri bir pusula geliştirmeyi başarmıştır.
  • Mikroskop benzeri bir cihaz geliştirip böcekler üzerinde incelemeler yaptı.
  • Jüpiter’in uydularının belli bir düzenle döndüğünü tespit etti.
  1. 1952 yılında Amerikalı bir gökbilimci ve kuşbilimci Antonia Maury hayatını kaybetti. Yıldızların spektrumlarına göre özenle sınıflandırmasını yaptığı ve kuzey yarım kürede bulunan 681 yıldızı incelediği ayrıntılı çalışmaları Harvard College Gözlemevi Yıllıkları’nda yayınlanmıştır ancak gözlemevi müdürü Edward C. Pickering tarafından beğenilmemiştir. Çalışmaları Hertzsprung-Russell diyagramının oluşturulmasına katkı sağlamıştır.
  2. Nobel Kimya Ödüllü Amerikalı biyokimyager Melvin Ellis Calvin 1997 yılında hayatını kaybetti. Çalışmalarıyla:
  • Yeşil bitkilerde meydana gelen fotosentezin “karanlık reaksiyonlarını”nın gece boyunca karbon dioksiti şekere dönüştürdüğünü açıkladı.
  • Ekibiyle birlikte karbon-14 izotopunu karbondioksitteki bir izleyici olarak kullanarak karbon atomunu bir fotosentez sırasında atmosferik karbondioksit emiliminden karbonhidratlara ve diğer organik bileşiklere dahil olmak üzere bir bitki boyunca ilerledikçe izlediği rotayı belirledi.
  • Ekibiyle birlikte Güneş ışığının bir bitkideki karbondioksit üzerinde değil de klorofil moleküllerine etkili olduğunu kanıtladı.
  1. 2002 yılında Sovyet fizikçi Aleksandr Mihayloviç Pohorov hayatını kaybetmiştir. Lazerler ve maserlerle ilgili öncü araştırmaları ile tanınır. Bu konulardaki çalışmalarıyla 1964 yılında Charles Hard Townes ve Nikolay Basov ile birlikte Nobel Fizik Ödülü’nü kazanmıştır.
  2. Güneş lekelerini ilk kez gözlemleyen Hollandalı astronom Johannes Fabricius 1587 yılında dünyaya gelmiştir.
  3. 1891 yılında Alman matematikçi, kimyacı ve fizikçi Walther Wilhelm Georg Bothe dünyaya gelmiştir. Bulduğu rastlantı yöntemi ve bununla yaptığı keşifler için Max Born ile birlikte 1954 Nobel Fizik Ödülü’nü kazanmıştır.
  4. 1942 yılında Stephan Hawking dünyaya gelmiştir. Kendisi hakkındaki yazımıza buradan ulaşabilirsiniz.

Kaynakça:

  • todayinsci.com
  • Vikipedi

5 Ocak

  1. 1889 yılında Alman fizikçi Martin Brendel, ilk kez auroraları fotoğrafladı. Bir asteroide, 761 Brendelia, adı verilerek yaşatılmaktadır.
  2. 2005 yılında başta 10. gezegenimiz sayılan Eris keşfedildi. Ulusal Astronomi Birliği’nin gezegen tanımına uymadığı için Plüton, Ceres, Haumea ve Makemake ile cüce gezegen sınıfına alındı.
  3. 1913 yılında Amerikalı gökbilimci Lewis A. Swift hayatını kaybetti. Birçok kuyruklu yıldız keşfettiği için ‘Comet Hunter’ (kuyruklu yıldız avcısı) olarak da bilinir.
  4. 1970 yılında Nobel Fizik Ödülü’nün yanı sıra birçok ödüle layık görülen Alman fizikçi Max Born hayatını kaybetti. Daha detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
  5. 1981 yılında Nobel Kimya Ödüllü ve dünyadaki en önemli bilim topluluklarının üyesi de olan Amerikan kimyacı Harold Clayton Urey hayatını kaybetmiştir. Daha detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
,

Max Born Kimdir?

Merhaba sevgili FST okurları, ben İrem. Bu yazımda bilim dünyasına birçok katkıda bulunmuş Nobel Ödüllü bir bilim insanı, Max Born’dan (1882-1970) bahsedeceğim.

Max Born'un yan profilden çekilmiş bir fotoğrafı, takım elbise giymiş, kafasının ortası kel bir adam.

Max Born

Alman matematikçi ve fizikçi Max Born; anatomist ve embriyolog olan Profesör Gustav Born ve Silezyalı fabrikatör bir ailenin mensubu Margarethe Born’un (Kaufmann) iki çocuğundan biri olarak 11 Aralık 1882’de, Breslau’da dünyaya geldi. Breslau’daki König Wilhelm’in Gymnasium‘unda (Almanya’da bulunan, öğrencileri üniversiteye hazırlayan lise üstü seviyedeki bir okul.) eğitim aldıktan sonra öğrenim hayatına Breslau, Heidelberg, Zurich ve Göttingen üniversiteleriyle devam etti. Daha sonra çalışmalarında etkili olacak matris hesabı ile Breslau’da tanıştı. İleri düzey matematikle tanışması ise Zürich Üniversitesi’nde Hurwitz’ten aldığı eliptik fonksiyonlar dersi sayesinde gerçekleşti.

Öğreniminin ikinci aşamasında ağırlıklı olarak matematik okudu. Bu sırada tanışmış olduğu dönemin parlak matematikçilerinin (Klein, Hilbert, Minkowski, Runge) Born’un matematik bilgi ve becerisine büyük katkıları oldu. Aynı zamanda Schwarzschild’den astronomi, Voigt’den fizik eğitimi aldı.”Elastik Çizgilerin Kararlığı” adını taşıyan çalışmasıyla Göttingen Felsefe Fakültesi Ödülü‘ne layık görüldü. Aynı çalışma ile 1907 yılında Göttingen Üniversitesi’nden doktor unvanıyla mezun olduktan sonra Larmor ve J.J Thomson ile çalışmak üzere kısa süreliğine Cambridge’e gitti. Breslau’ya döndüğü 1908-1909 yılları arasında Lummer ve Prinsheimle ile birlikte görelilik teorisi üzerine çalıştılar. Bu süre zarfında Göttingen Üniversitesi’nde fizik doçentliğine atandı. 1914’te Max Planck’ın çağrısı üzerine Berlin Üniversitesi’nde ders vermeye başlayan Born’un bu görevi I. Dünya Savaşı sebebiyle çok kısa sürmüş olsa da Einstein ile Born arasında ömür boyu süren bir dostluğun kurulmasını sağladı.

1919-1921 yılları arasında Frankfurt Üniversitesi‘nde profesörlük yaptıktan sonra, Göttingen Üniversitesi’nden gelen çağrı ile Fizik Enstitüsü’nün yöneticiliğini üstlendi. Enstitü’nün kuramsal fizik bölümünün başına geçerek deneysel fizik bölümünü James Frank’a bırakan Born; asistanları Heisenberg, Fermi ve Pauli ile kuantum teorisi üzerine çalışmaya başladı. II. Dünya Savaşı’na uzanan bu 10 yılda pek çok fizikçinin yetişmesine önderlik etti ve Enstitü’yü kuramsal ve deneysel fiziğin merkezi haline getirdi.

Hitler’in iktidara geldiği dönemde birçok bilim insanı gibi Max Born da görevinden uzaklaştırıldı. 1933 yılında Cambridge‘de 2 yıl süreli görevine başladı. 1935-36 yılları arasında Bangalore’de Hint Enstitüsü’nde altı ay geçirdi ve burada Sir Raman’la çalıştı. Fizik felsefesi üzerine çalışmaları da bulunan Born, 1936’dan 1953’e kadar görev yapacağı Edingburgh Üniversitesi‘nde Tait doğa felsefesi profesörü olarak çalışmaya başladı. Üniversite, kendisine 17 yıl boyunca birçok ülkedeki üniversiteleri ziyaret etme ve çalışmalarını sunma kolaylığı da sağlamıştır.

1953’te emekliliğe ayrılıp ülkesine dönerek Bad Pyrmont’a yerleştiği sırada, kuantum mekaniği araştırmaları sayesinde W. Bothe ile birlikte 1954 Nobel Fizik Ödülü’nü paylaştı ancak bu ödül, kimi zaman olduğu gibi aslında çok daha önce yapılmış çalışmalara duyulan saygının bir ifadesiydi. Görelilik, atom ve katı-hal fiziği, matris mekaniği, kuantum mekaniği, optik ve akışkanların kinetik teorisi gibi fiziğin birçok dalında önemli çalışmaları olan bu bilim insanı 5 Ocak 1970 tarihinde Göttingen’de yaşama veda etti.

Konferansta çekilmiş, 27 fizikçiyi barındıran bir fotoğraf. Arka sıra, sağdan sola: Auguste Piccard, Emile Henriot, Paul Ehrenfest, Édouard Herzen, Théophile de Donder, Erwin Schrödinger, Jules-Émile Verschaffelt, Wolfgang Pauli, Werner Heisenberg, Ralph Howard Fowler, Léon Brillouin. Orta sıra, soldan sağa: Peter Debye, Martin Knudsen, William Lawrence Bragg, Hendrik Anthony Kramers, Paul Dirac, Arthur Compton, Louis de Broglie, Max Born, Niels Bohr. Ön sıra, soldan sağa: Irving Langmuir, Max Planck, Marie Skłodowska Curie, Hendrik Lorentz, Albert Einstein, Paul Langevin, Charles-Eugène Guye, Charles Thomson Rees Wilson, Owen Willans Richardson.

Ekim 1927’de ”Elektronlar ve Fotonlar” üzerine yapılan beşinci Solvay Uluslararası Konferansı’nda dünyanın önde gelen fizikçilerinin yer aldığı önemli bir kare yakalandı. Bu görselde orta sırada sağdan ikinci olarak yerini alan kişi Max Born’du.

Bilime Katkıları:

  • Kristallerin yanı sıra kristal ağlarındaki titreşim olaylarına önemli açıklamalar getirdi ve katı hal fiziğine yeni boyutlar kazandırdı.
  • Kimyasal bağların elektron yapısını açıkladı ve katı cisimlerin esneklik özelliklerini hesapladı.
  • Atomların serbest yolları üzerinde deneysel çalışmalar yaptı ve çalışma arkadaşlarıyla birlikte, Bohr atom modelinin yetersizliğine kanıt olabilecek önemli bulgular elde etti.
  • Kuantum mekaniğini kullanarak atomsal çarpışma olaylarını inceleyip hareketli cisimlerin maddesel ve dalgasal özelliklerini bir yaklaşıma bağladı (Born Yaklaşımı).
  • W. Heisenberg’in düşüncelerinden yola çıkarak kurduğu “Matrisler Mekaniği” ile atomların spektroskopik yapılarının açıklanmasına büyük kolaylık getirdi.

Yapıtlar:

  • Kristal Örgüler Dinamiği, 1915
  • Katıların Atom Kuramı, 1923
  • Atom Dinamiğinin Problemleri, 1926
  • Optik, 1933
  • Atom Fiziği, 1935
  • Durmak Bilmeyen Evren, 1936
  • Kristallerin Örgü Dinamiği, 1954
  • Einstein’ın Görelilik Kuramı, 1962
  • Neden ve Rastlantının Doğal Felsefesi, 1965
  • Yaşamım ve Görüşlerim, 1968

Ödüller ve Onurlar:

  • 1934 – Cambridge Stokes Madalyası
  • 1939 – Royal Society üyeliği
  • 1945 – Edinburgh Royal Society MacDougall-Brisbane Madalyası
  • 1945 – Edinburgh Royal Society Gunning-Victoria Jubilee Ödülü
  • 1948 – Max Planck Medaille der Deutschen Physikalischen Gesellschaft
  • 1950 – Londra Royal Society Hughes Madalyası
  • 1953 – Göttingen kentinin fahri vatandaşı
  • 1954 – Nobel Fizik Ödülü, ödül ‘dalga fonksiyonunun istatistiksel yorumlanması ve kuantum mekaniğinin temeli’ araştırması üzerine verildi.
  • 1956 – Uluslararası Hukuk, Münih Hugo Grotius Madalyası
  • 1959 – Alman Federal Cumhuriyeti Liyakat Nişanı
  • 1972 – Max Born Ödülü, Alman Fizik Derneği ve Fizik İngiliz Enstitüsü tarafından oluşturuldu. Bu ödül yıllık olarak verilmektedir.
  • 1991 – Max-Born-Institut für Nichtlineare Optik und Kurzzeitspektroskopie Enstitü Max Born onuruna adlandırılmıştır.

Kaynakça:

  1. https://tr.wikipedia.org/wiki/Max_Born
  2. https://www.nobelprize.org/nobel_prizes/physics/laureates/1954/born-bio.html
  3. https://www.nobelprize.org/nobel_prizes/physics/laureates/1954/born-photo.html

 

,

İlkel Atmosferden Bir Esinti: Harold Urey ve Miller-Urey Deneyi

Merhaba FST’nin değerli takipçileri, ben Beyza :). Bugün yazımda sizlere atom bombasının bulunmasında önemli bir rol oynayan ve Nobel Kimya ödülünü kazanan, önemli bir kimyager olan ve bugün ölüm yıldönümü olan Harold C. UREY’den bahsedeceğim.

Harold Clayton Urey, 28 Nisan 1893 tarihinde Walkerton, Indiana’da doğdu. Annesi Samuel Clayton, babası Cora Urey’dir. Babası hem öğretmen hem de papazdı. Ne yazık ki Urey henüz altı yaşındayken babası hayatını kaybetti. Ünlü kimyagerin annesi, babasının ölümü üzerine başka bir papazla hayatını birleştirdi.

Harold liseden mezun olduktan sonra, devlet okullarında 3 sene boyunca eğitmenlik yaptı. Bu süreçten sonra ise Montana Üniversitesi’nde Zooloji üzerine yüksek lisans eğitimine başladı. Buradan da mezun olduktan sonra 2 yılını kimya çalışmalarına ayırdı ve Montana Üniversitesi’ne kimya dalında çalışmak için geri döndü. 1921 yılında  Kaliforniya Üniversitesi’nde fiziksel kimya alanında, Profesör Lewis’in altında çalışmak üzere, doktora programına katıldı. 1923 yılında da doktora programını tamamladı. Sonraki yıllarda Profesör Niels Bohr’un Teorik Fizik Enstitüsü’nde çalıştı. Amerika’ya geri dönüşü, Johns Hopkins Üniversitesi’nin Kimya Bölümü’nde çalışmaya başlamasıyla oldu. 1929’da  Columbia Üniversitesi’ne atandı ve 1934 yılında profesör oldu. 1940-1945 yılları arasında Columbia Üniversitesi’nde savaş ve atomik bomba araştırmalarını yönetti. 1945 yılında nükleer araştırmalar yapmak üzere Enstitü’yü Chicago Üniversitesi’ne taşıdı. Profesör Urey’in önceki çalışmaları şöyledir: entropi, diatomik gazlar, atomik yapı problemleri, moleküllerin yapısı ve absorbsiyon(emme) spektrumu. 1931 yılında, sıvı hidrojenin kademeli damıtılmasıyla ağır hidrojen izotoplarının yoğunlaştırılmasını keşfetti. Bu keşif döteryum elementinin keşfine ve Nobel Kimya Ödülü‘nü almasına önderlik etti. 5 Ocak 1981’de hayata gözlerini yuman Urey’in önemli ve kesinlikle ilginizi çekebileceğini düşündüğüm bir  deneyi var, Urey-Miller Deneyi .

Urey-Miller deneyinin amacı, atmosferin ilk hallerinin şu anki haliyle aynı olup olmadığını görebilmektir. Deneyi Carl Sagan’ın ağzından dinleyelim, ”Protein ve nükleik asitlerin kullanılmadığı bu deneyde, daha ilkel safhaları düşünülüp ele alınabilmesi için başka gazlar kullanıldı. Peki ya deneyde oksijen kullanılsaydı ne olurdu? Eğer oksijen kullanılsaydı, deney başarısız olurdu. Bunun nedeni, oksijen günümüzde var olan bir element ve bu element, bitkiler yardımıyla oluşmakta. İlk oluşumda ise bitkiler henüz bulunmadığı için oksijeni de kullanmak doğru olmayacaktı. 4 milyar yıl önce Dünyamızda hidrojence zengin olan gazlar, uçup uzaya karışmıştır. Metan, amonyak, su buharı gibi gazlar bu yüzden kullanılmıştır. Başlangıç gazları toplandıktan sonra, ilkel Güneş’i taklit etmek için UV ışınımı verilebilirdi fakat onun yerine bu deneyde gazlar ilkel atmosferdeki gibi şimşeklerlerle kıvılcımlandırıldı. Deney uygulandıktan birkaç saat sonra, proteinlerin ve nükleik asitlerin yapıtaşları olan organik moleküllerce zengin bir pigment, reaksiyon kabının iç kısmında ilginç kahverengi izler oluşturdu. Bu yapıtaşları uygun koşullarda birleşerek, proteinleri ve nükleik asitleri yapmak üzere molekülleri oluştururlar. Bu nükleik asitler kendilerini de kopyalayabilmektedir. Ayrıca, bu deneyde kullanılan gazlar yalnızca Dünya’ya ait olmayıp tüm evrende bulunabilen gazlardır. Bu tür reaksiyonlar belki de meteorlardaki aminositleri ya da yıldızlararası boşluktaki organik materyali de açıklıyor. Bu tür kimyasal reaksiyonlar, Samanyolu Galaksisi’nde yer alan milyarlarca dünyada da gerçekleşmiş olabilir.”

Reaksiyon kabı ve kabın iç kısmında oluşan kahverengi izler.

Bu deney, kimyasal evrimin oluşumunu denemek üzere, dünyanın ilk zamanlarındaki koşullarına benzetilerek yapılan bir deneydi. Deneyin sonucu bize gösteriyor ki, günümüz koşulları Dünya’nın ilk zamanlarında varolduğu düşünülen koşullara hiç benzememektedir.

Bilime katmış olduğu bazı şeyleri kısaca özetleyecek olursak:

  • 1931 yılında, sıvı hidrojenin kademeli damıtılmasıyla ağır hidrojen izotoplarının yoğunlaştırılmasını keşfetti. Bu keşif döteryum elementinin keşfine önderlik etti.
  • E. W. Washburn ile birlikte, hidrojen izotoplarının ayrılması için elektrolitik bir metot geliştirdiler. Bunun özelliklerini, özellikle de hidrojen ve döteryumun buhar basıncını ve değişim reaksiyonlarının denge sabitlerini ayrıntılı bir şekilde araştırdılar.
  • Uranyum izotoplarının ayrılması üzerine de çalıştı.
  • Paleotermlerin ölçülmesi, gezegenin kökeninin araştırılması ve dünyanın kökenindeki kimyasal problemler üzerine araştırmalar yaptı.
  • “Atomlar, Moleküller ve Quanta” ve “Gezegenler” adlı kitaplarının yanı sıra birçok makale yayımlamıştır.

Yeni bir yazıda görüşmek dileğiyle, bilimle kalın! 🙂

Kaynakça; inovatifkimyadergisi.com, Wikipedia, “Yaşam Nasıl Başladı?” (Carl Sagan)

2 Ocak

  1. 1839’da fotoğrafın mucitlerinden biri olan Fransız fotoğrafçı Louis Daguerre, Ay’ın ilk fotoğrafını çekti ve 120 yıl sonra -1959’da-  SSCB tarafından Luna 1 adlı uzay aracı  fırlatıldı. Böylece Luna 1, Ay’ın sınırlarına ulaşarak Güneş’in yörüngesine girecek ilk uzay aracı olmuştur.
  2. 1822 yılında termodinamiğin kurucularından sayılan Alman fizikçi ve matematikçi Rudolf Clausius dünyaya geldi. Bilime katkıları şöyledir:
  • Sadi Carnot’un “Carnot Çevrimi” olarak bilinen ilkesini ısı teorisi olarak yeniden şekillendirmiştir.
  • 1850 yılında yayımlanan en önemli makalesi Mekanik Isı Teorisi Üzerine, termodinamiğin ikinci yasasındaki temel fikirlere açıklamalar getiriyordu.

1865 yılında bilimi entropi kavramıyla tanıştırdı.

4. 1920 yılında bilimkurgu yazarı ve biyokimyager Isaac Asimov dünyaya gelmiştir. Dewey Ondalık Sınıflandırma sistemindeki felsefe hariç tüm ana dallarda eserleri vardır. Birçok kitabı ve öyküsü bulunan Asimov’un birçok da ödülü bulunmaktadır. Robert A. Heinlein ve Arthur C. Clarke ile birlikte yaşadığı dönemde “üç büyük” bilimkurgu yazarından biri olarak kabul edilmiştir.

5. 1943 yılında Türk-Amerikan asıllı gökbilimci Janet Akyüz Mattei dünyaya gelmiştir. AAVSO (American Association of Variable Star Observers – Amerikan Değişken Yıldız Gözlemcileri Birliği)‘ya başkanlık yaptığı 30 yılı aşkın süre boyunca, amatör astronomlarca dünya genelinde yapılan gözlemlerin sonuçlarının toplanmasına, değerlendirilmesine, bilimselleştirilmesine ve tasnifine öncülük etti. AAVSO’yu aynı zamanda astronomi alanında uluslararası düzeyde en önde gelen eğitim kurumlarından biri haline getirdi. Birçok ödüle layık görülmüştür. Asteroid 11695 Mattei Janet Akyüz isimli asteroid, Mattei’nin şerefine isimlendirilmiştir.

6. 2005 yılında Amerikalı genetikçi ve hekim olan Maclyn McCarty hayatını kaybetmiştir. Bilime katkıları şöyledir:

  • Enfeksiyöz hastalık organizmaları üzerine çalışmıştır.
  • Genlerin kimyasal kısmınını protein değil DNA olduğunu gösteren keşfetmiştir.
  • Pnömokok bakterinin polisakkarit kapsülünü belirleyen gen üzerindeki çalışmaları sayesinde genetiğin kimya yoluyla araştırılmasının kapısı açılmıştır.

Kaynak: Vikipedi

, ,

Yıldızların Altında Yıldızlar Bir Arada: TÜBİTAK Gözlem Şenliği

18 yaşına henüz girmiş bir üniversite sınavı öğrencisinin karşılaşabileceği en güzel insanlarla tanışmıştım. Hem de sosyal medyada! Bu yazı da bu insanlarla ilk kez yüz yüze tanıştığım etkinlik olan 19.Tübitak Ulusal Gökyüzü Gözlem Şenliği’nden bahsedeceğim.

Twitter’dan tanıştığım insanlarla aynı Whatsapp grubu içerisindeydim. Yolda görsem tanımayacağım insanlarla numaramı paylaşmış olmak tedirgin edici bir durumdu. Ama tanıştıkça bu durum yerini dostluğa bırakmıştı. Hayallerimizi, amaçlarımızı birbirimizle paylaşıyor, birbirimizden güç alıyorduk. Bilimsel gelişmeleri birbirimizle paylaşıyor, belli konular hakkında tartışmalar yapıyor, bilgi alışverişinde bulunuyorduk. Tanıdıkça, konuştukça daha da sevdiğin bu insanları yüz yüze de tanımak istiyor insan. İlk bir araya gelme girişimimiz bir etkinlik düzenlemek oldu. COSPAR için Türkiye’ye gelecek olan Umut Yıldız ile İzmir’de bir konferans… Daha sonra ülkede yaşanan olaylar COSPAR’ın ülkemizde gerçekleşmesine engel oldu. İlk girişim böylece suya düştü. Sonrasında 2.Bursa Gökyüzü Gözlem Şenliği’ne gidelim orada buluşalım istedik. Sadece Enisa, Gözde, Can ve Mert katılabildi. Can ve Mert zaten sınıf arkadaşı idi. Ama bu girişim bir şekilde başarılı oldu. Şimdi sırada daha geniş çaplı bir buluşma olmalı. Grubun en yaşlısı olarak ben 18 yaşında idim. En küçüğümüz ise 14. İzmir’den Iğdır’a, Hatay’dan Denizli’ye kadar farklı farklı ilden insanlardık. Kafamıza estiğinde şehir değiştiremezdik. Bir etkinlikte bir araya gelmek en makulü idi. 19. Gökyüzü Gözlem Şenliği hem bir araya gelip gözlem yapmak hem de yeni bilgiler öğrenip hocalarla tanışmak için en uygun ortamdı. Ama çılgın başvurular arasında sadece 2 kişinin başvurusu kabul edilmişti. FST’nin işte o gün ne kadar çılgın insanlardan oluştuğunu anladım, çünkü biz o etkinliğe tam 15 kişi gittik.

Future Science Team, gözlem şenliği afişi önünde. 7 kız yerde oturuyor, 11 erkek de arkada ayakta.

Future Science Team TUG Ekibi ve sevgili Mahmut Tekeş hocamız.

Başvuruları kabul edilen birçok kişi kesin kaydını yapmıyor ve yedek listesinden yerlerine eklenen kişilerin birçoğu da yapmıyordu. Bu durum bizi daha da üzmeye başlamıştı. TUG Gözlem Şenliği’nin o zamanki yöneticisi olan Kadir Uluç’u, birçok hocanın da desteğini alarak ikna etmiştik. Kendisinin misafiri olarak etkinliğe katılacaktık. Etkinliğe yaklaşık 10 gün vardı ve ailemizi ikna etmemiz, çadır gibi araçları ayarlamamız, biletleri almamız ve planlama yapmamız gerekiyordu. Ailemi ikna etmek çok zor olmuştu. Birbirimizin ailesini ikna etmeye çalışıyorduk hatta. Hiç görmediğim yüz yüze tanışmadığım insanlarla yolculuğa çıkacaktık. Etkinliğe gelenler de şu şekilde idi: Ben Hatay’dan, Berfin Dağ Mardin’den, Çiğdem Uysal Mersin’den, Özlem Yaman Alanya’dan, Baha Erkam Tabak Ankara’dan, Emre Gür Sakarya’dan, Halil Kolatan Kütahya’dan, Simay Erdem, Yaren Yaadi,Can Çalışkan, Mert Soydal İzmir’den, Celal Akbaba, Hüma Nur Budak İstanbul’dan, Mustafa Fikret Uğur, Mehmet Ali Kaspanoğlu Denizli’den gelmişti. Bir gün önceden giderek hiç görmediğim 2 kız ile(Berfin ve Çiğdem) hiç görmediğim bir kızın(Özlem) evinde Alanya’da kalacaktık. Çiğdem ile aynı otobüsten bilet alarak yolculuğun bir kısmını beraber yapmıştık. O ilk tanışamama(!) anı sözlere dökülemeyecek kadar ilginç, güzel ve heyecan dolu. ‘Merhaba siz Çiğdem olmalısınız, öyle değil mi?’ Alanya’ya vardıktan sonra Berfin ile de tanıştık. Çiğdem ile Berfin zaten önceden tanışmıştı. Sonrasında Özlem ve ailesi ile de tanıştık. Gündüz merkezde gezdikten sonra gece yıldızların altında hep beraber uyuduk. Birlikte geçirdiğimiz koca güzel ve sıcak bir günün ardından ertesi sabah Antalya merkeze yola koyulduk.

Arkada teleskop binası var ve önde FST üyeleri yerde oturmuş. Üyelerin arasında Süleyman Fişek hocamız var.

Süleyman Hoca ve RTT-150 teleskobu ile Future Science Team.

Şimdi sırada diğerleri ile tanışmak vardı. Bir araya geldiğimiz zaman herkeste aynı heyecan vardı ve de aynı soru “Merhaba, sen x misin?” Hümanur ve Celal henüz varmamıştı. Geri kalan herkes tanışmıştı ve yola koyulmuştuk. Akdeniz Üniversitesi’ne gidip eşantiyonlarımızı alıp servislere bindik. Heybe içerisinde verilen eşantiyonlar arasında Bilim ve Teknik dergisi, Bilim ve Çocuk dergisi, gök atlası, şenlik tişörtü, şenlik şapkası, termos bardak, şenlik poları, defter ve kalem vardı. Koca koca ağaçların arasından, dağın taşın içinden geçiyor ve şehri geride bırakıyorduk. Serviste bize Süleyman Fişek hocamız da eşlik ediyordu. Ara ara kendisi ile sohbet ediyorduk. Uzun süren bir yolculuğun ardından dönüp bize dağın tepesinde gözüken RTT-150 teleskobunu gösterdi. 2 yıl önce de görmüştüm ama sanki şu an daha anlamlı idi. Büyülenmiştim! Kısa süre sonra da alana varmıştık. Merhaba Saklıkent, merhaba TUG, biz geldik, FST!

Yardımcı hocalar çadır kurabileceğimiz yerleri gösterdi ve kurmak için yardım etmeye geldiler. Çünkü sadece Baha’nın çadır kurma deneyimi vardı. Çadırları, çadırların kapıları birbirine bakacak şekilde yuvarlak kurmuştuk. Bu sırada da birçoğumuz çadır kurmayı kısmen de olsa öğrenmişti.  Süleyman hoca ve Can abi ile küçük bir arazi yürüyüşüne çıktık. Bize teleskop alanını, sunumların olacağı salonu yani etrafı göstermişlerdi. 3 gün boyunca neler yapıldığından ve bu süreç boyunca aktif olmamızı söyledi. Gece teleskoplarla gözlemler yapmamızı ve başlarında sürekli durup kullanmayı dahi öğrenmemizi söylemişti. Aksi takdirde gece 12’den sonra teleskoplar toplanacaktı. Sonrasında da Can abi ile Oğuzhan abinin yanına giderek çadır kurmalarında yardımcı olduk. Etkinlik programı 12.30’da öğle yemeği ile başlayacaktı. Bu sırada tepeye doğru yürüyüş yapmaya karar verdik. Her şey büyü gibiydi. Oradaydık ve hep birlikte idik.

Çadır alanında Emre, Berfin, Aylin, Mert, Hümanur çadır için yer aramaya başlamış.

Çadır alanına ilk adım.

Berfin, Yaren ve Aylin çadır kuruyor.

Berfin, Yaren ve Aylin çadır kuruyor.

 

Berfin’in içine doğmuş olacak ki aşağı indi ve birkaç dakika sonra da bizi arayarak Ethem hocanın, Hüma’nın ve Celal’in geldiğini söyledi. Biz hemen ayaklandık. Ufukta Celal ve Hüma vardı, birbirimize koşmaya başladık. Ama o kadar tepeye çıkmıştık ki koş koş bir araya gelme bir türlü gerçekleşmiyordu. Artık tüm takım oradaydı. Birbirimize kavuşmanın verdiği sevincin üzerimizden atınca Ethem hocanın yanına gidip onunla tanışıp sohbet ettik. Yemekler için her öğüne özel fişler vardı. Etkinlik boyunca da sürekli birileri fişlerini kaybediyordu. Her kaybolan fişte birbirimizle yemeğimizi veya fişlerimizi paylaşıyorduk.

Soldan sağa; Baha, Çiğdem ve Özlem teleskop firması olan "Celestron" standı önünde bir teleskop ile poz vermiş.

Soldan sağa; Baha, Çiğdem ve Özlem.

İlk gün hariç gün boyunca sunumlar oluyordu. Bu sunumlarda popüler astronomi eğitimi ve teorik bilgiler de veriliyordu(Ne yazık ki sunum programın elimde değil.). Sunum aralarında hocalarla sohbet edebiliyor, böylece hem onlarla tanışabiliyor hem de sorularımızı sorabiliyorduk. Gündüzleri sunumların yanı sıra çeşitli atölyelere katılıyorduk. Can abi bizlere gök atlaslarının nasıl kullanıldığını, işaretlerin ne anlama geldiğini öğretti. Mert Koçer ile de gök atlası ve Güneş saati gibi çeşitli atölyelerine katılıyorduk. Özellikle Berfin ve Çiğdem’i resim çizenler arasından alıp götürmek gerçekten çok zordu.  Etrafın dağ bayır olduğu bir yerde sıkça doğa yürüyüşü yapıyorduk. Yakında bulunan bir köy vardı. Oraya gidip bakkal arayışına girmiştik. Köyün yerlisi olan birkaç kişi ile tanıştık. Bizlere sarı kiraz ikram ettiler. Daha doğrusu koparmamıza izin verdiler. Yolumuza devam ettik ve bakkalı bulduk. Gece için her birimiz heybelerini dolduruyordu. Koşarak çıktığımız o yokuşu öle öle geri çıktık. Sonraki günlerde yeniden geldiğimiz zaman yokuşu başında bir minibüse otostop çektik ve hepimizi aldı. Meğerse dolmuş olan araçta, şoför abi bizlerden ücret almadı. Hava buz gibi olmuştu bu süreçte. ‘Hocam biz bu bilgileri nerede öğreneceğiz?’  diye sorardık ya hep. Hah işte tam olarak her 100 metrede sıcaklık 1 derece düşer bilgisini yaşama günü geldi. Temmuzun ortasında olsak da 2500 metre rakımda olunca yaz mevsiminde olmanız bir şey değiştirmiyor. Sıkı sıkı giyinip konferans salonuna geçtik. Bir tanışma toplantısı misali sunumlar yapıldı.

Konferans salonunda en solda Can Abi oturuyor ve FST'liler onu dinliyor.

Konferans salonunda sahnede oturan Can Abi ve onu dinleyen FST’liler.

Resim atölyesinde çocuklarla birlikte çizim yapan Çiğdem ve Berfin.

Çiğdem ve Berfin.

Konferans salonundan çıktığımız zaman nutkumuz tutulmuştu. Hava iyice kararmıştı. Şehir çok mu çok uzakta Yıldızlar çok yakındı. Ve işte Samanyolu Galaksisi’nin diski. Gökyüzü gerçekten çok aydınlıktı. Yerde sadece Güneş enerjisini depolayarak çalışan ve ışık kirliliği yaratmaması için üzeri kırmızı plastik kağıtlarla kaplanmış lambalar vardı. Bu lambalardan da yol yapılmıştı. Telefonların ve fenerlerin üzerine de yapıştırmamız için bu kağıtlardan verilmişti. Karanlıkta sıra sıra dizilmiş teleskopları ayırt edebiliyorduk. Her teleskobun başında insanlar sıraya girmiş her birinde farklı farklı gök cisimleri gözlemleniyordu. Gecenin başında tüm teleskoplar Ay, Jüpiter ve Venüs üçlüsüne çevrilmişti. Çünkü Ay batmak üzere idi. Bu ilk bakışta üzücü bir durum gibi gözükse de büyük bir nimet. Çünkü Ay da insanlar kadar ışık kirliliği yaratıyordu. Venüs zaten battı batacak durumda Jüpiter de onu takiben ufka yaklaşmıştı. Gökyüzünün en parlakları gökyüzünü terk etmişti. Teleskop merceklerine yavaş yavaş Satürn, Mars ve derin uzay cisimleri eklenmeye başlamıştı. Teleskop başında oluşan sıralarda yeni yeni insanlarla tanışıyorduk. Isınmak için tüm kalın kıyafetleri giymek ve polara sarılmak yetmiyordu. Baya dağılmış olsak da kalabalık içinden Mert ve Can’ın gür sesini duymamak imkansızdı. Bir ara Ethem hocanın etrafında oluşan yuvarlağa katılarak gökyüzü hikayeleri dinledik. Gecenin ilerleyen saatlerinde herkes gibi yolculuğun verdiği yorgunluk ile o karanlıkta çadırı aramaya başladık. Zaten çadırları yuvarlağa yakın olacak şekilde dizdiğimiz için hepimiz bir araya gelmiştik. Uyumadan önce çadırların önüne matları serip sohbet ederek gökyüzü seyrine daldık. Üzerlerimizi değiştirip çadırlara dağıldık. Dağılım şu şekilde oldu: Yaren-Simay, Halil-Emre, Celal-Mert-Can, Mustafa-Mehmet Ali-Baha, Berfin-Aylin-Çiğdem-Özlem. Bir de giysi çadırı. Arkadaşlar kesinlikle muazzam oluyor. 4 kız sığışıp tüm eşyalarımızı oraya attık. Çadırda güneş ışığı ile ilk uyanacak olan ben olacağımı bildiğim için fermuara yakın tarafta uyuyacaktım. Hava çok soğuktu ama mutlu ve huzurlu(!) bir uykuya daldık. Bütün gece erkeklerin çadırından gelen gıybet sesinden ne kadar huzurlu olabilirse işte.

Çadır alanında karşılıklı olarak dizilmiş çadırlar.

Çadırkent.

Ayrıca genel olarak etkinlik alanından bahsedeceyim ilerleyen zamanlarda başvurmak isteyenler arkadaşlar için. Şöyle ki gündüzleri Güneş cildinizi yakabiliyor. Krem sürmenizi tavsiye ederim. Geceleri gerçekten çok ama çok soğuk oluyor. Sürekli su, çay, kahve alabileceğiniz bir büfe var. Alanda tuvalet bulunuyor. 1 tane duşluk var. Bir otele ait olan kafeterya bulunuyor. İstediğiniz zaman geçip orada oturabiliyorsunuz. Zaten yemekler de orada dağıtılıyor. Dışarıda da üzerinde uzun büyük çadırın olduğu bir alan vardı. Birçok bank bulunuyor. Hocaları zaten hep orada görebilirsiniz. Soru sormak isteyenler için en ideal yer orası oluyor. Yemekler sağlıklı ve güzel ama anne eli değmiş gibi değil. Gün boyunca enstrüman başında olan kişiler var. Alanda bir ambulans sürekli bulunuyor. Etraf dağ bayır olduğu için sık sık doğa yürüyüşüne çıkabilirsiniz. Alanın yakınında köy bulunuyor. Birçok temel ihtiyacı oradan karşılayabilirsiniz. Güneş panelinden çekilen prizlerde elektronik eşyalarınızı şarj edebiliyorsunuz. Etkinlik alanında jandarma da bulunuyor. Gönüllü arkadaşlar da gün boyunca yardımcı oluyor, atölyelerden sunumlardan haberdar ediyor. Çadırları kurma ve toplama sürecinde yardım ediyorlar. Işık kirliliği yaratmaması açısından çok fazla ışık bulunmasa da hem yerde hem de gözlem alanına giden yolda Güneş enerjisi ile çalışan ve ışık kirliliği yaratmayan lambalar bulunuyordu. Telefon nadir yerlerde kısmen çekiyordu.

FST üyeleri kamp alanının ilerisinde birleştirilmiş masalarda kahvaltı yapıyor.

En neşeli kahvaltılardan biri.

Sabah uyandığımızda ise bulutların içinde yatıyor olacağımızdan olsa gerek çadırın üzerinde damlacıklar oluşmuştu.  Güneş yükselir yükselmez yakmaya başlıyordu. Hem yemek sırasında hem de kahvaltı ederken yeni insanlarla tanışmaya da çalışıyorduk. Bu sırada Zehra hoca ve oğlu Ege ile de tanıştık. Gerçekten dünya tatlısı iki insan. Ege astronomi ile çok ilgileniyor ve henüz ortaokul öğrencisi bile değil. Zehra hoca da öğretmen ve onu bu tarz etkinliklere olabildiğince getirerek ilgisi konusunda ona yardımcı olmaya çalışıyor. İlerleyen zamanlarda yine bir ortaokul öğrencisi ile tanıştık ama ismini hatırlamıyorum. Onunla hem geç tanıştık hem de pek takılmadık.

 

Yeni tanıştığımız insanlarla vakit geçirmeye çalışıyorduk. Gündüz açık alanda gölge bir yer bulmak biraz zordu ama büfenin gölgesinde Mahmut Hoca ile ekip olarak uzunca bir sohbete daldık. Özellikle TÜBİTAK alanının yakınına yapılan 5 farklı noktadaki maden ocaklarının yarattığı ışık kirliliği ve yaydığı tozdan teleskopların zarar görmesinden bahsetti. Sonrasında da FST olarak beraber Doğu’da bir bilim şenliği yapılması için planlama yapmaya başladık. Sonraları etkinliğe çok az bir zaman kala ülkede yaşanan problemler sebebiyle yapılamadı. Türk Kızılay’ı gönüllülerinden olan Kürşat abinin sosyal sorumluluk temalı oyunun hep beraber oynadık. Ege ve Oğuzhan abinin de katılımıyla frizbi oynarcasına bir faaliyet göstermeye çalıştık.

FST üyeleri çember oluşturarak oturmuş ve Mahmut Hoca ile sohbet ediyor.

Toplantı.

Geceleri de teleskop başında gözlem yapıyorduk. Kimi zaman matları yere seriyor ve sohbet ederek gözlem yapıyorduk. Özellikle gece yarısından sonra kalabalığın da dağılması ile teleskop kullanımını öğreniyor ve birçok derin uzay cismi gözlemliyorduk. Bu süreçte başını çok ağrıttığım Samet abiye de buradan tekrardan teşekkürler. Bu gözlemler boyunca hatırladığım kadarıyla Ay, Mars, Venüs, Jüpiter, Satürn, M51, M57, Albireo, Çift Küme, M31 gözlemleri yaptık. Eğitmenler eşliğinde takımyıldızlarını bulmaya çalıştık. Bu sırada onların hikayelerini de dinledik. Tabi birçok kez de meteor geçişi gözlemledik. Can abi de Samanyolu önünde fotoğrafımızı çekmişti. Çoklu çekim yöntemini kullandığı için uzun bir süre hareketsiz kalmamız gerekiyordu.

FST üyelerinin gece gökyüzünde görünen yıldızlar ile birlikte çektirdiği toplu fotoğraf var. Yıldızlar uzun pozlama sayesinde net görünüyor.

“Yıldızların altında.”

2. günün gecesinde ak sakallılar diye anılan hocalarla bir sohbet oturumu gerçekleşti. Ak sakallılar olarak anılan bu hocalarımız TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi’nin yapımında büyük emek harcamışlar. O zamanlar ulaşım bu kadar kolay değilmiş. Elleriyle her bir taşı, dağ boyunca işçilerle beraber kendileri taşımışlar. Hep beraber inşa etmişler. Günümüzde yeterince değer verilmemektedir ne yazık ki. Dünya’da sayılı teleskoplardan biri olan RTT-150 teleskobunun yakınında şu an 5 maden bulunmaktadır. Fazlasıyla ışık kirliliği yaratmakta ve madenlerden çıkan toz teleskop merceklerine çok zarar vermektedir. Birkaç yıl sonra kapatılması kararı verildi.

3. gün büyük gündü. O dillere destan teleskobun yanına çıkacaktık. Minibüslerle gözlemevinin olduğu alana geldik. Burada bulunan teleskoplar: RTT-150, T60, T100, ROTSEIII-d ve RT40 teleskoplarıdır. Genel olarak bu teleskoplar hakkında bilgiler verildi. RTT-150 teleskop binası içerisinde kısa kısa oturumlar yapılıyordu. Kısa bir tanıtım yapıldıktan sonra soru-cevap kısmına geçilmişti. İşin ilginç yanı Türk bilim insanlarının eliyle tırnağıyla yaptığı teleskobun şu an başında Rus bir astronomun olmasıydı. Dilerim ki ülkemizde yetişen astronomlara ilerleyen zamanlarda öncelik verilir.

İrek Hoca teleskobu tanıtıyor. Öğrenciler yere oturmuş ve ilgiyle dinliyorlar.

RTT-150 Teleskobu gezisi. Teleskobu anlatan hocamız RTT-150 Gözlem Sorumlusu, Başuzman Araştırmacı Dr. İrek Hamitoğlu.

3. gün bizim son gecemiz olacağı için büyük gündü. Bu yüzden sabaha kadar sabahlamaya karar vermiştik. Gece boyunca dayanamayıp uyuyanlar da olmuştu. Bu kişilerden biri bankta uyuyakalan Mehmet Ali idi. Can abi gece boyunca bize eşlik etmişti. Hava çok soğuk olduğu için ara ara kafeteryada oturuyorduk. Can abi ile muhabbetlerimizde gelecek hayallerimizden, ilgi alanlarımızdan, kendimizi nasıl geliştirebileceğimiz, nelere yönelebileceğimiz konusunda bilgi alışverişinde bulunuyorduk. Daha da ilerleyen saatlerde, insanların yarı uyanık olabildiği saatlerde, Süleyman hoca koşarak yanımıza geldi. ‘Koşun bir yıldız patlaması var gökyüzünde!!!!’ dedi. Hepimiz heyecanla gözlem alanına gittik. Eğer öyle bir şey olsaydı bunu sanırım koşarken bile gökyüzünde fark edebilirdik. Ama herkesin bilinci kapalı olduğundan teleskop merceğinden gözlemlenebilecek kadar küçük bir şey olabileceğini düşünmüştük. Oysa her şey şakaydı. Bu şaka ile uyanmış ve alana gelmiş olduk. Bir gözlem turnesi daha başlamış oldu.  Teleskop alanında tanıştığımız Okan da gece boyunca bize eşlik etmişti. Hep birlikte Güneş’in ve Ay’ın doğuşunu izlemiştik. Ay da o günlerde Güneş’in doğumuna yakın saatlerde doğmaktaydı. Sohbet ede ede sabahı ettik. Üzerimizde kat kat kıyafetlerle…

FST üyeleri sabaha karşı dağın eteğinde oturmuş, gün doğumunu bekliyor.

Gün doğarken ardından tepelerin, veda günü gelir FST’lilerin.

Son gün hüzünlü geçti. Veda videosunu izledik tüm katılımcılar olarak. Sonra da toplu bir fotoğraf çekimi oldu. Aşçısından hocasına katılımcısından görevlilere kadar hep birlikte… Su fişekleri ve roket deneyleri oldu. Müzik çaldı, insanlar dans etti. Biraz hüzünlü olsa da çok güzeldi. Tanıştığımız herkesle yavaş yavaş vedalaşmaya başladık. Küçük çocuklarla, hocalarla, görevlilerle, diğer katılımcılarla… Minibüse binip cayır cayır yanan Antalya merkeze giderek birbirimizle vedalaştık…

 

Geriye biz her Future… Science… Team! deyişimizde arkamızdan Oooo yaaşşş kaçç? Diye seslenen Süleyman Hoca, herkese domates gibi yandığını sürekli hatırlatan Korhan Hoca, “iyi bir astronom iyi frizbi oynar!” diyen Oğuzhan abi, örümcekle olan savaşımız, soğukta donmamak için birbirimize sarılarak uyumamız, erkeklerin gece boyunca çadırda gıybet yaptıkları için uyuyamamamız, köyde parkta oynamaktan zamanın geçtiğini fark etmememiz ve bu sırada ISS geçişine denk gelip gözlemlememiz, köyde kaybolanları bulma çabamız ve daha nice komik, ilginç ve eğlenceli anı kaldı.

Tüm katılımcılar ve görevlilerin yer aldığı toplu fotoğraf. Büyük bir kalabalık var.

Gözlem Şenliği toplu fotoğrafı.

Bu yazıyı buraya kadar okumanıza umarım değmiştir. Eğer buraya kadar okuduysan teşekkür eder ve tavsiyemi sizinle paylaşmak isterim. FST ile tanışmam ve bu etkinliğe katılmamız benim için bir dönüm noktası oldu diyebilirim. Siz de yeni insanlarla tanışmaktan (elbette çabucak güvenmeyin), yeni şeyler denemekten, öğrenmekten kaçmayın. En önemlisi de hayallerinizin peşinden koşun ama bu koşuda yanınızda öyle destekçileriniz olsun ki düşerseniz elinizden tutup kaldırsın ve birlikte yola devam edebilin diye.

Ben FST’de bu yol arkadaşlarını buldum.

FST üyelerinin köye yürüyüşe çıkarken denk geldiği tabela ile çekindiği fotoğraf var. İki tabela var, biri yolun sağını, diğer solunu işaret ediyor ve ikisinde de "Antalya" yazıyor.

“Dünya yuvarlakmış!”

Etkinlikler

4.ODTÜ Bilim Günleri

Merhabalar arkadaşlar ben Aylin Açıkgöz. Sizlerle çok büyük heyecanla beklediğim bir etkinlikten söz etmek istiyorum. Organizasyonun içerisinde benim de yer alacağım 4.ODTÜ Bilim Günleri…

Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin Fen Edebiyat Fakültesi’ne bağlı 12 öğrenci topluluğunun düzenleyecek olduğu iki gün boyunca bilimin her alanına doymaya davet ediyorum sizleri. Bu yıl 4.’sü düzenlenecek olan etkinlikte 12 farklı topluluk, bir arada özveri ile çalışmaktayız. İki gün sürecek etkinlikte birçok alanda sunumlara katılabilir ve de topluluk tanıtım standlarına uğrayarak gözlem ve deneylere katılabilir, topluluklar hakkında yakından bilgi edinebilirsiniz.

Ücretsiz olacak etkinliğe, kampüse giriş açısından kayıt yapma zorunluluğu vardır. Kayıt ve program yakında paylaşılacaktır. Detaylı bilgi için sosyal medya hesaplarını takip edebilirsiniz.

Etkinlikte yer alan olan öğrenci toplulukları şöyledir:

  • Amatör Astronomi Topluluğu
  • Bilim ve Gelecek Topluluğu
  • Biyoloji ve Genetik Topluluğu
  • Evrim Ağacı
  • Felsefe Topluluğu
  • Fizik Topluluğu
  • İstatistik Topluluğu
  • Kimya Topluluğu
  • Matematik Topluluğu
  • Psikoloji Topluluğu
  • Sosyoloji Topluluğu
  • Tarih Topluluğu

 

Tarih: 28-29 Nisan

Yer: ODTÜ Üçlü Amfiler

Sosyal Medya Hesapları:

  • Facebook: https://www.facebook.com/odtubilimgunleri/
  • Twitter: https://twitter.com/odtubilimgunler
  • Instagram: https://www.instagram.com/odtubilimgunleri/