,

FST Ekibiyle Matematik Köyü Ziyareti

Merhaba arkadaşlar ben İzmir’den Mert. Bu yazıda sizlere FST olarak 2 gün geçirdiğimiz Nesin Matematik Köyü serüvenimizden bahsedeceğim. Bu köy kökleri daha eskilere dayansa da 2007-2008 yıllarından itibaren gençlere matematiğin güzelliğini sunup gençlerin ufuklarını açıyor. İzmir il toplantımızda bu güzel köye gidebileceğimizi öne sürdüm ve Burak arkadaşımız köye daha önce gittiğini, matematik öğretmeninin köyde tanınan birisi olduğundan bahsetti. Bu süreçte çoğu prosedürü ayarlayan o güzel insan Burcu İnci hocamızın emeği inanılmaz büyük.

Etkinliğin düzenlenme sürecinden başlamak istiyorum, gayet yorucu bir süreçti. İlk olarak şubat ayının ortasında olacak bir etkinlik düşünülüyordu fakat çeşitli sebeplerden ötürü mart ayına ertelendi. Ocak ayının başında bir WhatsApp grubu kuruldu ve şubat başında tüm katılımcılar kesin olarak belirlenmiş, gereken ücret toplanmıştı. Her ihtimale karşı hazırda bekleyen bir yedek ekip oluşturulmuş, tüm katılımcıların bilgilerini içeren Excel dosyası jandarma kontrolü için köye yollanmıştı. Günler su gibi geçiyor ve köye gidiş günü geliyordu, bu ziyaretin hakkını vermek için matematiğin gerçekten ne olduğunu anlayabileceğim yazılar okumaya başladım. Bu süreç bile matematiğin okulda gördüğümüz derslerden ne kadar uzak olduğunun farkına varmama yetti, okulda matematiği değil matematik okuryazarlığını öğreniyormuşuz yıllardır.

Köye gideceğimiz gün gelmişti. Ankara, Kocaeli, İstanbul ve İzmir’den gelecek arkadaşlar hazırlanmıştı. Gerçekten inanılmaz bir sabahtı! İl dışından gelen arkadaşlar saatlerce süren yollardan gelmiş, biz saat 5 civarında gerçek matematiği öğrenme aşkı ile kalmıştık. İl dışından gelen arkadaşlar İzmir Otogarı’ndan kalkan servislerle, biz ise İZBAN ile Selçuk’a ulaştık. Onlar bizden önce varmıştı ve gerçekten gözlerime inanamadım. İnsanların sürekli “İzmir’den buraya bunun için mi geldin?” diyerek şaşırmasına alışkındım fakat bu sefer bu şaşkınlığı bana diğer arkadaşlar yaşattı. Yüzlerce kilometre öteden bir şeyler öğrenmek için gelmek gerçekten saygı duyulması gereken bir eylem. Bir masa kurulmuş, herkes toplanmış kahvaltı ediyor, 10 dakika önce tanışılan arkadaşlarla inanılmaz samimi sohbet dönüyordu. İşte FST ruhu buydu! Bir minibüsü doldurup Şirince’ye, ardından da köye ulaştık.

Köyde İstasyon adı verilen bir merkezde soluklanıp odalarımıza gittik. Ali Nesin’den ders alma zamanı gelmişti ve Ali Hoca hepimizin ilgisini çekecek bir ders olmasını istedi. 2 saat süren bir dersti ve derslerde karmaşık sayılar, olaslık gibi konulara değindik. x+1=0 denkleminde x’in doğal sayılardaki çözüm kümesini aramak gibi çılgınlıklar yaptık. Dersin ardından yemekhanede yemeğimizi yedik ve Şirince’de ufak bir gezi yaptık. Gezi dönüşünde ufak çaplı bir jeolojik araştırmaya girdik. “Parlayan kaya” ismini verdiğimiz bir taşı anlamaya çalıştık. Ağaç fosili olduğunu anlamamız uzun sürmedi ama o araştırma esnasında yaşadığımız keyif inanılmazdı. Köyde akşam yemeği vakti gelmişti. Yemekten sonra bulaşıkları insanlar gönüllü bir şekilde yıkıyordu ve bizim de çorbada tuzumuz olsun diyerek bulaşık işine girdik. Bu sırada o efsane sözler sırasıyla geldi, “Bulaşık da yıkıyoruz, tabak da siliyoruz, kazan yıkıyoruz!” yağlı bir kazanı yıkamak ne kadar eğlenceli olabilirmiş onu da öğrenmiş olduk.

Yanyana duran 4 tahtaya Ali Nesin ve öğrenciler çeşitli şekiller çiziyor, işlemler yapıyor.Akşam saatleri gelmişti. Grubumuzun girişimcisi Yusuf’un yaptığı, tabiri yerindeyse, ışıklı mışıklı kazak tam anlamıyla göz kamaştırıyordu :D. Kuleye çıktık ve ekip üyemiz Elif’in doğum gününü kutladık, ardından köyde saklambaç oynayıp keyifli zaman geçirdik. Bu süreç içerisinde inanılmaz matematik ve felsefe muhabbetleri dönüyordu. Astronomi ile birleşmiş bir oluşum olarak o görece temiz gökyüzünü görünce gözlem yapmamız kaçınılmazdı. Köyün alt tarafındaki bir alanda yaklaşık yarım saat kadar gözlem yapıp takım yıldızları bulmaya çalıştık. Geldikten bir süre sonra kütüphanede zaman geçirdik ve yatma kararı aldık. Hep birlikte koğuşumuza gittik ve birkaç ufak sorundan ötürü kütüphanede yatma kararı aldık. “Ali Nesin’in kütüphanesinde uyumak herkese nasip olmaz.” sloganıyla yatıp tutulmuş boyunlarla uyandık. Sabah kahvaltıda Mustafa Yağcı ile konuşma fırsatı buldum, kendisini bilen bilir bu ekosistemde önemli birisidir. Dersten önce bir grup arkadaş köyün karşısındaki dağa kadar yürüyordu. Biz de Burcu Hocamızla birlikte felsefe, matematik sohbeti yapıyorduk. Tekrar ders başladı. Bu ders biraz daha ileriye gittik. Hayatımda bilgiden, öğrenmekten bu kadar zevk aldığımı hatırlamıyorum. Etrafta “Matematik ne güzel şey!” diye fısıltılar dönüyordu. Ali Hoca olasılık hesabı için art arda yazı tura atıyordu, inanılmaz keyifli bir ortamdı. Ardından bize o güne kadar köyde daha önce sormadığı bir soruyu sordu ve bunun üstünde düşünün dedi. Soruda 3 kare içerisinden mahkumları çıkartmaya çalışıyoruz. Soru, her mahkumun kendisini yok edip kuzeye ve batıya bir kopyasını bırakmasıyla ilerliyor. Ali Hoca bize tahtayı kullanmamızı söyledi ve ardından kapıyı açıp çıktı. İnanılmaz bir şekilde 15 kişinin tamamı tüm dikkatiyle soruyu çözmeye çalışıyor, birlikte tartışıyor ve doğruyu arıyordu. Yaklaşık yarım saat sonunda Ali Hoca geldi ve bizim sonuca çok yaklaştığımızı görüp epey şaşırdı ve suçluların neden hapishaneden çıkamayacağını kanıtladı. Kanıttan inanılmaz bir zevk aldık fakat daha büyük bir haz vardı: kanıtlamaya çalıştığımız süreç. Ders bitmiş, biz de bitmiştik. Hazırlanıp köyden ayrıldık ve matematik köyü maceramız böylece son buldu.

Köy ziyareti 2 gün 1 gece sürdü fakat gerçekten bizlere çok şey kattığına inanıyorum. Ufkumuzu açıp bize düşünmenin güzelliğini öğretti. FST ruhunun gerçekten oturmuş olduğunu gördük. Başta Burcu İnci Hocamız olmak üzere Burak’a ve tüm katılımcalara sonsuz sevgi ve teşekkürlerimi iletiyorum.

, , ,

3. Boğaziçi Evrim Günleri Nasıl Geçti?

Merhaba arkadaşlar, ben Merve. Bugün size yaklaşık bir ay önce yeni takım arkadaşları kazanmamızı sağlayan hatta bu sayede Radyo Boğaziçi’ne konuk olup burada FST’den bahsetme imkanı bulduğumuz 2 gün boyunca boğaza, denize ve sohbete doyduğumuz 3. Boğaziçi Evrim Günleri‘nin bizler için nasıl geçtiğinden bahsedeceğim.

Öncelikle sizlere bu etkinlik hakkında bilgi vermek istiyorum. Bu yıl 3.sü gerçekleşen Boğaziçi Evrim Günleri, Boğaziçi Üniversitesi Bilim Kulübü ve Evrim Ağacı alt grubunun birlikte çalışması ile 2014 yılından beri her sene öğrencilere yönelik evrimsel biyoloji konferanslarının düzenlendiği geniş katılımlı bir etkinliktir. Etkinliğin amacı evrimsel biyoloji alanındaki son bulguların, Türkiye’nin alanında uzman akademisyenleri aracılığıyla, katılımcılarla doğru bir şekilde paylaşılmasını sağlamaktır. Bu yıl konuşmacılar arasında Cemal Ün, Seçkin Eroğlu, Sibel Küçükyıldırım, Hasan Bahçekapılı, Cihan Demirci Tansel, Ergi Deniz Özsoy Çağatay Tarhan gibi isimlerin yanı sıra mentorlarımızdan Cem Say ve Tevfik Uyar da vardı.

Bursa Gökyüzü Gözlem Şenliği’nden sonra yine hep birlikte Boğaziçi Evrim Günleri’ne katılmaya karar vermiştik fakat ufak bir problem vardı. Berfin hariç kimse kayıt olmamıştı! Sonra Berfin etkinlik koordinatörüyle aralarında geçen şu konuşmayı attı:

Berfin: Kayıtlar tekrar açılınca haber verir misin? Ekipten 5-7 kişi başvuracak da ağlıyorlar şu an.

Koordinatör: Tam olarak şu an mı ağlıyorlar? O zaman hazır olsunlar açıyorum.

Hepimiz havalara uçtuk ve hemen formu doldurup kayıt olduk. Tam 14 kişiydik arkadaşlar! Bursa, İstanbul, Ankara, Eskişehir, Afyon, Konya ve Antalya‘dan gelenler olmak üzere tam 14 kişi!

1 Aralık gecesi herkes yola çıkmıştı. Fakat birçoğumuz şehir içi ulaşımı bilmiyordu, sonra ortaya bir kahraman çıktı: Yiğit! Yiğit İTÜ’de okuyor ve İstanbul’da yaşıyordu. Herkes “Seni yormak istemeyiz…” naraları atarken Yiğit, “Yeter artık hepinizi alıyorum ve şikayet duymak istemiyorum.” diyerek tüm kontrolü ele aldı ve bizi büyük bir yükten kurtardı(Sonra metroda kaybolduk ve sunumlara geç kaldık.). Nihayet 2 Ocak sabahı Boğaziçi Üniversitesi’nde buluştuk ve kocaman sarıldık :’). Bu arada bir sürprizle karşılaşmıştık, yurdundan Antakya’ya diye çıkan Aylin sabah karşımızdaydı! Daha sonra konuşmalara katıldık ve yemek arası için dışarı çıktık. Bu arada yanımızda iki yeni takım arkadaşı daha vardı: Barış Can ve Doğukan. Aradan sonra tekrar konuşmalara katılmak için kampüse döndük. Molalarda ise dışarı çıkıp konuşmacılarla sohbet etmeye çalışıyorduk. Ekipten birkaç kişi Tevfik Uyar’la diğerleri ise Cem Say ile konuşuyordu. Tüm konuşmalar bittikten sonra Cem Say “Ekibi toplayın da çimlerde bir çay içelim.” deyince yine sevinçten havalara uçtuk! Boğaziçi Üniversitesi çimlerinde bilim hakkında sohbet ederken şöyle de bir hatıra fotoğrafı çektirmeyi unutmadık.

Belirttiğim isimlerle hep birlikte yuvarlak oluşturarak çimlerde oturuyoruz, herkesin önünde beyaz karton bardaklarda çay var ve öğrencilerin sırtlarında/yanlarında çantaları var. Barış tekerlekli sandalyesine oturuyor. Herkes kameraya karşı gülümseyerek poz vermiş.

Arka tarafta soldan sağa sırasıyla koordinatörlerden bir arkadaş, Berfin, Tevfik Hoca’nın arkadaşı, Tevfik Uyar, Cem Say, koordinatörlerden bir arkadaş, Barış’ın babası, Barış, İrem. Ön tarafta sırasıyla Merve (ben), Esra, Samet, Aylin, Can, Umut, Barış Can.

Çıkışta ise hep birlikte yemek yiyip dağıldık. Şehir dışından geldiğimiz için kalacak yerimiz bile yoktu(Evet bu yaşandı.). Sonra birkaç arkadaş Yiğit’in, birkaç arkadaş da Gülbiriz’in misafiri olmak üzere yola çıktık. En son Gülbiriz’in annesinin yemeklerle doldurduğu masada uyukladığımı hatırlıyorum. 3 ay önce tanıştığım insanın evinde kalıp yine 3 ay önce tanıştığım insanlarla aynı odada uyumuştum. Evet, FST ruhu! Ertesi sabah tekrar kampüse gittik. Radyo Boğaziçi’nde programı olan Doğukan, “Yayına katılıp FST’yi anlatmak ister misiniz?” şeklinde bir teklif sunmuştu. Aylin ve Can bu iş için gönüllü oldu ve o gün Radyo Boğaziçi’ne konuk olduk.

Tüm konuşmalar bittikten sonra çok yorulmuştuk. Çıkışta aramızdan ayrılan ve aramıza katılan toplam 16 kişiyle İTÜ’ye gitmeye karar verdik. Tek bir sorun vardı. Bu kadar kişi aynı anda nasıl girecekti? Gizlice girdik, evet bunu yaptık. Hatta sonra görevliler bizi durdurdu ama sorun çıkmadan halledildi. Bu arada sürprizler bitmiyordu, o gün ‘Full Moon(Süper Ay)’ vardı ve başlıyordu. Sonra İTÜ MED çimlerinde hep birlikte Süper Ay’ı izledik. En sonunda bir yere oturduk ve sonsuz FST sohbetlerinden birini yapmaya başladık, o kadar sonsuzdu ki gitmemiz gereken otobüs saatini kaçırdık. Ama en güzel yanı masada tanımadığın o kadar insan varken ortak bir sohbet konusu bulup koyu bir sohbete dalabilmekti :). Berk bize akıl soruları sordu, motivasyon konuşması yaptı ve daha sonra Berfin’le İTÜ’deki YGA ofisine gitti. Biz de bu sırada Berfin’in doğum günü için hazırlık yapmaya başladık. Bize yardım teklifi eden görevlilerden biri “Doğum gününüz kutlu olsun hanımefendi.” diye konuşmaya girerken diğeri de arkadan pastayı getirdi. Neye uğradığını şaşıran Berfin kemiklerimiz kırılana kadar her birimize sarıldı. Bu gece de böyle bitti ve olmayan otobüsümüz için yola çıktık…

Evet arkadaşlar, sözün özü şu ki: Birlik olunca sorunlar aşılıyor. Öyle ki bunlar sorun değil; her biri çok değerli anı olarak kalıyor. Burada kendinize birlikte yürüyeceğiniz takım arkadaşı, dost, mentor veya siz ne olarak adlandırıyorsanız tam olarak o değerli insanları bulabiliyorsunuz.

FST çok güzel, gelsenize :).

,

Soğuk Hava, Sıcak Ortam; FST Eskişehir Notları – 22 Aralık

Merhaba!

Ben Berfin. Geçtiğimiz günlerde, yani 22 Aralık Cuma günü 5 Future Science Team üyesi ani bir karar ile Eskişehir’de bir araya geldi. O gün neden bir araya geldik, neler yaptık ve neler konuştuk, ne notlar aldık, hepsini bu yazımda sizlerle paylaşmak istiyorum.

Öncelikle buluşma amacımız, 2-3 Aralık tarihinde Boğaziçi Evrim Günleri buluşmamızda benim frizbimin orada, Doğukan’da kalmasıydı. Doğukan da aramıza o gün katılmıştı ve önemli bir diğer özelliği; Afyonlu olması. Frizbime çok değer verdiğim için Doğukan’a en kısa zamanda Afyon’a gelmesini ve frizbimi getirmesini söyledim. Bunu gerçekten yaptı.

Afyon’a gelme planı yaparken aynı zamanda Eskişehir’de okuyan FST’li arkadaşımız Barış Can’a da haber verdik. Kendisi de Afyon’a gelecekti fakat sınavı olduğu için biz Eskişehir’e gitmeye karar verip, ardından gelebilecek diğer üyelere de haber verdik; Aylin ve İrem. Hedefimiz, bal mumu müzesini ziyaret etmek, benim frizbimi almak ve bir toplantı yapmaktı. Tüm bunları düşünürken hava durumuna bakmamışız ki, ben yola çıkmadan hemen önce bakıp Eskişehir’in Cuma günü -2 ve 1 derece arasında olacağını gördüm. “Yanına kalın kıyafet almadan çıkmış olan varsa ben hala çıkmadım, kıyafet getireyim” dedim ama herkes gerek yok dedi. Ben de onlara kıyafet almadan çıktım ama bilin bakalım ne oldu; sadece ben üşüdüm. Tüm gün boyunca beni ısıtmaya çalıştılar. Zaten bal mumu müzesi ve odunpazarı evleri dışında hiçbir yeri gezmedik, yoksa sağlam dönemezdik.

Hayatımın ilk tren yolculuğu sonunda Eskişehir’e vardığımda Aylin ve Doğukan’ın beni tren garında beklediğini gördüm. O an içim ısındı hemen, kocaman sarıldık. İki hafta olmuştu görüşmeyeli alt tarafı.

Kahvaltı yapıp Barış Can ve İrem ile buluştuk ve bal mumu müzesine gittik. Müzeye gerçekten bayıldım! Çok ilgi çekiciydi ve çok başarılı heykeller vardı. Çok değerli bilim insanlarının, yazarların, gazetecilerin, oyuncuların ve müzisyenlerin gerçeğine çok yakın heykellerini gördük. Sonra da yemek yemek için Adalara geçtik. Yemek yerken Doğukan’ın bir sorusu üzerine FST’nin ilk kurulduğu zamandan itibaren en güzek anılarımızı anlatmaya başladık. Çok komik anılarımız olmasının yanında çok zor zamanlarımız da olmuştu ama şimdi baktığımız zaman “biz bunun üstesinden nasıl geleceğiz” diye düşündüğümüz her şeyi aştığımızı görüyorum. Eğer o an vaz geçseydik, Eskişehir’de o masada FST vesilesi ile oturuyor olmazdık. Bu güzel arkadaşlıkları yaşıyor olmazdık. İyi ki yaşadığımız zor zamanlarda birbirimizden kopmamış ve bu birlikteliğe inanmışız dedim içimden. Yoksa beni bu masada oturtan, Barış’la, Doğukan’la, İrem’le tanışmamı ve şu an harika bir gün geçirmemi sağlayan, İstanbul’a gidip 20 kişi tarafından ailem karşılıyormuş gibi karşılanmamı sağlayan (bunu her üyeye yaşatan), bu kadar değerli akademisyenler tarafından bilinip takdir edilmemizi sağlayan, hayatımda hiç görmediğim şehirlerde bile bir veya daha fazla kapımız olmasını sağlayan, iyi bir şey için çabaladığımızı yüzlerce kişiden duymamızı sağlayan başka ne olabilirdi ki hayatımda? Ben bu oluşumun bir parçası olmasaydım, bu fırsatları bu yaşımda başka nerede, nasıl bulabilirdim? Ben Mardin’den bağlantı kurduğum Hataylı bir bilimsever ile bağ kurmasaydım, Hataylı bilimsever arkadaşım Elazığ’daki ile bağlantı kurmasaydı, o İstanbul’daki ile, Mersin’deki ile, Samsun’daki ile, Diyarbakır’daki ile bağlantı kurmasaydı koca ülkede bizi, bu kadar genç ve hevesli, gözlerinden gelecek heyecanı saçılan insanı bir araya ne getirecekti? Biz bu bağlara güvenmeseydik, korkup çekilseydik, otostopla bilim şenliğine gitmekten korksaydık, bilmediğimiz bir şehre çadırlarla gitmekten, kamp kurmaktan, yeni insanlarla tanışıp birlikte vakit geçirmekten korksaydık, koca ülkeyi sarmaya başlayan bu ağı nasıl  kuracaktık? Elbette dikkatli olmamız gereken noktalar var fakat bu kadar hevesli genç bir aradayken üstesinden gelemeyeceğimiz sorun yok.

Yemekten sonra bir hafta önce Hacettepe Üniversitesinde Ahmet Serdar Mutluer ile konferans düzenleyen ekipten arkadaşlarla buluştuk, Aylin’in hemşehrileri ile. 🙂 Onlarla da sohbet ettik ve tanıştık, çok ısındık. Onlar yanımızdan ayrılınca biz toplantı yapmak için daha sessiz bir yere geçtik. Bulunduğumuz mekan bir nostalji-kitap kafe tarzı bir yerdi ve aynı zamanda yılbaşı ağacı vardı. Ortam o kadar hoşuma gitmişti ki hiç kalkmak istemedim. Bayağı da oturduk zaten, FST’nin ana amacı ve ileride ne yapacağı üzerine bir beyin fırtınası başlattık ve harika noktalara geldi konu. Bulunduğum en verimli toplantılardan biriydi çünkü herkes bize farklı noktadan bakıyor, farklı yorumluyordu. Bu da “ne olduğumuz”, “ne olmak istediğimiz” ve “ne olacağımız” noktalarında zihnimizin biraz daha açılmasına yardımcı oldu.

Doğukan, geçtiğimiz haftalarda katıldığımız Boğaziçi Üniversitesi radyo programını hatırlattı. O gün radyo için iki kişi seçmemizi istemişti, Aylin ve Can Kıdır arkadaşlarımız da herkesi temsilen programa katılmıştı ve Can bu deneyimden çok büyük heyecanla, mutlulukla söz ediyor her seferinde. Doğukan, “Üyeler normalde bu yaşta deneyimleyemeyeceği şeyleri kendisi gibi insanlarla bir araya gelince deneyimleme fırsatı buluyor. Bunun için özgür ve aktif bir ortam buluyor.” dedi. Mesela normalde birimiz tek başımıza kalkıp bir etkinlik için İstanbul’a gelemezdik, çünkü İstanbul karmaşık bir şehir, zor bir şehir, hiçbir lise öğrencisi veya üniversite öğrencisi güveneceği biri veya bir şey olmasa çok uzaklardan kalkıp bir etkinlik için gelmeyi pek tercih etmeyebilir. Ama Doğukan’ın FST’de gözlemlediği ilk şeylerden biri bu olmuş; bunca öğrenci çok farklı şehirlerden birbirine ve birlikteliğe güvenerek kalkıp gelebiliyor. Çok şey öğrenip, çok şey kazanıp geri dönüyor. Bu fırsatı başka nerede bulabilirlerdi? 

Aklıma üyelerimizden Yiğit’in, farklı şehirlerden gelen herkesi karşılama ve ulaşımda yardımcı olma, yetişebildiği herkese eşlik etme isteği geldi. Evrim Günleri için İstanbul’a gittiğimizde orada okuyan ve yaşayan üyeler dışarıdan gelenleri harika bir sıcaklıkla ağırlamıştı. Kalacak yeri olmayanları ağırlamış, ulaşımda yol göstermiş ve eşlik etmişti. Sonuç olarak herkes sorunsuz bir şekilde hem etkinliğe katılmış, hem İstanbul’u gezmiş hem de çok değerli hocalarla sohbet etme fırsatı bulmuştu. Herkes son derece neşeli ayrılmıştı.

İrem de, bu birliktelikten öğrendiği şeyleri bizlerle paylaştı. Bir başkasının anlattıklarını dikkatle dinleme, ona ve anlattığı şeye değer verme, yaşı ne olursa olsun kendisinden bir şey öğrenebilme hevesinden söz etti ve buna normal hayatında pek denk gelmediğini anlattı. İnsanların bunu hayatında uygulayabilmesi için böyle bir ortamda buna tanıklık etmesi gerekiyormuş, dedi. Bu da aklıma bizlerdeki arayışı getirdi. Bizler bir arayış içinde olmasaydık bir araya gelemezdik. Yine aynı şekilde bize hem bireysel hem ekip içi hem toplumsal faydası olabilecek bir şeyin arayışında olmasaydık insanları, yorumları, yeni fikirleri bu denli dikkatle dinliyor olmazdık.

Saat 9’u geçince kalktık ve otogara gitmek için tramvaya yürüdük. İrem ve Barış Can’a kocaman sarılıp, Aylin ve Doğukan ile otogara gittik. İlk önce Doğukan’ı uğurladık ve gitmeden önce bize, “çok güzel şeyler olacak” dedi.

Doğukan’dan sonra ben yola çıktım, ve Aylin ile yine her zamanki gibi harika bir gün geçirmiş olmanın verdiği duygusallıkla sıkıca sarılıp vedalaştık. Birbirimize “iyi ki…” bakışları atıyorduk.

Bir dahaki FST buluşmasını heyecanla bekliyorum.

Sevgiler.

, ,

Yıldızların Altında Yıldızlar Bir Arada: TÜBİTAK Gözlem Şenliği

18 yaşına henüz girmiş bir üniversite sınavı öğrencisinin karşılaşabileceği en güzel insanlarla tanışmıştım. Hem de sosyal medyada! Bu yazı da bu insanlarla ilk kez yüz yüze tanıştığım etkinlik olan 19.Tübitak Ulusal Gökyüzü Gözlem Şenliği’nden bahsedeceğim.

Twitter’dan tanıştığım insanlarla aynı Whatsapp grubu içerisindeydim. Yolda görsem tanımayacağım insanlarla numaramı paylaşmış olmak tedirgin edici bir durumdu. Ama tanıştıkça bu durum yerini dostluğa bırakmıştı. Hayallerimizi, amaçlarımızı birbirimizle paylaşıyor, birbirimizden güç alıyorduk. Bilimsel gelişmeleri birbirimizle paylaşıyor, belli konular hakkında tartışmalar yapıyor, bilgi alışverişinde bulunuyorduk. Tanıdıkça, konuştukça daha da sevdiğin bu insanları yüz yüze de tanımak istiyor insan. İlk bir araya gelme girişimimiz bir etkinlik düzenlemek oldu. COSPAR için Türkiye’ye gelecek olan Umut Yıldız ile İzmir’de bir konferans… Daha sonra ülkede yaşanan olaylar COSPAR’ın ülkemizde gerçekleşmesine engel oldu. İlk girişim böylece suya düştü. Sonrasında 2.Bursa Gökyüzü Gözlem Şenliği’ne gidelim orada buluşalım istedik. Sadece Enisa, Gözde, Can ve Mert katılabildi. Can ve Mert zaten sınıf arkadaşı idi. Ama bu girişim bir şekilde başarılı oldu. Şimdi sırada daha geniş çaplı bir buluşma olmalı. Grubun en yaşlısı olarak ben 18 yaşında idim. En küçüğümüz ise 14. İzmir’den Iğdır’a, Hatay’dan Denizli’ye kadar farklı farklı ilden insanlardık. Kafamıza estiğinde şehir değiştiremezdik. Bir etkinlikte bir araya gelmek en makulü idi. 19. Gökyüzü Gözlem Şenliği hem bir araya gelip gözlem yapmak hem de yeni bilgiler öğrenip hocalarla tanışmak için en uygun ortamdı. Ama çılgın başvurular arasında sadece 2 kişinin başvurusu kabul edilmişti. FST’nin işte o gün ne kadar çılgın insanlardan oluştuğunu anladım, çünkü biz o etkinliğe tam 15 kişi gittik.

Future Science Team, gözlem şenliği afişi önünde. 7 kız yerde oturuyor, 11 erkek de arkada ayakta.

Future Science Team TUG Ekibi ve sevgili Mahmut Tekeş hocamız.

Başvuruları kabul edilen birçok kişi kesin kaydını yapmıyor ve yedek listesinden yerlerine eklenen kişilerin birçoğu da yapmıyordu. Bu durum bizi daha da üzmeye başlamıştı. TUG Gözlem Şenliği’nin o zamanki yöneticisi olan Kadir Uluç’u, birçok hocanın da desteğini alarak ikna etmiştik. Kendisinin misafiri olarak etkinliğe katılacaktık. Etkinliğe yaklaşık 10 gün vardı ve ailemizi ikna etmemiz, çadır gibi araçları ayarlamamız, biletleri almamız ve planlama yapmamız gerekiyordu. Ailemi ikna etmek çok zor olmuştu. Birbirimizin ailesini ikna etmeye çalışıyorduk hatta. Hiç görmediğim yüz yüze tanışmadığım insanlarla yolculuğa çıkacaktık. Etkinliğe gelenler de şu şekilde idi: Ben Hatay’dan, Berfin Dağ Mardin’den, Çiğdem Uysal Mersin’den, Özlem Yaman Alanya’dan, Baha Erkam Tabak Ankara’dan, Emre Gür Sakarya’dan, Halil Kolatan Kütahya’dan, Simay Erdem, Yaren Yaadi,Can Çalışkan, Mert Soydal İzmir’den, Celal Akbaba, Hüma Nur Budak İstanbul’dan, Mustafa Fikret Uğur, Mehmet Ali Kaspanoğlu Denizli’den gelmişti. Bir gün önceden giderek hiç görmediğim 2 kız ile(Berfin ve Çiğdem) hiç görmediğim bir kızın(Özlem) evinde Alanya’da kalacaktık. Çiğdem ile aynı otobüsten bilet alarak yolculuğun bir kısmını beraber yapmıştık. O ilk tanışamama(!) anı sözlere dökülemeyecek kadar ilginç, güzel ve heyecan dolu. ‘Merhaba siz Çiğdem olmalısınız, öyle değil mi?’ Alanya’ya vardıktan sonra Berfin ile de tanıştık. Çiğdem ile Berfin zaten önceden tanışmıştı. Sonrasında Özlem ve ailesi ile de tanıştık. Gündüz merkezde gezdikten sonra gece yıldızların altında hep beraber uyuduk. Birlikte geçirdiğimiz koca güzel ve sıcak bir günün ardından ertesi sabah Antalya merkeze yola koyulduk.

Arkada teleskop binası var ve önde FST üyeleri yerde oturmuş. Üyelerin arasında Süleyman Fişek hocamız var.

Süleyman Hoca ve RTT-150 teleskobu ile Future Science Team.

Şimdi sırada diğerleri ile tanışmak vardı. Bir araya geldiğimiz zaman herkeste aynı heyecan vardı ve de aynı soru “Merhaba, sen x misin?” Hümanur ve Celal henüz varmamıştı. Geri kalan herkes tanışmıştı ve yola koyulmuştuk. Akdeniz Üniversitesi’ne gidip eşantiyonlarımızı alıp servislere bindik. Heybe içerisinde verilen eşantiyonlar arasında Bilim ve Teknik dergisi, Bilim ve Çocuk dergisi, gök atlası, şenlik tişörtü, şenlik şapkası, termos bardak, şenlik poları, defter ve kalem vardı. Koca koca ağaçların arasından, dağın taşın içinden geçiyor ve şehri geride bırakıyorduk. Serviste bize Süleyman Fişek hocamız da eşlik ediyordu. Ara ara kendisi ile sohbet ediyorduk. Uzun süren bir yolculuğun ardından dönüp bize dağın tepesinde gözüken RTT-150 teleskobunu gösterdi. 2 yıl önce de görmüştüm ama sanki şu an daha anlamlı idi. Büyülenmiştim! Kısa süre sonra da alana varmıştık. Merhaba Saklıkent, merhaba TUG, biz geldik, FST!

Yardımcı hocalar çadır kurabileceğimiz yerleri gösterdi ve kurmak için yardım etmeye geldiler. Çünkü sadece Baha’nın çadır kurma deneyimi vardı. Çadırları, çadırların kapıları birbirine bakacak şekilde yuvarlak kurmuştuk. Bu sırada da birçoğumuz çadır kurmayı kısmen de olsa öğrenmişti.  Süleyman hoca ve Can abi ile küçük bir arazi yürüyüşüne çıktık. Bize teleskop alanını, sunumların olacağı salonu yani etrafı göstermişlerdi. 3 gün boyunca neler yapıldığından ve bu süreç boyunca aktif olmamızı söyledi. Gece teleskoplarla gözlemler yapmamızı ve başlarında sürekli durup kullanmayı dahi öğrenmemizi söylemişti. Aksi takdirde gece 12’den sonra teleskoplar toplanacaktı. Sonrasında da Can abi ile Oğuzhan abinin yanına giderek çadır kurmalarında yardımcı olduk. Etkinlik programı 12.30’da öğle yemeği ile başlayacaktı. Bu sırada tepeye doğru yürüyüş yapmaya karar verdik. Her şey büyü gibiydi. Oradaydık ve hep birlikte idik.

Çadır alanında Emre, Berfin, Aylin, Mert, Hümanur çadır için yer aramaya başlamış.

Çadır alanına ilk adım.

Berfin, Yaren ve Aylin çadır kuruyor.

Berfin, Yaren ve Aylin çadır kuruyor.

 

Berfin’in içine doğmuş olacak ki aşağı indi ve birkaç dakika sonra da bizi arayarak Ethem hocanın, Hüma’nın ve Celal’in geldiğini söyledi. Biz hemen ayaklandık. Ufukta Celal ve Hüma vardı, birbirimize koşmaya başladık. Ama o kadar tepeye çıkmıştık ki koş koş bir araya gelme bir türlü gerçekleşmiyordu. Artık tüm takım oradaydı. Birbirimize kavuşmanın verdiği sevincin üzerimizden atınca Ethem hocanın yanına gidip onunla tanışıp sohbet ettik. Yemekler için her öğüne özel fişler vardı. Etkinlik boyunca da sürekli birileri fişlerini kaybediyordu. Her kaybolan fişte birbirimizle yemeğimizi veya fişlerimizi paylaşıyorduk.

Soldan sağa; Baha, Çiğdem ve Özlem teleskop firması olan "Celestron" standı önünde bir teleskop ile poz vermiş.

Soldan sağa; Baha, Çiğdem ve Özlem.

İlk gün hariç gün boyunca sunumlar oluyordu. Bu sunumlarda popüler astronomi eğitimi ve teorik bilgiler de veriliyordu(Ne yazık ki sunum programın elimde değil.). Sunum aralarında hocalarla sohbet edebiliyor, böylece hem onlarla tanışabiliyor hem de sorularımızı sorabiliyorduk. Gündüzleri sunumların yanı sıra çeşitli atölyelere katılıyorduk. Can abi bizlere gök atlaslarının nasıl kullanıldığını, işaretlerin ne anlama geldiğini öğretti. Mert Koçer ile de gök atlası ve Güneş saati gibi çeşitli atölyelerine katılıyorduk. Özellikle Berfin ve Çiğdem’i resim çizenler arasından alıp götürmek gerçekten çok zordu.  Etrafın dağ bayır olduğu bir yerde sıkça doğa yürüyüşü yapıyorduk. Yakında bulunan bir köy vardı. Oraya gidip bakkal arayışına girmiştik. Köyün yerlisi olan birkaç kişi ile tanıştık. Bizlere sarı kiraz ikram ettiler. Daha doğrusu koparmamıza izin verdiler. Yolumuza devam ettik ve bakkalı bulduk. Gece için her birimiz heybelerini dolduruyordu. Koşarak çıktığımız o yokuşu öle öle geri çıktık. Sonraki günlerde yeniden geldiğimiz zaman yokuşu başında bir minibüse otostop çektik ve hepimizi aldı. Meğerse dolmuş olan araçta, şoför abi bizlerden ücret almadı. Hava buz gibi olmuştu bu süreçte. ‘Hocam biz bu bilgileri nerede öğreneceğiz?’  diye sorardık ya hep. Hah işte tam olarak her 100 metrede sıcaklık 1 derece düşer bilgisini yaşama günü geldi. Temmuzun ortasında olsak da 2500 metre rakımda olunca yaz mevsiminde olmanız bir şey değiştirmiyor. Sıkı sıkı giyinip konferans salonuna geçtik. Bir tanışma toplantısı misali sunumlar yapıldı.

Konferans salonunda en solda Can Abi oturuyor ve FST'liler onu dinliyor.

Konferans salonunda sahnede oturan Can Abi ve onu dinleyen FST’liler.

Resim atölyesinde çocuklarla birlikte çizim yapan Çiğdem ve Berfin.

Çiğdem ve Berfin.

Konferans salonundan çıktığımız zaman nutkumuz tutulmuştu. Hava iyice kararmıştı. Şehir çok mu çok uzakta Yıldızlar çok yakındı. Ve işte Samanyolu Galaksisi’nin diski. Gökyüzü gerçekten çok aydınlıktı. Yerde sadece Güneş enerjisini depolayarak çalışan ve ışık kirliliği yaratmaması için üzeri kırmızı plastik kağıtlarla kaplanmış lambalar vardı. Bu lambalardan da yol yapılmıştı. Telefonların ve fenerlerin üzerine de yapıştırmamız için bu kağıtlardan verilmişti. Karanlıkta sıra sıra dizilmiş teleskopları ayırt edebiliyorduk. Her teleskobun başında insanlar sıraya girmiş her birinde farklı farklı gök cisimleri gözlemleniyordu. Gecenin başında tüm teleskoplar Ay, Jüpiter ve Venüs üçlüsüne çevrilmişti. Çünkü Ay batmak üzere idi. Bu ilk bakışta üzücü bir durum gibi gözükse de büyük bir nimet. Çünkü Ay da insanlar kadar ışık kirliliği yaratıyordu. Venüs zaten battı batacak durumda Jüpiter de onu takiben ufka yaklaşmıştı. Gökyüzünün en parlakları gökyüzünü terk etmişti. Teleskop merceklerine yavaş yavaş Satürn, Mars ve derin uzay cisimleri eklenmeye başlamıştı. Teleskop başında oluşan sıralarda yeni yeni insanlarla tanışıyorduk. Isınmak için tüm kalın kıyafetleri giymek ve polara sarılmak yetmiyordu. Baya dağılmış olsak da kalabalık içinden Mert ve Can’ın gür sesini duymamak imkansızdı. Bir ara Ethem hocanın etrafında oluşan yuvarlağa katılarak gökyüzü hikayeleri dinledik. Gecenin ilerleyen saatlerinde herkes gibi yolculuğun verdiği yorgunluk ile o karanlıkta çadırı aramaya başladık. Zaten çadırları yuvarlağa yakın olacak şekilde dizdiğimiz için hepimiz bir araya gelmiştik. Uyumadan önce çadırların önüne matları serip sohbet ederek gökyüzü seyrine daldık. Üzerlerimizi değiştirip çadırlara dağıldık. Dağılım şu şekilde oldu: Yaren-Simay, Halil-Emre, Celal-Mert-Can, Mustafa-Mehmet Ali-Baha, Berfin-Aylin-Çiğdem-Özlem. Bir de giysi çadırı. Arkadaşlar kesinlikle muazzam oluyor. 4 kız sığışıp tüm eşyalarımızı oraya attık. Çadırda güneş ışığı ile ilk uyanacak olan ben olacağımı bildiğim için fermuara yakın tarafta uyuyacaktım. Hava çok soğuktu ama mutlu ve huzurlu(!) bir uykuya daldık. Bütün gece erkeklerin çadırından gelen gıybet sesinden ne kadar huzurlu olabilirse işte.

Çadır alanında karşılıklı olarak dizilmiş çadırlar.

Çadırkent.

Ayrıca genel olarak etkinlik alanından bahsedeceyim ilerleyen zamanlarda başvurmak isteyenler arkadaşlar için. Şöyle ki gündüzleri Güneş cildinizi yakabiliyor. Krem sürmenizi tavsiye ederim. Geceleri gerçekten çok ama çok soğuk oluyor. Sürekli su, çay, kahve alabileceğiniz bir büfe var. Alanda tuvalet bulunuyor. 1 tane duşluk var. Bir otele ait olan kafeterya bulunuyor. İstediğiniz zaman geçip orada oturabiliyorsunuz. Zaten yemekler de orada dağıtılıyor. Dışarıda da üzerinde uzun büyük çadırın olduğu bir alan vardı. Birçok bank bulunuyor. Hocaları zaten hep orada görebilirsiniz. Soru sormak isteyenler için en ideal yer orası oluyor. Yemekler sağlıklı ve güzel ama anne eli değmiş gibi değil. Gün boyunca enstrüman başında olan kişiler var. Alanda bir ambulans sürekli bulunuyor. Etraf dağ bayır olduğu için sık sık doğa yürüyüşüne çıkabilirsiniz. Alanın yakınında köy bulunuyor. Birçok temel ihtiyacı oradan karşılayabilirsiniz. Güneş panelinden çekilen prizlerde elektronik eşyalarınızı şarj edebiliyorsunuz. Etkinlik alanında jandarma da bulunuyor. Gönüllü arkadaşlar da gün boyunca yardımcı oluyor, atölyelerden sunumlardan haberdar ediyor. Çadırları kurma ve toplama sürecinde yardım ediyorlar. Işık kirliliği yaratmaması açısından çok fazla ışık bulunmasa da hem yerde hem de gözlem alanına giden yolda Güneş enerjisi ile çalışan ve ışık kirliliği yaratmayan lambalar bulunuyordu. Telefon nadir yerlerde kısmen çekiyordu.

FST üyeleri kamp alanının ilerisinde birleştirilmiş masalarda kahvaltı yapıyor.

En neşeli kahvaltılardan biri.

Sabah uyandığımızda ise bulutların içinde yatıyor olacağımızdan olsa gerek çadırın üzerinde damlacıklar oluşmuştu.  Güneş yükselir yükselmez yakmaya başlıyordu. Hem yemek sırasında hem de kahvaltı ederken yeni insanlarla tanışmaya da çalışıyorduk. Bu sırada Zehra hoca ve oğlu Ege ile de tanıştık. Gerçekten dünya tatlısı iki insan. Ege astronomi ile çok ilgileniyor ve henüz ortaokul öğrencisi bile değil. Zehra hoca da öğretmen ve onu bu tarz etkinliklere olabildiğince getirerek ilgisi konusunda ona yardımcı olmaya çalışıyor. İlerleyen zamanlarda yine bir ortaokul öğrencisi ile tanıştık ama ismini hatırlamıyorum. Onunla hem geç tanıştık hem de pek takılmadık.

 

Yeni tanıştığımız insanlarla vakit geçirmeye çalışıyorduk. Gündüz açık alanda gölge bir yer bulmak biraz zordu ama büfenin gölgesinde Mahmut Hoca ile ekip olarak uzunca bir sohbete daldık. Özellikle TÜBİTAK alanının yakınına yapılan 5 farklı noktadaki maden ocaklarının yarattığı ışık kirliliği ve yaydığı tozdan teleskopların zarar görmesinden bahsetti. Sonrasında da FST olarak beraber Doğu’da bir bilim şenliği yapılması için planlama yapmaya başladık. Sonraları etkinliğe çok az bir zaman kala ülkede yaşanan problemler sebebiyle yapılamadı. Türk Kızılay’ı gönüllülerinden olan Kürşat abinin sosyal sorumluluk temalı oyunun hep beraber oynadık. Ege ve Oğuzhan abinin de katılımıyla frizbi oynarcasına bir faaliyet göstermeye çalıştık.

FST üyeleri çember oluşturarak oturmuş ve Mahmut Hoca ile sohbet ediyor.

Toplantı.

Geceleri de teleskop başında gözlem yapıyorduk. Kimi zaman matları yere seriyor ve sohbet ederek gözlem yapıyorduk. Özellikle gece yarısından sonra kalabalığın da dağılması ile teleskop kullanımını öğreniyor ve birçok derin uzay cismi gözlemliyorduk. Bu süreçte başını çok ağrıttığım Samet abiye de buradan tekrardan teşekkürler. Bu gözlemler boyunca hatırladığım kadarıyla Ay, Mars, Venüs, Jüpiter, Satürn, M51, M57, Albireo, Çift Küme, M31 gözlemleri yaptık. Eğitmenler eşliğinde takımyıldızlarını bulmaya çalıştık. Bu sırada onların hikayelerini de dinledik. Tabi birçok kez de meteor geçişi gözlemledik. Can abi de Samanyolu önünde fotoğrafımızı çekmişti. Çoklu çekim yöntemini kullandığı için uzun bir süre hareketsiz kalmamız gerekiyordu.

FST üyelerinin gece gökyüzünde görünen yıldızlar ile birlikte çektirdiği toplu fotoğraf var. Yıldızlar uzun pozlama sayesinde net görünüyor.

“Yıldızların altında.”

2. günün gecesinde ak sakallılar diye anılan hocalarla bir sohbet oturumu gerçekleşti. Ak sakallılar olarak anılan bu hocalarımız TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi’nin yapımında büyük emek harcamışlar. O zamanlar ulaşım bu kadar kolay değilmiş. Elleriyle her bir taşı, dağ boyunca işçilerle beraber kendileri taşımışlar. Hep beraber inşa etmişler. Günümüzde yeterince değer verilmemektedir ne yazık ki. Dünya’da sayılı teleskoplardan biri olan RTT-150 teleskobunun yakınında şu an 5 maden bulunmaktadır. Fazlasıyla ışık kirliliği yaratmakta ve madenlerden çıkan toz teleskop merceklerine çok zarar vermektedir. Birkaç yıl sonra kapatılması kararı verildi.

3. gün büyük gündü. O dillere destan teleskobun yanına çıkacaktık. Minibüslerle gözlemevinin olduğu alana geldik. Burada bulunan teleskoplar: RTT-150, T60, T100, ROTSEIII-d ve RT40 teleskoplarıdır. Genel olarak bu teleskoplar hakkında bilgiler verildi. RTT-150 teleskop binası içerisinde kısa kısa oturumlar yapılıyordu. Kısa bir tanıtım yapıldıktan sonra soru-cevap kısmına geçilmişti. İşin ilginç yanı Türk bilim insanlarının eliyle tırnağıyla yaptığı teleskobun şu an başında Rus bir astronomun olmasıydı. Dilerim ki ülkemizde yetişen astronomlara ilerleyen zamanlarda öncelik verilir.

İrek Hoca teleskobu tanıtıyor. Öğrenciler yere oturmuş ve ilgiyle dinliyorlar.

RTT-150 Teleskobu gezisi. Teleskobu anlatan hocamız RTT-150 Gözlem Sorumlusu, Başuzman Araştırmacı Dr. İrek Hamitoğlu.

3. gün bizim son gecemiz olacağı için büyük gündü. Bu yüzden sabaha kadar sabahlamaya karar vermiştik. Gece boyunca dayanamayıp uyuyanlar da olmuştu. Bu kişilerden biri bankta uyuyakalan Mehmet Ali idi. Can abi gece boyunca bize eşlik etmişti. Hava çok soğuk olduğu için ara ara kafeteryada oturuyorduk. Can abi ile muhabbetlerimizde gelecek hayallerimizden, ilgi alanlarımızdan, kendimizi nasıl geliştirebileceğimiz, nelere yönelebileceğimiz konusunda bilgi alışverişinde bulunuyorduk. Daha da ilerleyen saatlerde, insanların yarı uyanık olabildiği saatlerde, Süleyman hoca koşarak yanımıza geldi. ‘Koşun bir yıldız patlaması var gökyüzünde!!!!’ dedi. Hepimiz heyecanla gözlem alanına gittik. Eğer öyle bir şey olsaydı bunu sanırım koşarken bile gökyüzünde fark edebilirdik. Ama herkesin bilinci kapalı olduğundan teleskop merceğinden gözlemlenebilecek kadar küçük bir şey olabileceğini düşünmüştük. Oysa her şey şakaydı. Bu şaka ile uyanmış ve alana gelmiş olduk. Bir gözlem turnesi daha başlamış oldu.  Teleskop alanında tanıştığımız Okan da gece boyunca bize eşlik etmişti. Hep birlikte Güneş’in ve Ay’ın doğuşunu izlemiştik. Ay da o günlerde Güneş’in doğumuna yakın saatlerde doğmaktaydı. Sohbet ede ede sabahı ettik. Üzerimizde kat kat kıyafetlerle…

FST üyeleri sabaha karşı dağın eteğinde oturmuş, gün doğumunu bekliyor.

Gün doğarken ardından tepelerin, veda günü gelir FST’lilerin.

Son gün hüzünlü geçti. Veda videosunu izledik tüm katılımcılar olarak. Sonra da toplu bir fotoğraf çekimi oldu. Aşçısından hocasına katılımcısından görevlilere kadar hep birlikte… Su fişekleri ve roket deneyleri oldu. Müzik çaldı, insanlar dans etti. Biraz hüzünlü olsa da çok güzeldi. Tanıştığımız herkesle yavaş yavaş vedalaşmaya başladık. Küçük çocuklarla, hocalarla, görevlilerle, diğer katılımcılarla… Minibüse binip cayır cayır yanan Antalya merkeze giderek birbirimizle vedalaştık…

 

Geriye biz her Future… Science… Team! deyişimizde arkamızdan Oooo yaaşşş kaçç? Diye seslenen Süleyman Hoca, herkese domates gibi yandığını sürekli hatırlatan Korhan Hoca, “iyi bir astronom iyi frizbi oynar!” diyen Oğuzhan abi, örümcekle olan savaşımız, soğukta donmamak için birbirimize sarılarak uyumamız, erkeklerin gece boyunca çadırda gıybet yaptıkları için uyuyamamamız, köyde parkta oynamaktan zamanın geçtiğini fark etmememiz ve bu sırada ISS geçişine denk gelip gözlemlememiz, köyde kaybolanları bulma çabamız ve daha nice komik, ilginç ve eğlenceli anı kaldı.

Tüm katılımcılar ve görevlilerin yer aldığı toplu fotoğraf. Büyük bir kalabalık var.

Gözlem Şenliği toplu fotoğrafı.

Bu yazıyı buraya kadar okumanıza umarım değmiştir. Eğer buraya kadar okuduysan teşekkür eder ve tavsiyemi sizinle paylaşmak isterim. FST ile tanışmam ve bu etkinliğe katılmamız benim için bir dönüm noktası oldu diyebilirim. Siz de yeni insanlarla tanışmaktan (elbette çabucak güvenmeyin), yeni şeyler denemekten, öğrenmekten kaçmayın. En önemlisi de hayallerinizin peşinden koşun ama bu koşuda yanınızda öyle destekçileriniz olsun ki düşerseniz elinizden tutup kaldırsın ve birlikte yola devam edebilin diye.

Ben FST’de bu yol arkadaşlarını buldum.

FST üyelerinin köye yürüyüşe çıkarken denk geldiği tabela ile çekindiği fotoğraf var. İki tabela var, biri yolun sağını, diğer solunu işaret ediyor ve ikisinde de "Antalya" yazıyor.

“Dünya yuvarlakmış!”