Yazılar

, , , ,

KOÇBAT CRISPR SEMPOZYUMU NASIL GEÇTİ?

Selam herkese! Ben Barış ve bugün sizlere 2 Haziran 2018 tarihinde Koç Üniversitesi Bilimsel Araştırma Topluluğu’nun düzenlediği CRISPR Sempozyumu’nun nasıl geçtiğini anlatacağım. Hazırsanız başlıyorum.

Her şey, fakültemizin Bilimsel Araştırma Topluluğu’nun WhatsApp grubuna atılan bir mesajla başladı. Mesajda bu etkinliğin duyurusu yapılıyordu ve bir başvuru formu vardı. Benim CRISPR’a olan zaafım, evet böyle bir zaafım var, sempozyumun tarihi ve yapılacak workshop için gereken bilgisayar gibi küçük ayrıntıları fark etmeme sebep oldu ve formu dediğim ayrıntılara dikkat etmeden doldurdum.

İlk şoku atlattıktan sonra, 5 dakika kadar sonra yani, formu tekrar açıp tüm ayrıntıları acı bir şekilde öğrendim. Neden acı bir şekilde öğrendim:

  • Dizüstü bilgisayarım yok,
  • 31 Mayıs’ta ciddi bir sınavım var.

Bilgisayar işini halledebileceğime inancım tamdı ama sınav konusu aklımı biraz kurcalıyordu. Sınavımın olması demek, yapılacak konuşmalar için bir ön hazırlık yapamamam ve Eskişehir-İstanbul arası gidip gelişime, toplamda yaklaşık 10 saat, değmeyecek olması ihtimalini aklıma getiriyordu. Hali hazırda CRISPR hakkında bilgim vardı ve elimden geldiğince de gelişmeleri takip ediyordum ancak sınav zamanı yaklaştıkça kafamda ‘Acaba’lar beliriyordu. Tüm bu endişelerimin yersiz olduğunu da ancak 2 Haziran günü workshop bittiğinde anladım. Konuşmalar kafamdaki tüm şüpheleri sildi ama konuşmalardan bahsetmeden önce buraya bir kamu spotu yerleştirmem gerekiyor:

Toplu taşıma kullanırken daima Google Maps’ten yararlanın! (Viral almışımdır…)

7.30’da Esenler Otogarı’na vardığımda bineceğim servisi, servisten inince de Koç Üniversitesi Hastanesi’ne ulaşmamı sağlayacak otobüsü biliyordum. Daha doğrusu bildiğimi sanıyordum. Servise inip binme kısmında bir sıkıntı olmadı ancak iş otobüse binmeye gelince işler biraz sarpa sardı. Çapa Tıp taraflarındaki durağı bulmaya çalışırken bir yandan da telefonla konuşuyordum ve tam da bu sırada beklediğim otobüs yanımdan geçip gitti. Her ne kadar erken gelmiş olsam da ön sıraların kapılmış olma ihtimali ve henüz kahvaltı yapmamış olduğum gerçeği yüzüme bir tokat gibi çarptı. Çabucak hastaneye ulaşmalı, kahvaltımı etmeli ve konuşmaları sahne önünden izlemeliydim.

Bu durumdaki telaşlı bir Barış’ın yapabileceği en kötü şeyi yaptım ve yanlış otobüse bindim. Şanslıydım ki teknolojinin günümüzde ulaştığı nokta sayesinde, telefon yani, hastaneye yakın ama hiç de ummadığım bir noktada inebildim.

Kısa bir süre içinde hastaneye ulaştım, kahvaltımı ettim ve şansıma, lobide organizasyonu düzenleyen ekibin bir üyesiyle tanıştım. Birlikte etkinliğin yapılacağı salona geçtik ve ben de ön sıralarda yerimi aldım. Daha önce hiç yüz yüze görüşmediğim, sadece WhatsApp üzerinden haberleştiğim FST üyelerini arıyordu gözlerim. Tam da bu sırada Ekin’i gördüm. Yani aslında birkaç kez göz göze geldik ama ikimiz de birbirimizden emin olamadık. Hemen selamlaştık ve CRISPR, tıp fakültesi, hastaneye ulaşma maceralarımız gibi konular üzerine uzun bir sohbete daldık. Sohbetimizin sonuna, konuşmaların başlama saatine yaklaşırken aramıza FST İstanbul ekibinden Beyza, Mert ve Elif katıldı. Hazırdık, konuşmalar başlıyordu!

Fotoğrafta sempozyumun afişi yer alıyor. Kırmızı bir şerit üzerine beyaz renkte sempozyumun başlığı atılmış. Altında da beyaz arka plan üzerinde konuşmacıların adları, fotoğrafları ve konuşma başlıkları yer alıyor.

Konuşmaları kısaca özetlemek gerekirse,

Açılış Konuşması – Prof. Dr. Hakan Örer, MD, PhD

Hakan Hoca konuşmasında kişiselleştirilmiş tıptan, bilimsel tıbbın tarihinden ve tıpta genetik uygulamaların günümüzde ulaştığı seviyeden bahsetti. Tıp tarihinden pek hoşlanmasam da hocamızın akıcı ve eğlenceli sunumu sayesinde sunum esnasında dikkatim bir kez olsun dağılmadı. Özellikle tıptaki genetik uygulamaların bugünkü hali hakkında bir fikir sahibi olmak bana, yakın bir gelecekte kişiye özel tanı ve kişiselleştirilmiş tıp teknolojilerinin daha da ilerlemesi sayesinde hastalık tanı ve tedavisinin ulaşacağı seviye hakkında büyük umutlar verdi.

CRISPR’a Giriş – Serçin Karahüseyinoğlu, MD

CRISPR’ın keşfi, mekanizması, DNA’nın tamir yöntemleri ve bizim buna CRISPR ile müdahalemiz, diğer genom düzenleme mekanizmaları olan ZFN (Zinc-Finger Nuclease) ve TALEN hakkında bize bilgiler veren hocamız aynı zamanda CRISPR’ın hangi hastalıklarda daha kolay çalıştığından ve CRISPR’ın off-target (istenmeyen, hedef dışı) etkilerinden de bahsetti. Konuşmasında off-target konusuna özellikle vurgu yaptı ve bu konunun CRISPR’a dair en önemli konu olduğunu söyledi.

CRISPR’ın Klinik Uygulamaları – Tamer Önder, PhD

Tamer Hoca, CRISPR ile gen terapisi yaklaşımlarından ve genetik yöntemlerle klinikte tedavi edilebilecek hastalıklardan bahsetti. Konuşmasında yakın gelecekte gerçekleşmeye başlayacak olan, insan embriyosunda CRISPR uygulamalarına da değindi. İnsan embriyosu işin içine girince, olayın etik boyutu da gündeme taşındı ve soru-cevap kısmı da oldukça uzun sürdü. Hem soru-cevap hem sunumun kendisi oldukça doyurucu bir şekilde geçti.

ÖĞLE ARASI

Yemekhaneye geçerken topluca fotoğraf çekindik. Yediğimiz yemekleri tanımlamaya gerçekten kelimeler yetmeyecek sanırım. Sonuçta özel bir hastane olsa da gerçekten bu kadar güzel yemekler yemeyi beklemiyordum. Aslında şu an biraz abarttığımı fark ettim. Kendi üniversitemin hastanesinin yemekleriyle kıyaslayınca hem porsiyon hem tat olarak bir uçurum olsa da… Tamam tamam, güzeldi yani siz anladınız.

Yemekhaneden biraz geç çıktık FST olarak. Hem bazı üyelerimizin yavaş yemesi, onlar kendilerini biliyor, hem de muhabbetin etkisiyle masada uzun bir süre oturduk. Süreç nasıl başladı tam hatırlamasam da, dönüş yolunda kaybolduk. Birkaç tane ameliyathanenin, polikliniğin yanından geçerken kaybolduğumuz için Beyza’yı suçluyor, doğru yolu bulmaya çalışıyorduk. En sonunda etkinliği düzenleyen ekipten birkaç kişiyle karşılaştık ve salona ulaştık.

İnsan Embriyogenezinde OCT4’ün Rolünün CRISPR ile Aydınlatılması – Özgür Öktem, MD

Kemoterapi Direncinde Epigenetik CRISPR/Cas Taraması – Özlem Yedier, MSc

İki hocamız da konuşmalarında kendi çalışmalarından bahsettiler. Bu sunumlar doğrudan çalışmaları anlattığı için diğer sunumlara göre biraz daha teknik ve ileri seviyeydi, o yüzden daha yeni ikinci sınıfa geçmiş bir tıp öğrencisi olan benim için, tam anlayamadığım ve doğal olarak kendimi pek veremediğim konuşmalardı. Her ne kadar ben pek anlamamış olsam da salonun konuşmalara duyduğu ilgi, benim ne kadar çok şey kaçırdığımı kanıtlar nitelikteydi.

CRISPR Knockout Workshop

Sol tarafta Burak, onun sağında ben varım. İkimizin de elinde bize verilen CRISPR knockout el kitabı var. İki elimizle kitapları kameraya doğru kaldırıp poz vermişiz. Burak sarı saçlı, beyaz tenli. Kahverengi kemeri ve metal saati dikkat çekiyor. O da benim gibi siyah kemik gözlük takıyor ve üzerinde lacivert bir gömlek var. Benim üzerimde de pembe bir tişört var. Siyah saçlıyım ve uzamış kıvırcık sakallarım var benim de. Önümüzde bilgisayarlarımız duruyor. Daha arkada ise beyaz bir tahta var.

Bilgisayardaki çeşitli yazılım ve web sitelerinden yararlanarak bir geni CRISPR ile knockout ettik. Burak, Beyza ve benim olduğumuz çalışma grubu çalışmayı oldukça hızlı bitirdi. Bize verilen el kitapçığının sadece yarısını yapmış olmamız ve yaptığımız kısmı da oldukça hızlı geçtiğimiz için bu workshop benim açımdan pek verimli geçmedi. Diğer gruplar, verilen iki saatlik sürenin tamamını kullanmışken bizim işimiz yaklaşık kırk dakikada bitmişti. Biz de kaderimize razı olup lobiye geçtik ve ekibin geri kalanının da yanımıza gelmesiyle hastaneden ayrıldık.

Beyza'nın biz lobide beklerken habersiz çektiği fotoğraf. Ayna karşısında oturuyoruz. Ortada Beyza, solda Burak, sağda da ben varız. Beyza bacak bacak üstüne atmış ve telefonu yüzünü kapatacak şekilde tutmuş. Her ne kadar yüzünü kapatmış olsa da gülümsediği anlaşılıyor. Dalgalı siyah saçları var ve boyu ayak bileğinde biten gri bir pantolon giymiş. Ayak bileğinde kırmızı bir halhal var. Parlak gri ayakkabıları ise göz kamaştırıyor. Hepimizin yanında çantalarımız var.

İşte lobide bitmek bilmeyen o dakikalar! Soldan sağa Burak, Beyza ve ben.

Beşiktaş’a gitmek için metrobüse doğru yürürken Elif ve Ekin’in aramızdan ayrılması gerekti. Onlarla vedalaştık ve metrobüse bindik. Tahmin ettiğimden kısa bir sürede Beşiktaş’a ulaştık ve FST İstanbul ekibinin diğer üyeleriyle yani Elif, Doğukan, Tutku ve Gökçe ile bir kafede buluştuk. Sohbet ediyorduk, limonataya benzer içecekler içiyorduk ama korkunç bir gerçeğin de farkındaydık: Hava çok sıcaktı! Ekipteki herkesi dışarıya çıkmaya ikna etmeye çalışırken Elif’e bir telefon geldi ve işte o telefon Elif’in başvurduğu staja kabul aldığını söyleyen telefondu! Hararetli ikna tartışmamızı sonlandırıp Elif’in sevincine ortak olduk. En sonunda kafeden çıktık ve kendimizi Yahya Kemal Parkı’na atmadan hemen önce markete uğrayıp birkaç abur cubur aldık.

Parkta çimlere oturup ilk önce FST İstanbul ekibinin düzenlemeyi düşündüğü birkaç etkinlikten bahsettik. Emin olun hepimizi çok güzel etkinlikler bekliyor 🙂 Etkinlik planlarından bahsettikten sonra da kendimizi boş yapmaya adadık. ‘Akbil fırlatma challenge’ ve ‘çimen yolma challenge’, bunun kazananı benim, etkinliklerimizden sonra birkaç arkadaşımız parkın oyun alanına yöneldi. Neşeyle oyun alanının zevkini çıkartırlarken elim bir olay oldu. Maalesef bir arkadaşımız, Beyza, tahterevalliden kaydı ve yere düştü. Kameralarımız o an açık olmadığı için olay anını size gösteremeyecek olsam da kazada herhangi bir yaralanmanın olmadığını söyleyebilirim. Hiçbir ilk yardım girişiminde bulunmadığım için ilerde diplomamı alamayacağımı iddia ettiler ancak ben onlara katılmıyorum.

Mert siyah ceketi ve güneş gözlükleriyle tüm dikkatleri topluyor. Elif gri bir tişört giymiş ve dil çıkartıyor. Tutku, Beyza ve ben siyah ceket giyiyoruz. Tutku elini göğsüne doğru tutmuş, Beyza ve ben de ellerimizle metalci işareti yapıyoruz. Bu işaret baş parmak, orta ve yüzük parmağın avuç içinde kapalı ve birleşik dururken işaret ve serçe parmağının açık durmasıyla yapılıyor. Doğukan gri bir tişört giymiş ve kafasını hafifçe kameraya doğru yan yatırmış.

Soldan sağa Mert, Elif, Tutku, Gökçe, Beyza, Ben ve Doğukan

Ayrılma vakti gelmişti. Durakta herkesle vedalaştık ve açlığımıza bir son vermek üzere Beyza ve Gökçe ile kokoreççiye doğru yola çıktık. Önceki senelerde gittiğim bir kokoreççiye gittik. Ben hatalarımdan ders almadığım için burada neyi sevip sevmediğimi unutup sevmediğim ürünlerden de sipariş ettim. Midye tavanın tatsızlığını kokoreçle kapatabildim neyse ki. Karnımızı doyururken bol bol sohbet ettik ve oradan da ayrıldık.

Gökçe kameraya doğru hafifçe başını eğmiş, üzerinde koyu yeşil ve kahverengi arası bir renkte tişört var. Beyza ve ben ellerimizde kokoreçlerimizi tutuyoruz. Kokoreçlerden birkaç ısırık almışız. Masada da midye tava ve midye dolmasının olduğu tabaklar var. Masalar beyaz, arkamızda duvar var ve duvarlar da beyaz.

Kokoreç maceramız. Soldan sağa Gökçe Beyza ve ben.

Gökçe ve Beyza evlerine dönecekti, ben de Esenler’e gitmek için servise binecektim. Durakta vedalaştık ve ben de servisle Esenler’e gittim, oradan da Eskişehir’e geri döndüm.

Bana çok güzel 24 saat yaşatan tüm FST ekibine, böylesine dolu ve kaliteli bir sempozyum hazırladıkları için KOÇBAT ekibine ve benim için çok özel olan bu yazıyı okuduğunuz için sizlere sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Bilimle kalın!

Etkinlikler

Sonuç Bulunamadı

Üzgünüz, hiç bir gönderi kriterinizle eşleşmedi