, , ,

Dijital Kültür ve Yapay Zeka Konferansları

Merhaba arkadaşlar ben Elif, bugün size Herkese Bilim Teknoloji dergisinin başlatmış olduğu harika bir konferans dizisinden bahsedeceğim. Herkese Bilim Teknoloji dergisini birçoğumuz duymuştur. Fark edemesek de bu dergi, içinde severek takip ettiğimiz hocaları içeriyor ve bu sayede dergiyle birçok kez karşılaşmış oluyoruz. Benim de abonesi olduğum ve aradığım çoğu başlığı arşivinde bulabildiğim bir dergi olan HBT, bu yıl gençlere ve meraklısına yeni bir bakış açısı kazandırmak ve bilgi vermek amaçlı yeni ve harika bir konferans dizisine başladı. Dünya’nın en çok konuşulan konularından biri ve HBT’nin konferans dizisine konu olan Yapay Zeka, her ay başka bir açıdan değerlendirilecek. Bu hafta gerçekleşen serinin ilk konferansına FST İstanbul olarak biz de katıldık ve konferansta Cem Say ve Tanol Türkoğlu sunumlarını gerçekleştirdi, konuşmacılar arasında dinleyicilere keyif veren harika bir uyum vardı. 🙂 Herkesin düzeyine uygun, eğlenceli bir gün geçirdik. Aslında videosu ben eve gelene kadar yüklenmişti, canlı olarak facebook üzerinden yayınlanması ise katılamayanlar için güzel bir durum. Daha güzel olan ise HBT ekibinin, konferansları farklı şehirlere taşıma planları! Serinin diğer konferanslarını buradan takip edebilirsiniz.

Her ayın son haftası cumartesi ya da pazar günü olacak konferans dizisinin açılışını Orhan Bursalı gerçekleştirdi.

Görselde Orhan Bursalı ekranın solunda kalan kürsüde açılış konuşması yapıyor. Sol tarafta ise ekrana yansıtılan etkinlik afişinin yarısı görünüyor.

Orhan Bursalı açılışı yaparken

Konferans dizisi hakkında genel bilgi verip konuları ve programı açıkladı. İşlenecek konular:

  1. Yapay Zeka: Efendimiz Mi, Kölemiz Mi?: Robotlar veya Yapay Zeka, insanın işine mi yarayacak, yoksa karşımızda insandan daha ileri düzeyde zeka pırıltısı olan “Robotik İnsan” mı bulacağız?
  2. Yoksa Artık Gerçek-Ötesinin Esirleri Mi Olacağız?: Sosyal medya ile sosyalleştiğine inanan insan, doğru bilgi ile yanlış bilgiyi nasıl ayırt edecek? Bilim, tüm bunlardan sağ çıkmak için nasıl direniyor?
  3. Dijital Devrim ve Çocuklarımız: Dijitalleşme, geleceğin mesleklerini ve doğal olarak çocukları nasıl etkileyecek? Dijitalleşme dostumuz mu düşmanımız mı?
  4. Eğitimin Evrimi: İleride eğitim sistemi nasıl olacak? Çocuklarımız robotlarla mı yarışacak?
  5. Kripto Paralar: Kağıt paraların geleceği. Kripto para nedir, neye hizmet eder? Paralarımız dijitalleştikçe zenginleşiyor muyuz?
  6. Robotlar ve Aşk: Robotların duyguları olacak mı? İnsan-robot aşkı yaşanabilir mi? Aşık olurken ne kadar özgür olacağız?
  7. Yoksa Bir Simülasyonda Mı Yaşıyoruz?: Matrix’ten bugüne ne değişti? Yaşadığımız dünya bir simülasyon olabilir mi? Üst-İnsan dediğimiz robot-insan birleşimi mi olacak?
  8. Robot Başkanımız Olsa Daha Mı İyi Olur?: Robot başkanımız olsa daha mı iyi bir dünya düzenimiz olur? Robot hakları ve robot-insan ilişkilerini düzenleyen yeni siyaset düzeni.
  9. Siyah Ayna/Black Mirror: Gelecek bize ne getirecek? Bilimkurgu gerçeğe mi dönüşecek?
  10. Evrensel Zeka Bağlantısı Var Mı?: İnsanın evrendeki yeri ne? Aslında hepimiz bütünün bir parçası mıyız? İnsanın kozmos yolculuğu.
  11. İnsanlığın ve Yerkürenin Varoluş Mücadelesine Bilimsel, Teknolojik Bakış: İnsan geleceğe mi bakacak, yoksa geçmişteki savaş kalıntıları arasında mı sıkışacak? Gerçekten de sürdürülebilir bir dünya istiyor muyuz?
  12. 20 Yıl Sonra Nasıl Bir Dünya Olacak?: Evrensel temel gelir nedir? İnsan nüfusunun azaltılması çözüm olabilir mi? İnsanın dünya yolculuğu sona erebilir mi?

şeklindedir.

Konferansın videosuna buradan ulaşabilirsiniz. Sizinle daha çok, dikkatimi çeken yerleri ve bana düşündürdüklerini paylaşmak istiyorum.

Salona girdiğimizde konferansın başlamasına yarım saat vardı. Erken gelmiş olmamıza rağmen ilk 5-6 sıra dolmuştu bile. Başlama saati geldiğinde salonda ne bize ne de bir robota yer kalmıştı. Kapıyı açık bıraktılar ki koridordan da dinlenebilsin. Uzun zaman sonra katıldığım en güzel etkinlikti diyebilirim! Sanırım nedeni bu konularda hatırı sayılır derecede bilgi sahibi olmamama rağmen hem keyifli vakit geçirip hem de öğrenmemdi. İktisat fakültesinde okuyorsanız koridorlarda yapay zeka konuşmaları duyamazsınız. Çoğunlukla işsizlik rakamları, cari açık, kripto paralar falan duyabilirsiniz. Gerçi geçenlerde yapay zekalar iktisat fakültesi öğrencilerini işsiz bırakacak denilmişti ama bu sayılmaz bence. 🙂

Tanol Türkoğlu konferansı çok güzel bir soru ile başlattı: “Bu sahnedeki iki kişiden biri yapay zekayla destekli bir android. Yani insan değil. Gelecek iki saatlik konuşmalarımızı inceleyerek hangimizin yapay zeka olduğunu nasıl anlayabilirsiniz?” ve topu Cem Say’a attı ama eğlenceli bir ikili oldukları her hallerinden anlaşıldığı için Cem hoca “En sağlam yöntem kesip bakmak.” şeklindeki cevabıyla ayağına gelen topu iyi kavradı ve devam etti. Yapay zekayı ortaya atan Alan Turing’in de aynı soruyla yola çıktığını anlattı. Geliştirdiği Turing Testi ile ortaya bir ölçüt koyan Alan Turing, bu testle bir makinanın gerçekte düşünüyor olup olmadığına karar verebilmemizi sağlamış.

Cem Say, insanların bilgisayarları “düşünmüyor” diye nitelendirmesinin nasıl da altı boş bir söylem olduğunu anlattı. Aynı maddeden yapılmadık diye bilgisayarı dışlamamızın ırkçılık, türcülük olduğunu söyledi. Turing, bu durumu çözmek için şöyle bir deney yapıyor:  Sorgucu adıyla bir insan bir odada duruyor. Bir diğer odada ise bir bilgisayar ve bir insan var. Sorgucu kimin insan kimin bilgisayar olduğunu görmüyor. Böylece önyargılı olamıyor. Amaç, bilgisayarın da insanın da sorgucuya kendisinin insan olduğunu düşündürmek. Bunu ise yazı yoluyla yapıyorlar, ses yok! Turing testine göre deneyin defalarca tekrarlanması durumunda sorgucunun yanılması %50’yi geçiyorsa bu bilgisayara düşünmüyor diyemeyiz. Bende oluşan koca bir VAYY BEE!

Soldan sağa; Cem Say, Tanol Türkoğlu konuşmalarını gerçekleştiriyor. Arkaplanda slayt ekranına tanıtım afişinin yansıtılmış hali var. Hocalar oturmuş şekilde ve ortalarında bir mikrofon bulunuyor. Kürsünün ön kısmında Bahçeşehir Üniversitesi logosu var.

Cem Say, Tanol Türkoğlu.

Bir diğer ilgimi çeken konu da yazılımla yapay zeka arasındaki fark oldu. “Her yazılım yapay zeka mıdır?” sorusunu sordu Tanol Türkoğlu. Cevap net olarak “hayır” ama mesele, bunu nasıl anlayacağımız. Eğer yazılım zamanla bireysel bir iradeye sahip olabiliyorsa buna yapay zeka diyebiliriz, dedi ve bir de örnekle açıkladı: Bir robotu taksim meydanına bıraktığımızda başına gelebilecek şeyleri önceden belirleyip ona göre kodlarsak, burada hem sonsuz olasılık olduğundan bu durum mümkün değil hem de tüm olasılıklara hazırlayınca buna yapay zeka değil, yazılım deriz. Yapay zeka, temel şeyleri verip taksime bıraktığımızda, başına gelen her olaydan ders alır ve bir sonrakinde buna göre kendini geliştirir. Sanırım yazılımla yapay zeka arasındaki farkın en belirgin örneği de bu oldu benim için.

Bahsettiğim konular dışında robot hukuku, robotlar nasıl öğrenir, yapay zekanın duyguları olmalı mı, robotlarda ödül-ceza mekanizmasının olmaması, Elon Musk-Mark Zuckerberg arasında geçen yapay zeka atışması, yapay zekanın yeryüzünde insandan ne kadar uzun kalabileceği, yapay zekanın bir insanı öldürme ihtimaline karşılık insanlığın önlemleri gibi birçok konu konuşuldu.

Yapay zekanın duygusunun olup olmayacağı ile ilgili söylenenlere de değinmek istiyorum. Aklıma hemen Doctor Who’daki Cybermen ırkı geldi. İnsanların duygularını, bedenini yok edip yalnızca beynini kullanan bir ırk düşünün. Karşısında gördüğü insanları dönüştürmeden önce “Seni bu acıdan kurtaracağız” gibi sözler söylerler. Bu ifade beni çok etkilemişti. Yani yapay zeka tamamen mantığıyla hareket edecek ise insan duygularını hastalık ya da acı çekme olarak görebilme ihtimalleri de var demektir. İnsanı insan yapan duyguları, aynı zamanda zayıflığı mı olacak? Bahsettiğim sahneyi merak edenler için buraya bırakıyorum.

Bir de yapay zekaların bize kötü davranacak gelişmişliğe gelme durumları var ki bu hocalarımızın da dediği gibi kölelikten yükselip insanı köle konumuna getirme ihtimalleri. Bir çocuğu büyütmek gibi bence. Bebekken büyüklerimiz ne derlerse onu tekrarladık hepimiz. Biraz daha büyüyünce ise kendi ifadelerimizi kullanmaya başladık. Sevgiyle büyütülenlerimiz iyi insanlar olurken, kötü davranan ebeveyn ile büyüyenlerin büyük kısmı kendi ebeveynleri de dahil tüm ebeveynlere düşman oldu. Bunlar tabii genellemeler. Demek istediğim robotlara, yapay zekalara nasıl davranırsak gelişme durumlarında onların da bize öyle davranma ihtimalleri. Bunun için duygulara sahip olmalarına gerek yok, aksine tamamen mantık kullanılarak verilecek bir karar!

İnsan ömrü sınırlı. Robotları, androidleri bizden daha şanslı(?) yapan bir konu da bu. İnsanlığın kendini mükemmel görmesine vurulmuş en güzel tokat. Tam da bu kısım konuşulduğunda aklıma çok sevdiğim bir şarkı geldi. Sonsuz yaşama sahip olmanın verdiği sakinlikle konuşan bir robot ve onun sakinliğini dinledikçe huzursuzluğu artan biz. Sözleri de bir o kadar etkileyici olan bu parçayla sonlandırıyorum yazımı. Bilim ve teknolojinin yol göstericiniz olması ve bu konferansların birinde karşılaşabilmek dileğiyle…

, ,

2017 NASA SpaceApps Challange Nasıl Geçti?

 Herkese merhaba! Ben Mustafa Fikret. Uzun zamandır sizin gibi bilimsever insanlarla tanışmak istiyordum, o gün bugünmüş.

Ben, 2 yıl önce kurulmuş olan küçük bir WhatsApp grubu gibi görünse de içinde kocaman yürekler ve hayaller barındıran Future Science Team ekibindenim. Ayrıca TFR Robotics adlı robotik ve yazılım ekibinin de kurucusuyum. Bugün sizlere FST ve TFR ekibi ile beraber katıldığımız 2017 NASA SpaceApps Challange – ODTÜ hakkında bilgi vermek istiyorum.

Nisan 2017’de katıldığımız bu yarışma bir hackathon idi. Tüm dünyada aynı anda başlayan yarışma 48 saat sürüyor ve herkesin, Nasa’nın verdiği konu başlıklı sorunlara bu 48 saat içinde bir çözüm bulması gerekiyor. Her yıl düzenlenen bu hackathona en az üç kişi ile katılabiliyorsunuz. Biz yarışmaya aşağıdaki karma ekip ile katıldık:

TFR ekibinden;

Mustafa Fikret Uğur(yani ben); Gömülü Entegre Sistemler Yazılımcısı
Sarp Gökdağ; Yapay Zeka ve Makine Öğrenimi üzerine sorumlu kişi
Murat Batuhan Günaydın; Havacılık ve aerodinamik mühendisi
Mücahit Çalışkan; Havacılık ve aerodinamik mühendisi

FST Ekibinden;

Aylin Açıkgöz; FST’nin olmazsa olmaz fedaisi, iş geliştirici ve TFR Robotics Halkla İlişkiler Departman Başkanımız
Baha Erkam Tabak; Teknoloji sever, iş geliştirici ve bilime aşık bir FST’li

Yarışma Ankara Next Level AVM‘de yapılacaktı, bu yüzden Sarp İstanbul’dan ben ise Denizli’den yarışma günü Ankara’ya geldik. Yarışmaya Ankara’da ODTÜ Genç Girişimciler Topluluğu, İstanbul’da ise Koç Üniversitesi ev sahipliği yapıyordu. Yarışmanın ilk saatlerinde takımlar için ayrılmış masalara kurulduk(5 bilgisayar tek bir masaya ne kadar sığabildiysek…). Sonrasında 1-2 saatlik yoğun bir düşünme aşamasına geçtik. Sanırım çözüm bulmak sorun bulmaktan daha kolaydı, çünkü herhangi bir konuda bir sürü çözüm üretebiliyorken gerçekten insanlara sorun olan bir problemi bulmak çok ciddi ve zor bir işti. Bir sürü konu başlığı arasından NASA’nın araştırma uçuşları için yaşadığı problemlere bir çözüm bulmaya karar verdik. Karar verme ve sonrasında nasıl çözüm bulacağımız faslına geçene kadar saatin çoktan 17.00 olduğunu fark ettik(Yarışma 10 gibi başlamıştı.). Çokça vakit geçmişti ama ne demişler, “Bir işin yüzde doksan dokuzu o işin nasıl yapılacağını düşünmek, yüzde biri ise yapmaktır.”.

Daha sonra ekipçe akşam yemeğine çıktık. Yemekten sonra ise hemen aşağı inip sonunda çalışmalara başlayabilmiştik. Tabii 48 saat boyunca uyuyamayacağımızı bildiğimiz için önceden masaya doldurabildiğimiz kadar enerji içeceği ve kahve doldurmuştuk. Allah’tan enerji içecekleri bedavaydı, ki sanırım 48 saatte 6 tane içerek kendi rekorumu kırmıştım 🙂 (Deneyenlerin mesuliyetini kabul etmiyorum!). Bu süreç içerisinde herkes kendi işine birden odaklanmıştı, ekip olma ruhu buydu sanırım. Çalışmaları anlatmadan önce, sorun ve soruna nasıl çözüm bulduğumuz hakkındaki notları sizlerle paylaşmak istiyorum;

Big Data, geçmişten beri elde edilen veriler sayesinde insansız hava aracımız içerisinde “Makine Öğrenmesi ve Yapay Zeka Programları” kullandık. Hava aracımızın etrafında bulunan objelerin saptanması ve gerekli analizlerin yapılabilmesi için görüntü işleme metodunu kullandık, bu sayede bilimsel araştırma esnasında gerçek zamanlı olarak geliştirdiğimiz yeni algoritma formatları ile birlikte uzay programlarında kullanılacak sensörlerin risklerini azalttık. Aerodinamik yapısı sayesinde uçağımız, kanat bölümünde hava şartlarına bağlı olarak şekil değiştirebilmektedir. Bu sayede uçağımız, bulunduğu her ortama adapte olabilir. Bu durum havayolları şirketleri için yolcu ve uçuş deneyimi sağlarken, bilimsel araştırma alanlarında da yüksek düzeyde veri optimizasyonu sağlamaktadır. Hedefimiz gelecek havacılık sektörünü, insansız hava araçlarının kendi kendine öğrenmesiyle değiştirmektir!

Yarışma tamamen open source yani açık kaynak olarak yapıldığı için yazdığımız tüm kodlara, çizimlere ve videolara bu linkten ulaşıp inceleyebilirsiniz.

Herkes kendi işinin başına koyulmuştu. Ben uçaklar için radar yazılımı yapıyor, Sarp görüntü işleme kodu yazıyor; Mücahit ve Batuhan da uçakların CAD çizimlerini yapıyordu. Bu arada Aylin ve Baha ise bize yarışma sonunda gerekli olacak çok ciddi araştırmalar içindeydi. Ben radarı tamamladıktan sonra Baha ve Sarp da görüntü işleme yazılımlarını yapmıştı. Tabii ki elimizde CAD çizimlerini basabileceğimiz 3D yazıcılar bulunmadığı için yazılımları yaptığımız kağıt uçaklar ile deniyorduk. Bu gibi olumsuzluklara rağmen başarılı olmuştuk, yazılımlar kusursuz çalışıyordu. Tüm bunlar bittiğinde saat sabahın 5’iydi! Aylin, yurda dönmesi gerektiği için akşamdan ODTÜ’ye geçmişti. Sabah erkenden tekrar AVM’ye geldiğinde 15 dakikalığına da olsa hepimizi uyuyakalmışken gördü. Aylin bizi uyandırdıktan sonra hemen çalışmalara devam ettik, Mücahit Abi hâlâ bilgisayarına gömülmüş, pür dikkat çizim yapıyordu. Biz ise bu sırada ODTÜ’den ve birçok farklı alandan uzmanlar ile istişareler yapıyorduk. Yazılımları bitirdikten sonra, Aylin’le birlikte yarışmanın jürilerine sunmak üzere bir sunum hazırlamaya başladık. Yarışmanın sonunda ekiplerin üçer dakikalık sunum süreleri oluyor ve projelerini bu süre içerisinde anlatmak durumundalar. Aylin ve Baha mentörlerin verdiği sunumlara katılıp bize özet geçmişlerdi, biz bu süre içerisinde kafalarımızı bilgisayardan kaldıramıyorduk ne yazık ki. Bundan dolayı Aylin ve Baha’ya teşekkür ediyorum. Ekipteki tek bir kişi bile olmasa bu denli başarılı işler çıkaramazdık. Ben TFR Robotics ve FST ekibinin dünden bugüne tüm üyelerine teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Hepimiz birbirimizi tamamlıyoruz desem yeridir. Eğer hızlı ilerlemek istiyorsan yalnız başına ilerle ama daha ileri gitmek istiyorsan ekibin ile git. Bu yüzden bilimseverler; yol arkadaşlarınıza güvenin, onları sevin ve saygı duyun. Bu hepimizi yüceltecektir.

Yarışmanın sonlarına doğru yaklaşmıştık. Ekipler sıra sıra sahneye çıkıyor ve projelerini sunuyordu. Üç dakikalık sunum süresini titiz bir şekilde kullanamayan ekipler üzücü bir şekilde sahneden iniyorlardı. Sıra bize geldiğinde ben ve Sarp sahnede konuşurken, Aylin ve Baha ise bilgisayarın başında sunumu kontrol ediyorlardı. Sunumumuzu güzel bir şekilde yapıp süreden yarım saniye artırmıştık bile! Herkes gibi bizim de kendimize güvenimiz tamdı. Birinci olacağımızı düşünsek de ne yazık ki jüri üyelerinin projelere ticari ürün gözüyle bakması nedeni ile beklediğimiz hedefe ulaşamadık. Bu durum bizi biraz üzse de biliyoruz ki bu gibi yarışmalar bizler için büyük bir tecrübe. Hem diğer takımları izleyerek hem de mentorlardan aldığımız tavsiyelerle vizyonumuzu genişletiyor ve olaylara bakış açımızı değiştirme şansı elde ediyoruz.

Yarışmadan sonra ben, Baha ve Aylin ODTÜ’ye gittik. 48 saati aşan uykusuzluk ve yorgunluğun üzerine en son hatırladığım şey devrim çimlerinde uyuyakalmamdı.

Umarım FST gibi ruhu bilim ve teknoloji ile yanıp tutuşan sizler, 2018 yılı için birçok ekip çıkaracak ve birçok başarılara imza atacaksınız.

Bilimle ve sağlıcakla kalın!