, , ,

Dijital Kültür ve Yapay Zeka Konferansları

Merhaba arkadaşlar ben Elif, bugün size Herkese Bilim Teknoloji dergisinin başlatmış olduğu harika bir konferans dizisinden bahsedeceğim. Herkese Bilim Teknoloji dergisini birçoğumuz duymuştur. Fark edemesek de bu dergi, içinde severek takip ettiğimiz hocaları içeriyor ve bu sayede dergiyle birçok kez karşılaşmış oluyoruz. Benim de abonesi olduğum ve aradığım çoğu başlığı arşivinde bulabildiğim bir dergi olan HBT, bu yıl gençlere ve meraklısına yeni bir bakış açısı kazandırmak ve bilgi vermek amaçlı yeni ve harika bir konferans dizisine başladı. Dünya’nın en çok konuşulan konularından biri ve HBT’nin konferans dizisine konu olan Yapay Zeka, her ay başka bir açıdan değerlendirilecek. Bu hafta gerçekleşen serinin ilk konferansına FST İstanbul olarak biz de katıldık ve konferansta Cem Say ve Tanol Türkoğlu sunumlarını gerçekleştirdi, konuşmacılar arasında dinleyicilere keyif veren harika bir uyum vardı. 🙂 Herkesin düzeyine uygun, eğlenceli bir gün geçirdik. Aslında videosu ben eve gelene kadar yüklenmişti, canlı olarak facebook üzerinden yayınlanması ise katılamayanlar için güzel bir durum. Daha güzel olan ise HBT ekibinin, konferansları farklı şehirlere taşıma planları! Serinin diğer konferanslarını buradan takip edebilirsiniz.

Her ayın son haftası cumartesi ya da pazar günü olacak konferans dizisinin açılışını Orhan Bursalı gerçekleştirdi.

Görselde Orhan Bursalı ekranın solunda kalan kürsüde açılış konuşması yapıyor. Sol tarafta ise ekrana yansıtılan etkinlik afişinin yarısı görünüyor.

Orhan Bursalı açılışı yaparken

Konferans dizisi hakkında genel bilgi verip konuları ve programı açıkladı. İşlenecek konular:

  1. Yapay Zeka: Efendimiz Mi, Kölemiz Mi?: Robotlar veya Yapay Zeka, insanın işine mi yarayacak, yoksa karşımızda insandan daha ileri düzeyde zeka pırıltısı olan “Robotik İnsan” mı bulacağız?
  2. Yoksa Artık Gerçek-Ötesinin Esirleri Mi Olacağız?: Sosyal medya ile sosyalleştiğine inanan insan, doğru bilgi ile yanlış bilgiyi nasıl ayırt edecek? Bilim, tüm bunlardan sağ çıkmak için nasıl direniyor?
  3. Dijital Devrim ve Çocuklarımız: Dijitalleşme, geleceğin mesleklerini ve doğal olarak çocukları nasıl etkileyecek? Dijitalleşme dostumuz mu düşmanımız mı?
  4. Eğitimin Evrimi: İleride eğitim sistemi nasıl olacak? Çocuklarımız robotlarla mı yarışacak?
  5. Kripto Paralar: Kağıt paraların geleceği. Kripto para nedir, neye hizmet eder? Paralarımız dijitalleştikçe zenginleşiyor muyuz?
  6. Robotlar ve Aşk: Robotların duyguları olacak mı? İnsan-robot aşkı yaşanabilir mi? Aşık olurken ne kadar özgür olacağız?
  7. Yoksa Bir Simülasyonda Mı Yaşıyoruz?: Matrix’ten bugüne ne değişti? Yaşadığımız dünya bir simülasyon olabilir mi? Üst-İnsan dediğimiz robot-insan birleşimi mi olacak?
  8. Robot Başkanımız Olsa Daha Mı İyi Olur?: Robot başkanımız olsa daha mı iyi bir dünya düzenimiz olur? Robot hakları ve robot-insan ilişkilerini düzenleyen yeni siyaset düzeni.
  9. Siyah Ayna/Black Mirror: Gelecek bize ne getirecek? Bilimkurgu gerçeğe mi dönüşecek?
  10. Evrensel Zeka Bağlantısı Var Mı?: İnsanın evrendeki yeri ne? Aslında hepimiz bütünün bir parçası mıyız? İnsanın kozmos yolculuğu.
  11. İnsanlığın ve Yerkürenin Varoluş Mücadelesine Bilimsel, Teknolojik Bakış: İnsan geleceğe mi bakacak, yoksa geçmişteki savaş kalıntıları arasında mı sıkışacak? Gerçekten de sürdürülebilir bir dünya istiyor muyuz?
  12. 20 Yıl Sonra Nasıl Bir Dünya Olacak?: Evrensel temel gelir nedir? İnsan nüfusunun azaltılması çözüm olabilir mi? İnsanın dünya yolculuğu sona erebilir mi?

şeklindedir.

Konferansın videosuna buradan ulaşabilirsiniz. Sizinle daha çok, dikkatimi çeken yerleri ve bana düşündürdüklerini paylaşmak istiyorum.

Salona girdiğimizde konferansın başlamasına yarım saat vardı. Erken gelmiş olmamıza rağmen ilk 5-6 sıra dolmuştu bile. Başlama saati geldiğinde salonda ne bize ne de bir robota yer kalmıştı. Kapıyı açık bıraktılar ki koridordan da dinlenebilsin. Uzun zaman sonra katıldığım en güzel etkinlikti diyebilirim! Sanırım nedeni bu konularda hatırı sayılır derecede bilgi sahibi olmamama rağmen hem keyifli vakit geçirip hem de öğrenmemdi. İktisat fakültesinde okuyorsanız koridorlarda yapay zeka konuşmaları duyamazsınız. Çoğunlukla işsizlik rakamları, cari açık, kripto paralar falan duyabilirsiniz. Gerçi geçenlerde yapay zekalar iktisat fakültesi öğrencilerini işsiz bırakacak denilmişti ama bu sayılmaz bence. 🙂

Tanol Türkoğlu konferansı çok güzel bir soru ile başlattı: “Bu sahnedeki iki kişiden biri yapay zekayla destekli bir android. Yani insan değil. Gelecek iki saatlik konuşmalarımızı inceleyerek hangimizin yapay zeka olduğunu nasıl anlayabilirsiniz?” ve topu Cem Say’a attı ama eğlenceli bir ikili oldukları her hallerinden anlaşıldığı için Cem hoca “En sağlam yöntem kesip bakmak.” şeklindeki cevabıyla ayağına gelen topu iyi kavradı ve devam etti. Yapay zekayı ortaya atan Alan Turing’in de aynı soruyla yola çıktığını anlattı. Geliştirdiği Turing Testi ile ortaya bir ölçüt koyan Alan Turing, bu testle bir makinanın gerçekte düşünüyor olup olmadığına karar verebilmemizi sağlamış.

Cem Say, insanların bilgisayarları “düşünmüyor” diye nitelendirmesinin nasıl da altı boş bir söylem olduğunu anlattı. Aynı maddeden yapılmadık diye bilgisayarı dışlamamızın ırkçılık, türcülük olduğunu söyledi. Turing, bu durumu çözmek için şöyle bir deney yapıyor:  Sorgucu adıyla bir insan bir odada duruyor. Bir diğer odada ise bir bilgisayar ve bir insan var. Sorgucu kimin insan kimin bilgisayar olduğunu görmüyor. Böylece önyargılı olamıyor. Amaç, bilgisayarın da insanın da sorgucuya kendisinin insan olduğunu düşündürmek. Bunu ise yazı yoluyla yapıyorlar, ses yok! Turing testine göre deneyin defalarca tekrarlanması durumunda sorgucunun yanılması %50’yi geçiyorsa bu bilgisayara düşünmüyor diyemeyiz. Bende oluşan koca bir VAYY BEE!

Soldan sağa; Cem Say, Tanol Türkoğlu konuşmalarını gerçekleştiriyor. Arkaplanda slayt ekranına tanıtım afişinin yansıtılmış hali var. Hocalar oturmuş şekilde ve ortalarında bir mikrofon bulunuyor. Kürsünün ön kısmında Bahçeşehir Üniversitesi logosu var.

Cem Say, Tanol Türkoğlu.

Bir diğer ilgimi çeken konu da yazılımla yapay zeka arasındaki fark oldu. “Her yazılım yapay zeka mıdır?” sorusunu sordu Tanol Türkoğlu. Cevap net olarak “hayır” ama mesele, bunu nasıl anlayacağımız. Eğer yazılım zamanla bireysel bir iradeye sahip olabiliyorsa buna yapay zeka diyebiliriz, dedi ve bir de örnekle açıkladı: Bir robotu taksim meydanına bıraktığımızda başına gelebilecek şeyleri önceden belirleyip ona göre kodlarsak, burada hem sonsuz olasılık olduğundan bu durum mümkün değil hem de tüm olasılıklara hazırlayınca buna yapay zeka değil, yazılım deriz. Yapay zeka, temel şeyleri verip taksime bıraktığımızda, başına gelen her olaydan ders alır ve bir sonrakinde buna göre kendini geliştirir. Sanırım yazılımla yapay zeka arasındaki farkın en belirgin örneği de bu oldu benim için.

Bahsettiğim konular dışında robot hukuku, robotlar nasıl öğrenir, yapay zekanın duyguları olmalı mı, robotlarda ödül-ceza mekanizmasının olmaması, Elon Musk-Mark Zuckerberg arasında geçen yapay zeka atışması, yapay zekanın yeryüzünde insandan ne kadar uzun kalabileceği, yapay zekanın bir insanı öldürme ihtimaline karşılık insanlığın önlemleri gibi birçok konu konuşuldu.

Yapay zekanın duygusunun olup olmayacağı ile ilgili söylenenlere de değinmek istiyorum. Aklıma hemen Doctor Who’daki Cybermen ırkı geldi. İnsanların duygularını, bedenini yok edip yalnızca beynini kullanan bir ırk düşünün. Karşısında gördüğü insanları dönüştürmeden önce “Seni bu acıdan kurtaracağız” gibi sözler söylerler. Bu ifade beni çok etkilemişti. Yani yapay zeka tamamen mantığıyla hareket edecek ise insan duygularını hastalık ya da acı çekme olarak görebilme ihtimalleri de var demektir. İnsanı insan yapan duyguları, aynı zamanda zayıflığı mı olacak? Bahsettiğim sahneyi merak edenler için buraya bırakıyorum.

Bir de yapay zekaların bize kötü davranacak gelişmişliğe gelme durumları var ki bu hocalarımızın da dediği gibi kölelikten yükselip insanı köle konumuna getirme ihtimalleri. Bir çocuğu büyütmek gibi bence. Bebekken büyüklerimiz ne derlerse onu tekrarladık hepimiz. Biraz daha büyüyünce ise kendi ifadelerimizi kullanmaya başladık. Sevgiyle büyütülenlerimiz iyi insanlar olurken, kötü davranan ebeveyn ile büyüyenlerin büyük kısmı kendi ebeveynleri de dahil tüm ebeveynlere düşman oldu. Bunlar tabii genellemeler. Demek istediğim robotlara, yapay zekalara nasıl davranırsak gelişme durumlarında onların da bize öyle davranma ihtimalleri. Bunun için duygulara sahip olmalarına gerek yok, aksine tamamen mantık kullanılarak verilecek bir karar!

İnsan ömrü sınırlı. Robotları, androidleri bizden daha şanslı(?) yapan bir konu da bu. İnsanlığın kendini mükemmel görmesine vurulmuş en güzel tokat. Tam da bu kısım konuşulduğunda aklıma çok sevdiğim bir şarkı geldi. Sonsuz yaşama sahip olmanın verdiği sakinlikle konuşan bir robot ve onun sakinliğini dinledikçe huzursuzluğu artan biz. Sözleri de bir o kadar etkileyici olan bu parçayla sonlandırıyorum yazımı. Bilim ve teknolojinin yol göstericiniz olması ve bu konferansların birinde karşılaşabilmek dileğiyle…

, , ,

3. Boğaziçi Evrim Günleri Nasıl Geçti?

Merhaba arkadaşlar, ben Merve. Bugün size yaklaşık bir ay önce yeni takım arkadaşları kazanmamızı sağlayan hatta bu sayede Radyo Boğaziçi’ne konuk olup burada FST’den bahsetme imkanı bulduğumuz 2 gün boyunca boğaza, denize ve sohbete doyduğumuz 3. Boğaziçi Evrim Günleri‘nin bizler için nasıl geçtiğinden bahsedeceğim.

Öncelikle sizlere bu etkinlik hakkında bilgi vermek istiyorum. Bu yıl 3.sü gerçekleşen Boğaziçi Evrim Günleri, Boğaziçi Üniversitesi Bilim Kulübü ve Evrim Ağacı alt grubunun birlikte çalışması ile 2014 yılından beri her sene öğrencilere yönelik evrimsel biyoloji konferanslarının düzenlendiği geniş katılımlı bir etkinliktir. Etkinliğin amacı evrimsel biyoloji alanındaki son bulguların, Türkiye’nin alanında uzman akademisyenleri aracılığıyla, katılımcılarla doğru bir şekilde paylaşılmasını sağlamaktır. Bu yıl konuşmacılar arasında Cemal Ün, Seçkin Eroğlu, Sibel Küçükyıldırım, Hasan Bahçekapılı, Cihan Demirci Tansel, Ergi Deniz Özsoy Çağatay Tarhan gibi isimlerin yanı sıra mentorlarımızdan Cem Say ve Tevfik Uyar da vardı.

Bursa Gökyüzü Gözlem Şenliği’nden sonra yine hep birlikte Boğaziçi Evrim Günleri’ne katılmaya karar vermiştik fakat ufak bir problem vardı. Berfin hariç kimse kayıt olmamıştı! Sonra Berfin etkinlik koordinatörüyle aralarında geçen şu konuşmayı attı:

Berfin: Kayıtlar tekrar açılınca haber verir misin? Ekipten 5-7 kişi başvuracak da ağlıyorlar şu an.

Koordinatör: Tam olarak şu an mı ağlıyorlar? O zaman hazır olsunlar açıyorum.

Hepimiz havalara uçtuk ve hemen formu doldurup kayıt olduk. Tam 14 kişiydik arkadaşlar! Bursa, İstanbul, Ankara, Eskişehir, Afyon, Konya ve Antalya‘dan gelenler olmak üzere tam 14 kişi!

1 Aralık gecesi herkes yola çıkmıştı. Fakat birçoğumuz şehir içi ulaşımı bilmiyordu, sonra ortaya bir kahraman çıktı: Yiğit! Yiğit İTÜ’de okuyor ve İstanbul’da yaşıyordu. Herkes “Seni yormak istemeyiz…” naraları atarken Yiğit, “Yeter artık hepinizi alıyorum ve şikayet duymak istemiyorum.” diyerek tüm kontrolü ele aldı ve bizi büyük bir yükten kurtardı(Sonra metroda kaybolduk ve sunumlara geç kaldık.). Nihayet 2 Ocak sabahı Boğaziçi Üniversitesi’nde buluştuk ve kocaman sarıldık :’). Bu arada bir sürprizle karşılaşmıştık, yurdundan Antakya’ya diye çıkan Aylin sabah karşımızdaydı! Daha sonra konuşmalara katıldık ve yemek arası için dışarı çıktık. Bu arada yanımızda iki yeni takım arkadaşı daha vardı: Barış Can ve Doğukan. Aradan sonra tekrar konuşmalara katılmak için kampüse döndük. Molalarda ise dışarı çıkıp konuşmacılarla sohbet etmeye çalışıyorduk. Ekipten birkaç kişi Tevfik Uyar’la diğerleri ise Cem Say ile konuşuyordu. Tüm konuşmalar bittikten sonra Cem Say “Ekibi toplayın da çimlerde bir çay içelim.” deyince yine sevinçten havalara uçtuk! Boğaziçi Üniversitesi çimlerinde bilim hakkında sohbet ederken şöyle de bir hatıra fotoğrafı çektirmeyi unutmadık.

Belirttiğim isimlerle hep birlikte yuvarlak oluşturarak çimlerde oturuyoruz, herkesin önünde beyaz karton bardaklarda çay var ve öğrencilerin sırtlarında/yanlarında çantaları var. Barış tekerlekli sandalyesine oturuyor. Herkes kameraya karşı gülümseyerek poz vermiş.

Arka tarafta soldan sağa sırasıyla koordinatörlerden bir arkadaş, Berfin, Tevfik Hoca’nın arkadaşı, Tevfik Uyar, Cem Say, koordinatörlerden bir arkadaş, Barış’ın babası, Barış, İrem. Ön tarafta sırasıyla Merve (ben), Esra, Samet, Aylin, Can, Umut, Barış Can.

Çıkışta ise hep birlikte yemek yiyip dağıldık. Şehir dışından geldiğimiz için kalacak yerimiz bile yoktu(Evet bu yaşandı.). Sonra birkaç arkadaş Yiğit’in, birkaç arkadaş da Gülbiriz’in misafiri olmak üzere yola çıktık. En son Gülbiriz’in annesinin yemeklerle doldurduğu masada uyukladığımı hatırlıyorum. 3 ay önce tanıştığım insanın evinde kalıp yine 3 ay önce tanıştığım insanlarla aynı odada uyumuştum. Evet, FST ruhu! Ertesi sabah tekrar kampüse gittik. Radyo Boğaziçi’nde programı olan Doğukan, “Yayına katılıp FST’yi anlatmak ister misiniz?” şeklinde bir teklif sunmuştu. Aylin ve Can bu iş için gönüllü oldu ve o gün Radyo Boğaziçi’ne konuk olduk.

Tüm konuşmalar bittikten sonra çok yorulmuştuk. Çıkışta aramızdan ayrılan ve aramıza katılan toplam 16 kişiyle İTÜ’ye gitmeye karar verdik. Tek bir sorun vardı. Bu kadar kişi aynı anda nasıl girecekti? Gizlice girdik, evet bunu yaptık. Hatta sonra görevliler bizi durdurdu ama sorun çıkmadan halledildi. Bu arada sürprizler bitmiyordu, o gün ‘Full Moon(Süper Ay)’ vardı ve başlıyordu. Sonra İTÜ MED çimlerinde hep birlikte Süper Ay’ı izledik. En sonunda bir yere oturduk ve sonsuz FST sohbetlerinden birini yapmaya başladık, o kadar sonsuzdu ki gitmemiz gereken otobüs saatini kaçırdık. Ama en güzel yanı masada tanımadığın o kadar insan varken ortak bir sohbet konusu bulup koyu bir sohbete dalabilmekti :). Berk bize akıl soruları sordu, motivasyon konuşması yaptı ve daha sonra Berfin’le İTÜ’deki YGA ofisine gitti. Biz de bu sırada Berfin’in doğum günü için hazırlık yapmaya başladık. Bize yardım teklifi eden görevlilerden biri “Doğum gününüz kutlu olsun hanımefendi.” diye konuşmaya girerken diğeri de arkadan pastayı getirdi. Neye uğradığını şaşıran Berfin kemiklerimiz kırılana kadar her birimize sarıldı. Bu gece de böyle bitti ve olmayan otobüsümüz için yola çıktık…

Evet arkadaşlar, sözün özü şu ki: Birlik olunca sorunlar aşılıyor. Öyle ki bunlar sorun değil; her biri çok değerli anı olarak kalıyor. Burada kendinize birlikte yürüyeceğiniz takım arkadaşı, dost, mentor veya siz ne olarak adlandırıyorsanız tam olarak o değerli insanları bulabiliyorsunuz.

FST çok güzel, gelsenize :).

, ,

2017 NASA SpaceApps Challange Nasıl Geçti?

 Herkese merhaba! Ben Mustafa Fikret. Uzun zamandır sizin gibi bilimsever insanlarla tanışmak istiyordum, o gün bugünmüş.

Ben, 2 yıl önce kurulmuş olan küçük bir WhatsApp grubu gibi görünse de içinde kocaman yürekler ve hayaller barındıran Future Science Team ekibindenim. Ayrıca TFR Robotics adlı robotik ve yazılım ekibinin de kurucusuyum. Bugün sizlere FST ve TFR ekibi ile beraber katıldığımız 2017 NASA SpaceApps Challange – ODTÜ hakkında bilgi vermek istiyorum.

Nisan 2017’de katıldığımız bu yarışma bir hackathon idi. Tüm dünyada aynı anda başlayan yarışma 48 saat sürüyor ve herkesin, Nasa’nın verdiği konu başlıklı sorunlara bu 48 saat içinde bir çözüm bulması gerekiyor. Her yıl düzenlenen bu hackathona en az üç kişi ile katılabiliyorsunuz. Biz yarışmaya aşağıdaki karma ekip ile katıldık:

TFR ekibinden;

Mustafa Fikret Uğur(yani ben); Gömülü Entegre Sistemler Yazılımcısı
Sarp Gökdağ; Yapay Zeka ve Makine Öğrenimi üzerine sorumlu kişi
Murat Batuhan Günaydın; Havacılık ve aerodinamik mühendisi
Mücahit Çalışkan; Havacılık ve aerodinamik mühendisi

FST Ekibinden;

Aylin Açıkgöz; FST’nin olmazsa olmaz fedaisi, iş geliştirici ve TFR Robotics Halkla İlişkiler Departman Başkanımız
Baha Erkam Tabak; Teknoloji sever, iş geliştirici ve bilime aşık bir FST’li

Yarışma Ankara Next Level AVM‘de yapılacaktı, bu yüzden Sarp İstanbul’dan ben ise Denizli’den yarışma günü Ankara’ya geldik. Yarışmaya Ankara’da ODTÜ Genç Girişimciler Topluluğu, İstanbul’da ise Koç Üniversitesi ev sahipliği yapıyordu. Yarışmanın ilk saatlerinde takımlar için ayrılmış masalara kurulduk(5 bilgisayar tek bir masaya ne kadar sığabildiysek…). Sonrasında 1-2 saatlik yoğun bir düşünme aşamasına geçtik. Sanırım çözüm bulmak sorun bulmaktan daha kolaydı, çünkü herhangi bir konuda bir sürü çözüm üretebiliyorken gerçekten insanlara sorun olan bir problemi bulmak çok ciddi ve zor bir işti. Bir sürü konu başlığı arasından NASA’nın araştırma uçuşları için yaşadığı problemlere bir çözüm bulmaya karar verdik. Karar verme ve sonrasında nasıl çözüm bulacağımız faslına geçene kadar saatin çoktan 17.00 olduğunu fark ettik(Yarışma 10 gibi başlamıştı.). Çokça vakit geçmişti ama ne demişler, “Bir işin yüzde doksan dokuzu o işin nasıl yapılacağını düşünmek, yüzde biri ise yapmaktır.”.

Daha sonra ekipçe akşam yemeğine çıktık. Yemekten sonra ise hemen aşağı inip sonunda çalışmalara başlayabilmiştik. Tabii 48 saat boyunca uyuyamayacağımızı bildiğimiz için önceden masaya doldurabildiğimiz kadar enerji içeceği ve kahve doldurmuştuk. Allah’tan enerji içecekleri bedavaydı, ki sanırım 48 saatte 6 tane içerek kendi rekorumu kırmıştım 🙂 (Deneyenlerin mesuliyetini kabul etmiyorum!). Bu süreç içerisinde herkes kendi işine birden odaklanmıştı, ekip olma ruhu buydu sanırım. Çalışmaları anlatmadan önce, sorun ve soruna nasıl çözüm bulduğumuz hakkındaki notları sizlerle paylaşmak istiyorum;

Big Data, geçmişten beri elde edilen veriler sayesinde insansız hava aracımız içerisinde “Makine Öğrenmesi ve Yapay Zeka Programları” kullandık. Hava aracımızın etrafında bulunan objelerin saptanması ve gerekli analizlerin yapılabilmesi için görüntü işleme metodunu kullandık, bu sayede bilimsel araştırma esnasında gerçek zamanlı olarak geliştirdiğimiz yeni algoritma formatları ile birlikte uzay programlarında kullanılacak sensörlerin risklerini azalttık. Aerodinamik yapısı sayesinde uçağımız, kanat bölümünde hava şartlarına bağlı olarak şekil değiştirebilmektedir. Bu sayede uçağımız, bulunduğu her ortama adapte olabilir. Bu durum havayolları şirketleri için yolcu ve uçuş deneyimi sağlarken, bilimsel araştırma alanlarında da yüksek düzeyde veri optimizasyonu sağlamaktadır. Hedefimiz gelecek havacılık sektörünü, insansız hava araçlarının kendi kendine öğrenmesiyle değiştirmektir!

Yarışma tamamen open source yani açık kaynak olarak yapıldığı için yazdığımız tüm kodlara, çizimlere ve videolara bu linkten ulaşıp inceleyebilirsiniz.

Herkes kendi işinin başına koyulmuştu. Ben uçaklar için radar yazılımı yapıyor, Sarp görüntü işleme kodu yazıyor; Mücahit ve Batuhan da uçakların CAD çizimlerini yapıyordu. Bu arada Aylin ve Baha ise bize yarışma sonunda gerekli olacak çok ciddi araştırmalar içindeydi. Ben radarı tamamladıktan sonra Baha ve Sarp da görüntü işleme yazılımlarını yapmıştı. Tabii ki elimizde CAD çizimlerini basabileceğimiz 3D yazıcılar bulunmadığı için yazılımları yaptığımız kağıt uçaklar ile deniyorduk. Bu gibi olumsuzluklara rağmen başarılı olmuştuk, yazılımlar kusursuz çalışıyordu. Tüm bunlar bittiğinde saat sabahın 5’iydi! Aylin, yurda dönmesi gerektiği için akşamdan ODTÜ’ye geçmişti. Sabah erkenden tekrar AVM’ye geldiğinde 15 dakikalığına da olsa hepimizi uyuyakalmışken gördü. Aylin bizi uyandırdıktan sonra hemen çalışmalara devam ettik, Mücahit Abi hâlâ bilgisayarına gömülmüş, pür dikkat çizim yapıyordu. Biz ise bu sırada ODTÜ’den ve birçok farklı alandan uzmanlar ile istişareler yapıyorduk. Yazılımları bitirdikten sonra, Aylin’le birlikte yarışmanın jürilerine sunmak üzere bir sunum hazırlamaya başladık. Yarışmanın sonunda ekiplerin üçer dakikalık sunum süreleri oluyor ve projelerini bu süre içerisinde anlatmak durumundalar. Aylin ve Baha mentörlerin verdiği sunumlara katılıp bize özet geçmişlerdi, biz bu süre içerisinde kafalarımızı bilgisayardan kaldıramıyorduk ne yazık ki. Bundan dolayı Aylin ve Baha’ya teşekkür ediyorum. Ekipteki tek bir kişi bile olmasa bu denli başarılı işler çıkaramazdık. Ben TFR Robotics ve FST ekibinin dünden bugüne tüm üyelerine teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Hepimiz birbirimizi tamamlıyoruz desem yeridir. Eğer hızlı ilerlemek istiyorsan yalnız başına ilerle ama daha ileri gitmek istiyorsan ekibin ile git. Bu yüzden bilimseverler; yol arkadaşlarınıza güvenin, onları sevin ve saygı duyun. Bu hepimizi yüceltecektir.

Yarışmanın sonlarına doğru yaklaşmıştık. Ekipler sıra sıra sahneye çıkıyor ve projelerini sunuyordu. Üç dakikalık sunum süresini titiz bir şekilde kullanamayan ekipler üzücü bir şekilde sahneden iniyorlardı. Sıra bize geldiğinde ben ve Sarp sahnede konuşurken, Aylin ve Baha ise bilgisayarın başında sunumu kontrol ediyorlardı. Sunumumuzu güzel bir şekilde yapıp süreden yarım saniye artırmıştık bile! Herkes gibi bizim de kendimize güvenimiz tamdı. Birinci olacağımızı düşünsek de ne yazık ki jüri üyelerinin projelere ticari ürün gözüyle bakması nedeni ile beklediğimiz hedefe ulaşamadık. Bu durum bizi biraz üzse de biliyoruz ki bu gibi yarışmalar bizler için büyük bir tecrübe. Hem diğer takımları izleyerek hem de mentorlardan aldığımız tavsiyelerle vizyonumuzu genişletiyor ve olaylara bakış açımızı değiştirme şansı elde ediyoruz.

Yarışmadan sonra ben, Baha ve Aylin ODTÜ’ye gittik. 48 saati aşan uykusuzluk ve yorgunluğun üzerine en son hatırladığım şey devrim çimlerinde uyuyakalmamdı.

Umarım FST gibi ruhu bilim ve teknoloji ile yanıp tutuşan sizler, 2018 yılı için birçok ekip çıkaracak ve birçok başarılara imza atacaksınız.

Bilimle ve sağlıcakla kalın!

,

Mini Astronomi Öğretmen Semineri Nasıl Geçti?

Herkese merhabalar, ben İzmir FST ekibinden Mert, bu hafta sizlere 6 Ocak’ta İzmir’de gerçekleşen ve çok değerli insanların sunum yaptığı “Bir Yıldız, Bir Gezegen, Bir Uydu” isimli seminerden bahsedeceğim.

Etkinlik FENÖDER‘in(Fen Öğretmenleri Derneği) desteğiyle Bahçeşehir Koleji’nde gerçekleşti. Bu etkinliğin türevleri Türkiye’nin birçok ilinde öğretmenlerde temel astronomi bilgisi oluşturmak için yapılıyor ve yoğun ilgi üzerine İzmir içinde Mini AÖS adıyla yapılmaya başlandı.

Etkinliğin gerçekleştiği yeri bulmak benim için kolay olmadı, hatta yolda kayboldum diyebilirim fakat etkinlik başlamadan oraya varmayı başardım. Etkinlik alanının sınırına girer girmez saygıdeğer hocalar Prof. Dr. Zeynel Tunca, Prof. Dr. Serdar Evren ve Kubilay Akdemir gözüme çarptı ve kısa bir süre sonra ilk konuşma başladı.

“Güneş ve Güneş Sistemi” – Prof. Dr. Serdar EVREN

Sayın Serdar Hocamız etkinliğin sohbet havasında geçmesini istediğini belirtip konuşmasına başladı. Kendisinden uzun zamandır bir şeyler dinlemiyordum ve ne yalan söyleyeyim, özlemişim. İlk önce birkaç genel bilgi verdi ve ardından bizim için devasa bir hayat kaynağı olan Güneş’in bazı yıldızların yanında ne kadar küçük kaldığını gösteren bir görselle konuşmasına devam etti. İnsanların Güneş’i anlama çabalarını ve hayatlarına bir şekilde takvimlerle, mitlerle dahil ettiğini açıkladı. Daha sonra Güneş’in diferansiyel dönüşü, lekeleri ve Güneş’te gerçekleşen tepkimeler hakkındaki bilgileri bizlere aktardı. Dünya ve Yer’in farkını bilmiyordum, sayesinde öğrenmiş oldum; Yer, Jüpiter, Satürn, Mars gibi bir gezegen anlamında; Dünya, buradaki tüm canlı cansız her şeyi kapsayan ekosistem anlamındaymış. Kullandığı dosyaya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Ardından Güneş gözlemi yapıldı.

Bir teleskobun önünde bir grup insan Güneş gözlemi yapıyor.

Serdar Hocanın sunumunda bahsettiği gibi Güneş’te hiçbir leke yoktu.

“Güneş, Yer ve Ay Etkileşimleri” – Prof. Dr. Zeynel TUNCA

Zeynel Hoca konuşmasına gökyüzü gözlemlerinin en verimli nerede yapılabileceğine değinerek başladı. Salonda TUG’a giden insanların olup olmadığını sordu ve büyük bir mutlulukla el kaldırdım, “seni biliyoruz” diye bir tepki aldım, mükemmeldi. Takımyıldızların bu güne kadar oluşum süreçleri üstünde duruldu ve izleyicilere yıldızlardan oluşan minik bir Rorschach Testi yaptı. Hareketin üzerinde bir süre duruldu, daha sonra ise coğrafya derslerinden hatırladığımız konular olan Dünya’nın günlük hareketi, yıllık hareketi gibi konulardan bahsedildi. Hocamız konuşmasının sonunda astrolojinin saçmalığına değindi ve konuşmasının bu kısmını “Biraz fizik.” diyerek gönül rahatlığıyla özetleyebiliriz.

“Yer ve Ay” – Prof. Dr Serdar EVREN

Tekrar Serdar Hoca, bu sefer Dünya’mızın büyüklüğünü anlattı ve Dünya’mızın neden mavi olduğu konusunda bizleri aydınlattı. Bunun sebebi mavinin ışık kırılması sonucunda daha çok saçılmasıymış. Atmosferimizin evrimi ve yanardağlardan bahsedildi; konuşmanın bu bölümü astronomiden daha çok jeolojiyi kapsıyordu. Gezegenleri nasıl gördüğümüz ve onların kendi yıldızlarından gelen ışığı yansıtma yüzdeleri verildi(Dünyamız için bu oran %30). Ekinoks ve gün sürelerinin her geçen yıl değiştiğinden bahsedildi. Sevgili uydumuz Ay gittikçe bizden uzaklaştığından dolayı 1 milyar yıl sonra Dünya’dan tam Güneş tutulması izlemenin mümkün olmadığı belirtildi.

“Tutulmaların Toplumlar Üzerine Etkileri” – Kubilay AKDEMİR

Kubilay Hoca sunumunu yapıyor, arkadasındaki tahtada tutulma avcıları logosu var.

Kubilay Akdemir sunumunu yaparken

İlk önce Kubilay Akdemir ve Tutulma Avcısı projesini özetlemek gerekirse: Dünya’nın çeşitli bölgelerinden gözükecek tutulmaları bulup o bölgeye giderek tutulmayı fotoğraflamak. Bunu neden yaptığını tutulmayı yaşarken hissetiği duygularla açıklıyor bizlere, “Bir bilimkurgu filminin içerisinde gibisiniz, güzel bir öğle vakti ve yavaşça güneş kayboluyor,  ardından yıldızlar çıkıyor.”.

Tutulmalara karşı olan tarihsel saygıdan ve inanışlardan bahsetti: Çin’de mutlak otorite olan bir kralın Güneş’i doğurup batırdığına inanılır ve bir gün Güneş tam gökyüzünün ortasındayken Güneş batar. İnsanlar kralın gücünü sorgulamaya başlar ve tutulmayı kraldan daha güçlü olan ejderha ile açıklarlar. Belirli dönemlerde insanlar ejderhaya olan saygılarını göstermek için çeşitli gösteriler yapar. Tutulmayı Ejder’in Güneş’i yemesi olarak görmüşler. Bir başka inanış ise İstanbul’un fethi sırasında bir tutulma gerçekleşmesi ve Osmanlı’nın bu olayın uğur olduğuna inanması, Bizans’ın tam tersi bir uğursuzluk olarak görmesi. En iyi örneklerden bir diğeri de Thales’in tutulma tarihini bilip bitmek bilmeyen bir savaşın sona ermesini sağlaması ve bunun sonucunda karşılıklı barışın sağlanmasıdır.

Kubilay Akdemir Çin’e bir tutulmayı gözlemek için gidişini anlatı. İnsanların tutulmalar için özel müzikler, ibadetler yapmasından bahsetti. İnsanların tutulmayı çekeceği için ona gösterdiği ilgiden bahsetti. Kulağa mükemmel geliyor değil mi? Fakat tutulma olmadan önce yağmurun başladığını ve tutulmayı çekemediğinizi düşününün. Bu onun başına geldi. Fakat yılmadı ve tutulma avlamaya devam etti. Yıllardır iç savaştan çıkmayan Sri Lanka’da gözlenecek bir tutulma vardı ve oraya gidecekti. Ülkede bir kaos ortamı var ve karşılıklı iki gruptan birsinin liderinin canlı yayında kafası kesilmiş, hem de sizin gelişinizden 1 hafta önce. Kendisinin orada çok sık denetimlere uğradığından bahsediyor(eliyle işaret ettiği bölgeye mayın taraması yapılması ve niceleri) ve askeri birliklerle bir şekilde gözlem yapma hazırlıklarına başlıyor. Kendisinin yanına ülkenin genel kurmay başkanı dahi geliyor ve “ejderha güneşi yemeye başladığında” savaş duruyor. İnsanlar gökyüzüne büyük bir hayretle bakıyor. Gerçekten bu hikayeleri dinlerken insanın tüyleri ürperiyor.

Söz dönüp dolaşıyor ve tutulmadan kısa bir süre sonra olan büyük acımız Marmara depremine geliyor. Kubilay Abi yanlış bilgi ve inanmanın farklarından bahsediyor. Bir insan bir konuyu yanlış bildiği taktirde değiştirebilir fakat inandığı taktirde sorgulama durur. Bu olay depremden sonra hiçbir bağlantısı olmamasına rağmen olayları tutulmaya bağlayan, aynı müteahhidin yaptığı evlerin neden yıkıldığını sorgulamayan, onlarca yılda bir gerçekleşen bir tutulma olduğunda farlarını açıp “bundan ne anlıyorsunuz” diyen insanlar doğuruyor.

Kendisi tüm bu tutulmayı izleme serüveninin zorluğunun bu işi güzel yaptığından bahsediyor. Gelecekte 1 saat içinde tutulma olan yere gidip gelmemizin bütün olayı yok edeceğinden bahsediyor. Yakın bir süre içerisinde İzmir’den ayrılacak ve yeni bir tutulma avlayacak. Umarım bu süreç istediği gibi gider. Böyle bir işle uğraşıp bizim gibi genç ufukları aydınlattığın için kendisine sonsuz teşekkür ediyorum.

Konuşmacılar çiçeklerle poz veriyor.

Zeynel Tunca, Kubilay Akdemir, Serdar Evren.

Etkinlikte emeği geçen saygıdeğer konuşmacılara, salonu temin eden Bahçeşehir Koleji’ne ve düzenleyen FENÖDER’e FST adına teşekkürlerimi sunuyorum.

Daha Fazlası İçin;

, ,

İki Günde AKEK’le Evrime Doymak

Merhaba sevgili FST  blog okurları, Ben Algı. Bu yazıda size okulumda düzenlenen bir konferans hakkında bilgi vermek istedim.

Bu sene ODTÜ’de 12.si düzenlenen Aykut Kence Evrim Konferansı neredeyse gelip çattı. Hazır bu sene görevli kadrosunda yer almayı başarmışken burada neler olduğunu sizinle de paylaşmak istedim.
Öncelikle nedir bu AKEK?
AKEK, aslında halka evrimi tanıtmak ve bu konuyla ilgili yanlış bilinenleri düzeltmek amacıyla ODTÜ Biyoloji ve Genetik Topluluğu ile Evrim Ağacı üyeleri tarafından hazırlanan ve yine her sene ODTÜ’de düzenlenen bir konferanstır. Başlangıçtaki ismi Ulusal Evrim Konferansı iken; evrimsel biyoloji ve popülasyon genetiği alanında çalışmaları bulunan çok değerli ODTÜ Biyoloji Bölümü emekli öğretim görevlisi Prof. Dr. Aykut Kence’nin vefatından sonra, onun anısına ismi değiştirilip şimdiki halini almıştır.
Az önce özetle açıkladığım gibi AKEK’in amacı insanlara evrimi, evrim teorisi kavramlarını ve aralarındaki ilişkiyi anlatmak, büyük bir kısmını öğrencilerin oluşturduğu bu kitlede doğru bilinen yanlışları düzeltmek ve en güncel bilimsel verileri sunmaktır. Günümüzde evrim konusu farklı yönlere saptırılmaya çalışılsa da AKEK hiçbir siyasal ideolojiyi ve şahsi inancı hedef göstermeden ilerlemeyi amaçlar.
Bu seneki çalışkan ve birbirinden hevesli görevli kadrosuyla harıl harıl hazırlanan etkinlikte aralarında Douglas Futuyma, Tom Gilbert, Çağlar Akçay, Ezgi Altınışık gibi isimlerin bulunduğu 20’den fazla konuşmacıyı aramızda göreceğiz.
10-11 Şubatta 12.si düzenlenecek olan konferansta ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi A Salonu’nda dünyanın en prestijli üniversiteleri ve araştırma enstitülerinden gelen konuşmacılarımız evrimsel biyoloji alanındaki güncel gelişmelerden ve bulundukları kurumlarda yürütülen projelerle ilgili yapılan çalışmalardan oluşan özel sunumlarla, Kemal Kurdaş Salonu’nda ise evrimsel biyoloji ve evrimsel biyolojinin ilişkili olduğu diğer bölümlerle ilgili multidisipliner evrim konulu sunumlarıyla değerli konuşmacılarımız sizlerle olacak. Bu güzel konferansa katılmak için hala çok geç değil. Hele ki bu zamanlarda elimizde böyle pırıl pırıl bir etkinlik varken neden değerlendirmeyelim ki? Kaçırmayın derim.
Ben görevli olarak yaşadığım deneyimleri yine sizlerle dolu dolu paylaşmaya çalışacağım. Sizleri de beklerim.

Detaylı bilgi için etkinlik sayfasına buradan, kayıt formuna buradan ulaşabilirsiniz.

, ,

Yıldızların Altında Yıldızlar Bir Arada: TÜBİTAK Gözlem Şenliği

18 yaşına henüz girmiş bir üniversite sınavı öğrencisinin karşılaşabileceği en güzel insanlarla tanışmıştım. Hem de sosyal medyada! Bu yazı da bu insanlarla ilk kez yüz yüze tanıştığım etkinlik olan 19.Tübitak Ulusal Gökyüzü Gözlem Şenliği’nden bahsedeceğim.

Twitter’dan tanıştığım insanlarla aynı Whatsapp grubu içerisindeydim. Yolda görsem tanımayacağım insanlarla numaramı paylaşmış olmak tedirgin edici bir durumdu. Ama tanıştıkça bu durum yerini dostluğa bırakmıştı. Hayallerimizi, amaçlarımızı birbirimizle paylaşıyor, birbirimizden güç alıyorduk. Bilimsel gelişmeleri birbirimizle paylaşıyor, belli konular hakkında tartışmalar yapıyor, bilgi alışverişinde bulunuyorduk. Tanıdıkça, konuştukça daha da sevdiğin bu insanları yüz yüze de tanımak istiyor insan. İlk bir araya gelme girişimimiz bir etkinlik düzenlemek oldu. COSPAR için Türkiye’ye gelecek olan Umut Yıldız ile İzmir’de bir konferans… Daha sonra ülkede yaşanan olaylar COSPAR’ın ülkemizde gerçekleşmesine engel oldu. İlk girişim böylece suya düştü. Sonrasında 2.Bursa Gökyüzü Gözlem Şenliği’ne gidelim orada buluşalım istedik. Sadece Enisa, Gözde, Can ve Mert katılabildi. Can ve Mert zaten sınıf arkadaşı idi. Ama bu girişim bir şekilde başarılı oldu. Şimdi sırada daha geniş çaplı bir buluşma olmalı. Grubun en yaşlısı olarak ben 18 yaşında idim. En küçüğümüz ise 14. İzmir’den Iğdır’a, Hatay’dan Denizli’ye kadar farklı farklı ilden insanlardık. Kafamıza estiğinde şehir değiştiremezdik. Bir etkinlikte bir araya gelmek en makulü idi. 19. Gökyüzü Gözlem Şenliği hem bir araya gelip gözlem yapmak hem de yeni bilgiler öğrenip hocalarla tanışmak için en uygun ortamdı. Ama çılgın başvurular arasında sadece 2 kişinin başvurusu kabul edilmişti. FST’nin işte o gün ne kadar çılgın insanlardan oluştuğunu anladım, çünkü biz o etkinliğe tam 15 kişi gittik.

Future Science Team, gözlem şenliği afişi önünde. 7 kız yerde oturuyor, 11 erkek de arkada ayakta.

Future Science Team TUG Ekibi ve sevgili Mahmut Tekeş hocamız.

Başvuruları kabul edilen birçok kişi kesin kaydını yapmıyor ve yedek listesinden yerlerine eklenen kişilerin birçoğu da yapmıyordu. Bu durum bizi daha da üzmeye başlamıştı. TUG Gözlem Şenliği’nin o zamanki yöneticisi olan Kadir Uluç’u, birçok hocanın da desteğini alarak ikna etmiştik. Kendisinin misafiri olarak etkinliğe katılacaktık. Etkinliğe yaklaşık 10 gün vardı ve ailemizi ikna etmemiz, çadır gibi araçları ayarlamamız, biletleri almamız ve planlama yapmamız gerekiyordu. Ailemi ikna etmek çok zor olmuştu. Birbirimizin ailesini ikna etmeye çalışıyorduk hatta. Hiç görmediğim yüz yüze tanışmadığım insanlarla yolculuğa çıkacaktık. Etkinliğe gelenler de şu şekilde idi: Ben Hatay’dan, Berfin Dağ Mardin’den, Çiğdem Uysal Mersin’den, Özlem Yaman Alanya’dan, Baha Erkam Tabak Ankara’dan, Emre Gür Sakarya’dan, Halil Kolatan Kütahya’dan, Simay Erdem, Yaren Yaadi,Can Çalışkan, Mert Soydal İzmir’den, Celal Akbaba, Hüma Nur Budak İstanbul’dan, Mustafa Fikret Uğur, Mehmet Ali Kaspanoğlu Denizli’den gelmişti. Bir gün önceden giderek hiç görmediğim 2 kız ile(Berfin ve Çiğdem) hiç görmediğim bir kızın(Özlem) evinde Alanya’da kalacaktık. Çiğdem ile aynı otobüsten bilet alarak yolculuğun bir kısmını beraber yapmıştık. O ilk tanışamama(!) anı sözlere dökülemeyecek kadar ilginç, güzel ve heyecan dolu. ‘Merhaba siz Çiğdem olmalısınız, öyle değil mi?’ Alanya’ya vardıktan sonra Berfin ile de tanıştık. Çiğdem ile Berfin zaten önceden tanışmıştı. Sonrasında Özlem ve ailesi ile de tanıştık. Gündüz merkezde gezdikten sonra gece yıldızların altında hep beraber uyuduk. Birlikte geçirdiğimiz koca güzel ve sıcak bir günün ardından ertesi sabah Antalya merkeze yola koyulduk.

Arkada teleskop binası var ve önde FST üyeleri yerde oturmuş. Üyelerin arasında Süleyman Fişek hocamız var.

Süleyman Hoca ve RTT-150 teleskobu ile Future Science Team.

Şimdi sırada diğerleri ile tanışmak vardı. Bir araya geldiğimiz zaman herkeste aynı heyecan vardı ve de aynı soru “Merhaba, sen x misin?” Hümanur ve Celal henüz varmamıştı. Geri kalan herkes tanışmıştı ve yola koyulmuştuk. Akdeniz Üniversitesi’ne gidip eşantiyonlarımızı alıp servislere bindik. Heybe içerisinde verilen eşantiyonlar arasında Bilim ve Teknik dergisi, Bilim ve Çocuk dergisi, gök atlası, şenlik tişörtü, şenlik şapkası, termos bardak, şenlik poları, defter ve kalem vardı. Koca koca ağaçların arasından, dağın taşın içinden geçiyor ve şehri geride bırakıyorduk. Serviste bize Süleyman Fişek hocamız da eşlik ediyordu. Ara ara kendisi ile sohbet ediyorduk. Uzun süren bir yolculuğun ardından dönüp bize dağın tepesinde gözüken RTT-150 teleskobunu gösterdi. 2 yıl önce de görmüştüm ama sanki şu an daha anlamlı idi. Büyülenmiştim! Kısa süre sonra da alana varmıştık. Merhaba Saklıkent, merhaba TUG, biz geldik, FST!

Yardımcı hocalar çadır kurabileceğimiz yerleri gösterdi ve kurmak için yardım etmeye geldiler. Çünkü sadece Baha’nın çadır kurma deneyimi vardı. Çadırları, çadırların kapıları birbirine bakacak şekilde yuvarlak kurmuştuk. Bu sırada da birçoğumuz çadır kurmayı kısmen de olsa öğrenmişti.  Süleyman hoca ve Can abi ile küçük bir arazi yürüyüşüne çıktık. Bize teleskop alanını, sunumların olacağı salonu yani etrafı göstermişlerdi. 3 gün boyunca neler yapıldığından ve bu süreç boyunca aktif olmamızı söyledi. Gece teleskoplarla gözlemler yapmamızı ve başlarında sürekli durup kullanmayı dahi öğrenmemizi söylemişti. Aksi takdirde gece 12’den sonra teleskoplar toplanacaktı. Sonrasında da Can abi ile Oğuzhan abinin yanına giderek çadır kurmalarında yardımcı olduk. Etkinlik programı 12.30’da öğle yemeği ile başlayacaktı. Bu sırada tepeye doğru yürüyüş yapmaya karar verdik. Her şey büyü gibiydi. Oradaydık ve hep birlikte idik.

Çadır alanında Emre, Berfin, Aylin, Mert, Hümanur çadır için yer aramaya başlamış.

Çadır alanına ilk adım.

Berfin, Yaren ve Aylin çadır kuruyor.

Berfin, Yaren ve Aylin çadır kuruyor.

 

Berfin’in içine doğmuş olacak ki aşağı indi ve birkaç dakika sonra da bizi arayarak Ethem hocanın, Hüma’nın ve Celal’in geldiğini söyledi. Biz hemen ayaklandık. Ufukta Celal ve Hüma vardı, birbirimize koşmaya başladık. Ama o kadar tepeye çıkmıştık ki koş koş bir araya gelme bir türlü gerçekleşmiyordu. Artık tüm takım oradaydı. Birbirimize kavuşmanın verdiği sevincin üzerimizden atınca Ethem hocanın yanına gidip onunla tanışıp sohbet ettik. Yemekler için her öğüne özel fişler vardı. Etkinlik boyunca da sürekli birileri fişlerini kaybediyordu. Her kaybolan fişte birbirimizle yemeğimizi veya fişlerimizi paylaşıyorduk.

Soldan sağa; Baha, Çiğdem ve Özlem teleskop firması olan "Celestron" standı önünde bir teleskop ile poz vermiş.

Soldan sağa; Baha, Çiğdem ve Özlem.

İlk gün hariç gün boyunca sunumlar oluyordu. Bu sunumlarda popüler astronomi eğitimi ve teorik bilgiler de veriliyordu(Ne yazık ki sunum programın elimde değil.). Sunum aralarında hocalarla sohbet edebiliyor, böylece hem onlarla tanışabiliyor hem de sorularımızı sorabiliyorduk. Gündüzleri sunumların yanı sıra çeşitli atölyelere katılıyorduk. Can abi bizlere gök atlaslarının nasıl kullanıldığını, işaretlerin ne anlama geldiğini öğretti. Mert Koçer ile de gök atlası ve Güneş saati gibi çeşitli atölyelerine katılıyorduk. Özellikle Berfin ve Çiğdem’i resim çizenler arasından alıp götürmek gerçekten çok zordu.  Etrafın dağ bayır olduğu bir yerde sıkça doğa yürüyüşü yapıyorduk. Yakında bulunan bir köy vardı. Oraya gidip bakkal arayışına girmiştik. Köyün yerlisi olan birkaç kişi ile tanıştık. Bizlere sarı kiraz ikram ettiler. Daha doğrusu koparmamıza izin verdiler. Yolumuza devam ettik ve bakkalı bulduk. Gece için her birimiz heybelerini dolduruyordu. Koşarak çıktığımız o yokuşu öle öle geri çıktık. Sonraki günlerde yeniden geldiğimiz zaman yokuşu başında bir minibüse otostop çektik ve hepimizi aldı. Meğerse dolmuş olan araçta, şoför abi bizlerden ücret almadı. Hava buz gibi olmuştu bu süreçte. ‘Hocam biz bu bilgileri nerede öğreneceğiz?’  diye sorardık ya hep. Hah işte tam olarak her 100 metrede sıcaklık 1 derece düşer bilgisini yaşama günü geldi. Temmuzun ortasında olsak da 2500 metre rakımda olunca yaz mevsiminde olmanız bir şey değiştirmiyor. Sıkı sıkı giyinip konferans salonuna geçtik. Bir tanışma toplantısı misali sunumlar yapıldı.

Konferans salonunda en solda Can Abi oturuyor ve FST'liler onu dinliyor.

Konferans salonunda sahnede oturan Can Abi ve onu dinleyen FST’liler.

Resim atölyesinde çocuklarla birlikte çizim yapan Çiğdem ve Berfin.

Çiğdem ve Berfin.

Konferans salonundan çıktığımız zaman nutkumuz tutulmuştu. Hava iyice kararmıştı. Şehir çok mu çok uzakta Yıldızlar çok yakındı. Ve işte Samanyolu Galaksisi’nin diski. Gökyüzü gerçekten çok aydınlıktı. Yerde sadece Güneş enerjisini depolayarak çalışan ve ışık kirliliği yaratmaması için üzeri kırmızı plastik kağıtlarla kaplanmış lambalar vardı. Bu lambalardan da yol yapılmıştı. Telefonların ve fenerlerin üzerine de yapıştırmamız için bu kağıtlardan verilmişti. Karanlıkta sıra sıra dizilmiş teleskopları ayırt edebiliyorduk. Her teleskobun başında insanlar sıraya girmiş her birinde farklı farklı gök cisimleri gözlemleniyordu. Gecenin başında tüm teleskoplar Ay, Jüpiter ve Venüs üçlüsüne çevrilmişti. Çünkü Ay batmak üzere idi. Bu ilk bakışta üzücü bir durum gibi gözükse de büyük bir nimet. Çünkü Ay da insanlar kadar ışık kirliliği yaratıyordu. Venüs zaten battı batacak durumda Jüpiter de onu takiben ufka yaklaşmıştı. Gökyüzünün en parlakları gökyüzünü terk etmişti. Teleskop merceklerine yavaş yavaş Satürn, Mars ve derin uzay cisimleri eklenmeye başlamıştı. Teleskop başında oluşan sıralarda yeni yeni insanlarla tanışıyorduk. Isınmak için tüm kalın kıyafetleri giymek ve polara sarılmak yetmiyordu. Baya dağılmış olsak da kalabalık içinden Mert ve Can’ın gür sesini duymamak imkansızdı. Bir ara Ethem hocanın etrafında oluşan yuvarlağa katılarak gökyüzü hikayeleri dinledik. Gecenin ilerleyen saatlerinde herkes gibi yolculuğun verdiği yorgunluk ile o karanlıkta çadırı aramaya başladık. Zaten çadırları yuvarlağa yakın olacak şekilde dizdiğimiz için hepimiz bir araya gelmiştik. Uyumadan önce çadırların önüne matları serip sohbet ederek gökyüzü seyrine daldık. Üzerlerimizi değiştirip çadırlara dağıldık. Dağılım şu şekilde oldu: Yaren-Simay, Halil-Emre, Celal-Mert-Can, Mustafa-Mehmet Ali-Baha, Berfin-Aylin-Çiğdem-Özlem. Bir de giysi çadırı. Arkadaşlar kesinlikle muazzam oluyor. 4 kız sığışıp tüm eşyalarımızı oraya attık. Çadırda güneş ışığı ile ilk uyanacak olan ben olacağımı bildiğim için fermuara yakın tarafta uyuyacaktım. Hava çok soğuktu ama mutlu ve huzurlu(!) bir uykuya daldık. Bütün gece erkeklerin çadırından gelen gıybet sesinden ne kadar huzurlu olabilirse işte.

Çadır alanında karşılıklı olarak dizilmiş çadırlar.

Çadırkent.

Ayrıca genel olarak etkinlik alanından bahsedeceyim ilerleyen zamanlarda başvurmak isteyenler arkadaşlar için. Şöyle ki gündüzleri Güneş cildinizi yakabiliyor. Krem sürmenizi tavsiye ederim. Geceleri gerçekten çok ama çok soğuk oluyor. Sürekli su, çay, kahve alabileceğiniz bir büfe var. Alanda tuvalet bulunuyor. 1 tane duşluk var. Bir otele ait olan kafeterya bulunuyor. İstediğiniz zaman geçip orada oturabiliyorsunuz. Zaten yemekler de orada dağıtılıyor. Dışarıda da üzerinde uzun büyük çadırın olduğu bir alan vardı. Birçok bank bulunuyor. Hocaları zaten hep orada görebilirsiniz. Soru sormak isteyenler için en ideal yer orası oluyor. Yemekler sağlıklı ve güzel ama anne eli değmiş gibi değil. Gün boyunca enstrüman başında olan kişiler var. Alanda bir ambulans sürekli bulunuyor. Etraf dağ bayır olduğu için sık sık doğa yürüyüşüne çıkabilirsiniz. Alanın yakınında köy bulunuyor. Birçok temel ihtiyacı oradan karşılayabilirsiniz. Güneş panelinden çekilen prizlerde elektronik eşyalarınızı şarj edebiliyorsunuz. Etkinlik alanında jandarma da bulunuyor. Gönüllü arkadaşlar da gün boyunca yardımcı oluyor, atölyelerden sunumlardan haberdar ediyor. Çadırları kurma ve toplama sürecinde yardım ediyorlar. Işık kirliliği yaratmaması açısından çok fazla ışık bulunmasa da hem yerde hem de gözlem alanına giden yolda Güneş enerjisi ile çalışan ve ışık kirliliği yaratmayan lambalar bulunuyordu. Telefon nadir yerlerde kısmen çekiyordu.

FST üyeleri kamp alanının ilerisinde birleştirilmiş masalarda kahvaltı yapıyor.

En neşeli kahvaltılardan biri.

Sabah uyandığımızda ise bulutların içinde yatıyor olacağımızdan olsa gerek çadırın üzerinde damlacıklar oluşmuştu.  Güneş yükselir yükselmez yakmaya başlıyordu. Hem yemek sırasında hem de kahvaltı ederken yeni insanlarla tanışmaya da çalışıyorduk. Bu sırada Zehra hoca ve oğlu Ege ile de tanıştık. Gerçekten dünya tatlısı iki insan. Ege astronomi ile çok ilgileniyor ve henüz ortaokul öğrencisi bile değil. Zehra hoca da öğretmen ve onu bu tarz etkinliklere olabildiğince getirerek ilgisi konusunda ona yardımcı olmaya çalışıyor. İlerleyen zamanlarda yine bir ortaokul öğrencisi ile tanıştık ama ismini hatırlamıyorum. Onunla hem geç tanıştık hem de pek takılmadık.

 

Yeni tanıştığımız insanlarla vakit geçirmeye çalışıyorduk. Gündüz açık alanda gölge bir yer bulmak biraz zordu ama büfenin gölgesinde Mahmut Hoca ile ekip olarak uzunca bir sohbete daldık. Özellikle TÜBİTAK alanının yakınına yapılan 5 farklı noktadaki maden ocaklarının yarattığı ışık kirliliği ve yaydığı tozdan teleskopların zarar görmesinden bahsetti. Sonrasında da FST olarak beraber Doğu’da bir bilim şenliği yapılması için planlama yapmaya başladık. Sonraları etkinliğe çok az bir zaman kala ülkede yaşanan problemler sebebiyle yapılamadı. Türk Kızılay’ı gönüllülerinden olan Kürşat abinin sosyal sorumluluk temalı oyunun hep beraber oynadık. Ege ve Oğuzhan abinin de katılımıyla frizbi oynarcasına bir faaliyet göstermeye çalıştık.

FST üyeleri çember oluşturarak oturmuş ve Mahmut Hoca ile sohbet ediyor.

Toplantı.

Geceleri de teleskop başında gözlem yapıyorduk. Kimi zaman matları yere seriyor ve sohbet ederek gözlem yapıyorduk. Özellikle gece yarısından sonra kalabalığın da dağılması ile teleskop kullanımını öğreniyor ve birçok derin uzay cismi gözlemliyorduk. Bu süreçte başını çok ağrıttığım Samet abiye de buradan tekrardan teşekkürler. Bu gözlemler boyunca hatırladığım kadarıyla Ay, Mars, Venüs, Jüpiter, Satürn, M51, M57, Albireo, Çift Küme, M31 gözlemleri yaptık. Eğitmenler eşliğinde takımyıldızlarını bulmaya çalıştık. Bu sırada onların hikayelerini de dinledik. Tabi birçok kez de meteor geçişi gözlemledik. Can abi de Samanyolu önünde fotoğrafımızı çekmişti. Çoklu çekim yöntemini kullandığı için uzun bir süre hareketsiz kalmamız gerekiyordu.

FST üyelerinin gece gökyüzünde görünen yıldızlar ile birlikte çektirdiği toplu fotoğraf var. Yıldızlar uzun pozlama sayesinde net görünüyor.

“Yıldızların altında.”

2. günün gecesinde ak sakallılar diye anılan hocalarla bir sohbet oturumu gerçekleşti. Ak sakallılar olarak anılan bu hocalarımız TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi’nin yapımında büyük emek harcamışlar. O zamanlar ulaşım bu kadar kolay değilmiş. Elleriyle her bir taşı, dağ boyunca işçilerle beraber kendileri taşımışlar. Hep beraber inşa etmişler. Günümüzde yeterince değer verilmemektedir ne yazık ki. Dünya’da sayılı teleskoplardan biri olan RTT-150 teleskobunun yakınında şu an 5 maden bulunmaktadır. Fazlasıyla ışık kirliliği yaratmakta ve madenlerden çıkan toz teleskop merceklerine çok zarar vermektedir. Birkaç yıl sonra kapatılması kararı verildi.

3. gün büyük gündü. O dillere destan teleskobun yanına çıkacaktık. Minibüslerle gözlemevinin olduğu alana geldik. Burada bulunan teleskoplar: RTT-150, T60, T100, ROTSEIII-d ve RT40 teleskoplarıdır. Genel olarak bu teleskoplar hakkında bilgiler verildi. RTT-150 teleskop binası içerisinde kısa kısa oturumlar yapılıyordu. Kısa bir tanıtım yapıldıktan sonra soru-cevap kısmına geçilmişti. İşin ilginç yanı Türk bilim insanlarının eliyle tırnağıyla yaptığı teleskobun şu an başında Rus bir astronomun olmasıydı. Dilerim ki ülkemizde yetişen astronomlara ilerleyen zamanlarda öncelik verilir.

İrek Hoca teleskobu tanıtıyor. Öğrenciler yere oturmuş ve ilgiyle dinliyorlar.

RTT-150 Teleskobu gezisi. Teleskobu anlatan hocamız RTT-150 Gözlem Sorumlusu, Başuzman Araştırmacı Dr. İrek Hamitoğlu.

3. gün bizim son gecemiz olacağı için büyük gündü. Bu yüzden sabaha kadar sabahlamaya karar vermiştik. Gece boyunca dayanamayıp uyuyanlar da olmuştu. Bu kişilerden biri bankta uyuyakalan Mehmet Ali idi. Can abi gece boyunca bize eşlik etmişti. Hava çok soğuk olduğu için ara ara kafeteryada oturuyorduk. Can abi ile muhabbetlerimizde gelecek hayallerimizden, ilgi alanlarımızdan, kendimizi nasıl geliştirebileceğimiz, nelere yönelebileceğimiz konusunda bilgi alışverişinde bulunuyorduk. Daha da ilerleyen saatlerde, insanların yarı uyanık olabildiği saatlerde, Süleyman hoca koşarak yanımıza geldi. ‘Koşun bir yıldız patlaması var gökyüzünde!!!!’ dedi. Hepimiz heyecanla gözlem alanına gittik. Eğer öyle bir şey olsaydı bunu sanırım koşarken bile gökyüzünde fark edebilirdik. Ama herkesin bilinci kapalı olduğundan teleskop merceğinden gözlemlenebilecek kadar küçük bir şey olabileceğini düşünmüştük. Oysa her şey şakaydı. Bu şaka ile uyanmış ve alana gelmiş olduk. Bir gözlem turnesi daha başlamış oldu.  Teleskop alanında tanıştığımız Okan da gece boyunca bize eşlik etmişti. Hep birlikte Güneş’in ve Ay’ın doğuşunu izlemiştik. Ay da o günlerde Güneş’in doğumuna yakın saatlerde doğmaktaydı. Sohbet ede ede sabahı ettik. Üzerimizde kat kat kıyafetlerle…

FST üyeleri sabaha karşı dağın eteğinde oturmuş, gün doğumunu bekliyor.

Gün doğarken ardından tepelerin, veda günü gelir FST’lilerin.

Son gün hüzünlü geçti. Veda videosunu izledik tüm katılımcılar olarak. Sonra da toplu bir fotoğraf çekimi oldu. Aşçısından hocasına katılımcısından görevlilere kadar hep birlikte… Su fişekleri ve roket deneyleri oldu. Müzik çaldı, insanlar dans etti. Biraz hüzünlü olsa da çok güzeldi. Tanıştığımız herkesle yavaş yavaş vedalaşmaya başladık. Küçük çocuklarla, hocalarla, görevlilerle, diğer katılımcılarla… Minibüse binip cayır cayır yanan Antalya merkeze giderek birbirimizle vedalaştık…

 

Geriye biz her Future… Science… Team! deyişimizde arkamızdan Oooo yaaşşş kaçç? Diye seslenen Süleyman Hoca, herkese domates gibi yandığını sürekli hatırlatan Korhan Hoca, “iyi bir astronom iyi frizbi oynar!” diyen Oğuzhan abi, örümcekle olan savaşımız, soğukta donmamak için birbirimize sarılarak uyumamız, erkeklerin gece boyunca çadırda gıybet yaptıkları için uyuyamamamız, köyde parkta oynamaktan zamanın geçtiğini fark etmememiz ve bu sırada ISS geçişine denk gelip gözlemlememiz, köyde kaybolanları bulma çabamız ve daha nice komik, ilginç ve eğlenceli anı kaldı.

Tüm katılımcılar ve görevlilerin yer aldığı toplu fotoğraf. Büyük bir kalabalık var.

Gözlem Şenliği toplu fotoğrafı.

Bu yazıyı buraya kadar okumanıza umarım değmiştir. Eğer buraya kadar okuduysan teşekkür eder ve tavsiyemi sizinle paylaşmak isterim. FST ile tanışmam ve bu etkinliğe katılmamız benim için bir dönüm noktası oldu diyebilirim. Siz de yeni insanlarla tanışmaktan (elbette çabucak güvenmeyin), yeni şeyler denemekten, öğrenmekten kaçmayın. En önemlisi de hayallerinizin peşinden koşun ama bu koşuda yanınızda öyle destekçileriniz olsun ki düşerseniz elinizden tutup kaldırsın ve birlikte yola devam edebilin diye.

Ben FST’de bu yol arkadaşlarını buldum.

FST üyelerinin köye yürüyüşe çıkarken denk geldiği tabela ile çekindiği fotoğraf var. İki tabela var, biri yolun sağını, diğer solunu işaret ediyor ve ikisinde de "Antalya" yazıyor.

“Dünya yuvarlakmış!”

,

FST Bursa Gökyüzü Gözlem Şenliği’nde! – 29-30 Eylül 2017

Harika bir etkinliği daha geride bıraktık!

Bursa Gökyüzü Gözlem Şenliği’nde yönettiğimiz Galaktik Oyunlar Atölyemizde kendi tasarladığımız ve yaptığımız oyunları oynatarak katılımcıların eğlenerek öğrenmesini ve bilgilerini yarışmalarla kalıcı hale getirmesini sağladık. Tabii ki galaktik oyunlarımızın kazananlarına galaktik ödüller verdik. Atölyemizin en yoğun ilgi gören atölyelerden biri olması bize ekip ruhunun ve özverinin güzel karşılığını verdi ve bu işi ne kadar sevdiğimizi fark ettik. Oyunlarımızı hazırlayan ve iki gün boyunca durmaksızın canla başla çalışan, aç ve uykusuz olsa bile atölyedeki misafirlerimizi yüksek enerjiyle karşılayan ekip arkadaşlarımıza, maddi ve manevi destek veren aile fertlerine, yemyeşil kamp alanlarını bize açan Nilüfer Belediyesi’ne, ortak çalışma bilinci ile daha iyi işler çıkarabileceğimizi hatırlatan ODTÜ AAT üyesi ve YGA Gönüllüsü arkadaşlarımıza, ikinci günün sabahında bizi evine kahvaltıya davet eden ve bu kalabalık ekibe kahvaltı hazırlayan Eda Abla’ya, şenlikte yanımızdan ayrılmayarak hepimize anne-babalık yapan Barış, Can ve Aleyna’nın ailesine, desteğini esirgemeyen Gülhanım Çelik hocamıza ve etkinlik sonunda kürsüde ekibimiz hakkında yaptığı gurur verici konuşması için Memduh Sami Taner hocamıza çok teşekkür ederiz. Biz bu etkinlikte genç arkadaşlarımıza öğrettiğimiz kadar kendimiz de öğrendik, bu öğrendiklerimizi ve tecrübelerimizi bundan sonra katılacağımız etkinliklerde daha iyi işler çıkarmak için kullanacağız. Şunu fark ettik; imkanlar ne kadar kısıtlı olursa olsun, sevdiği işi yapan bir grup genç bir aradaydı ve üstesinden gelinmeyecek sorun yoktu. Her şey harikaydı, biz çok mutlu ayrıldık, teşekkürler Bursa!

FST üyeleri şenlik alanında sıralanmış, arka sıra ayakta, orta sıra diz çökmüş ve en önde de Aylin kollarını açmış.

Bu etkinlikte yer alan FSTliler;

  • Aylin Açıkgöz
  • Esra Ermiş
  • Merve Nur Özkan
  • Ekin Ezgi Atasoy
  • Erol Egemen Gürman
  • İlker Durmaz
  • Özlem Yaman
  • Berfin Dağ
  • İrem Karaçin
  • Can Kıdır
  • Mert Çulha
  • Barış Bayraktar
  • Seyfettin Denli
  • Berk Turgut
  • Gül Biriz Özkan
  • Ömer Burak Aladağ
  • Atakan Nalbant
  • Yiğit Çilingir
  • Samet Töngelci
  • İrem Necipoğlu
  • Aleyna İrem Çilingir