Yazılar

, ,

Sokratik Yöntem: Mağara Alegorisi

Merhaba! Biz Dilek ve Uygar, ortak olarak ilgimizi çeken bu konu hakkında sizlere bir şeyler anlatmaya çalıştık. Yaptığımız bu çalışmayı  umarım severek okursunuz.

Yaklaşık olarak 2400 yıl önce Yunan filozof Platon’un sağlıklı ve mutlu bir toplum hayatının hayalini canlandırdığı  ‘Devlet’ adlı eserinin 7. kitabında ‘Mağara Miti’nden bahseder. Öncelikle hikayeyi özet olarak anlatmaya başlayalım.

Alegoride bir grup mahpus, çocukluklarından beri ayaklarından, boyunlarından zincire vurulmuş bir şekilde yeraltında mağaramsı bir yerde yaşıyorlar. Sırtları mağaranın girişine dönük, kafalarını çeviremiyorlar. Yüksek bir yerde yakılmış ateş parıldıyor arkalarında. Mahpuslarla ateş arasında dimdik bir yol var. Bu yol boyunca alçak bir duvar, hani şu kukla oynatanların seyircilerle kendi arasında koydukları ve üstünde marifetlerini gösterdikleri bölme gibi bir duvar. Bu alçak duvarın arkasında da insanlar var ve ellerinde çeşitli aletler ve objeler taşıyorlar.

Mahpuslar ancak ateşin aydınlığıyla mağara duvarına yansıyan gölgeleri görebiliyorlar ve dışarıdaki seslerin yankılarıyla bu gölgelerin seslerini ilişkilendiriyorlar. Daha sonra bir mahpusun zincirleri çözülüyor ve serbest bırakılıyor. Gözlerini ışığa çevirdiğinde ışık gözlerini acıtıyor. Etrafına baktığında gördükleri ona karmaşık geliyor. Dışarı çıktığında ise rahatça görebildiği şeyler önce gölgeler daha sonra su yansımaları oluyor. Alışmaya başlayınca da gökyüzünü, güneşi ve yıldızları görmeye başlıyor. İşte o zaman gördüğü her şeyin kaynağının güneş olduğunu anlıyor. Bu adam yeniden mağaraya dönmeye kalktığında, gözleri karanlıklara alışamadan, yeniden bu karanlıklar içinde zincirlerden hiç kurtulmamış mahpuslarla gördükleri üzerinde tartışmaya kalkıştığında kimse ona inanmıyor. Hatta onları çözmeye, yukarıya götürmeye kalkışınca da, ellerinden gelse, onu öldürmeye çalışıyorlar.

Günümüzde körü körüne inanma ve bağlanma tam olarak bu. Bizim olmamız gereken kişi mahpuslar yerine dışarıyı gören, tanıyan insan olmak. O insan olmadan bugünümüze, yarınımıza yardım edemeyiz. Mesela kafamızı biraz uzaklara çevirdiğimizde, Hindistan açıklarında yaşayan Sentinel kabilesini görebiliriz. Bunca yıldır (tahminen 60.000) dış dünyadan izole şekilde yaşamaktadırlar ve nüfusları 50 ila 500 arasında olduğu tahmin edilmektedir. Demem o ki, oradan bir insanı alıp dış dünyaya getirdiğimizde bizimle uyum sağlaması çok zor olacaktır ama uyum sağladıktan sonra tekrar geri gönderdiğimizde ve bu olanları kabile üyelerine anlattığında çok büyük ihtimalle dışlanacaktır. Bu onun için kaçınılmaz sondur. Çünkü 60 bin yıldır süregelen normların aksine tamamen farklı görüşte ve düşüncede gerçeklerle karşılaşmış ama bu gerçeklerin yanında tek kanıt kendisi. Bu durumda da o ilkel şartlar altında ada yerlilerinin ona inanması çok düşük bir ihtimal, belki ihtimal bile değil. Şimdi kafanızda belki de soru işaretleri oluştu ne alaka diye.

Eğer tam olarak bağlantı kuramadıysanız, ilk paragrafımıza tekrar göz gezdirin. Bu tam olarak da Platon’un Mağara Alegorisi ile alakalı bir örnek. Sözgelimi her zaman ve her yerde gerçekleri fark eden insanlar olacaktır. Ama önemli olan bu gerçekleri gerçek diye bilinen normları çürüterek, ispatlandırarak anlatabilmektir. Aksi takdirde, mahpuslar tarafından hiçbir zaman eskisi kadar saygı göremez ve onların gerçekliğinde asla yer bulamazsınız.

Dilek Mutlu & Uygar Mert Özlük