, , , , , ,

2018 BİLSEM Festivali ve İlk Mentorluk Deneyimimiz

Görselde 9 kişi yan yana dizilmiş. arkplanda bilsem öğrencilerinin çizmiş olduğu karışık resimler mevcut, insanların boyunlarında katılım kartları var en solda görünen resim yeşil bir göz

Herkese merhaba sayın FST Blog okurları, ben Merve. Bu yazımda sizlere hayatımda hiç hackhathona katılmadığım halde ve etkinliğe katılmadan önce ne olduğunu öğrendiğim BİLSEM’in düzenlemiş olduğu BİLSEM Festivali ve hackhathondaki mentorluk maceramızdan bahsedeceğim.

İlk önce sizlere “BİLSEM nedir, ne yapıyor ve BİLSEM Festivali nedir?” bunlardan bahsedeceğim. Açılımı Bilim ve Sanat Eğitim Merkezleri olan BİLSEM, ilkokullarda sınavla tespit edilen özel yetenekli öğrencilerin mevcut eğitimlerini aksatmayacak şekilde açılan Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullardır. Temel amaçları; bireylerin, yeteneklerinin farkında olmalarını sağlamak ve sahip oldukları kapasitelerini geliştirerek üst düzeyde kullanmalarını sağlamaktır. Hiç bilmeyenlere fikir oluşturmak adına ben şu an size BİLSEM’in resmi internet sayfasındaki bilgileri kopyaladım, festival boyunca gözlemlediğim BİLSEM’i ise bu yazımda açıklamaya çalışacağım. Artık maceramızı anlatmaya başlayabilirim.

Yaklaşık 2 ay önce mentorumuz Buğra Kuloğlu’ndan “Çok ilginç bulduğum ve birlikte başarabileceğiniz şeyler olduğuna inandığım Scode ekibiyle sizi tanıştırmak istiyorum.” diye bir mesaj aldık. Biz de seve seve tanışmak istediğimizi söyledik ve Scode kurucu ortağı Kadir Can ile tanışma toplantısı ayarlayıp neler yapabileceğimizi tartıştık. Bu görüşmeden 2 hafta sonra Buğra ve Kadir Uşak Üniversitesinin düzenlemiş olduğu “5X” etkinliğine katılmak için Uşak’a gittiler. Koordinatörlerimizden Berfin de bu etkinlikte onlara eşlik edip Future Science Team‘i anlattı. Etkinlikten sonra Berfin ve Kadir tam anlamıyla çıldırmışçasına etkinliğin ne kadar harika geçtiğini ve tanıştıkları hem etkileyici hem de tuhaf başarı hikayelerine sahip olan insanları anlatıyor (anlatmaya çalışıyor) ve biz hiçbir şey anlamıyorduk. Berfin bize gelişmeleri net olarak aktardıktan sonra Scode ve katıldıkları etkinlik hakkında daha fazla merak sahibi olmuştum. Daha sonra Kadir Berfin’e “Bir hackhathonda mentor olarak görev almak ister misin?” diye sormuş hatta FST ekibinden bir kişinin daha ona katılmasını istemişti. Berfin ise bana katılıp katılamayacağımı sordu. Ben de aylarca süren sınava hazırlık sürecime biraz ara vermek ve Scode ekibiyle tanışmak için katılabileceğimi söyledim. Bundan hemen sonra henüz öğrendiğim BİLSEM’in ne olduğunu araştırmaya başladım. Çünkü katılacağımız hackhathon BİLSEM Festivali çerçevesinde gerçekleşecekti. Bu zamana kadar böyle bir oluşumdan nasıl bihaber olduğuma çok şaşırıp festivale katılmak için gün saymaya başlamıştım.

Antalya’ya uçakla gidecektim ama gideceğim gün tam bir karmaşaydı! Festival haftası boyunca neredeyse hiç uyumayacağımı bilmeden o sabah erken kalkıp valizimi hazırlamak zorundaydım. Daha sonra apar topar evden çıktım ve havaalanına gittim. Antalya’ya İstanbul aktarmalı gidecektim. Biletimi gören eski FST üyesi hero Yiğit “İstanbul’a geleceğini neden bana haber vermedin, yanına geliyorum.” diyerek yola çıkmıştı. (Anımsamayanlar için Yiğit’in diğer hero hikayesini buradan okuyabilirsiniz.) İstanbul’da sadece aktarma boyunca kalacağımı söylediğim halde bir şeyi söylemeyi unutmuştum: Sabiha Gökçen’de olacağımı! Benim uçuş saatim geldiği için telefonu kapatmıştım. Yiğit ise bu sırada diğer FST üyesi olan Samet’e de haber verip Atatürk Havalimanına doğru yola çıkmıştı. Uzun zamandır görüşmediğimiz ve inince Yiğit ve Sametle görüşeceğim için çok heyecanlıydım. İndiğimde ise telefonuma düşen 100 mesaj ile tam bir hayal kırıklığına uğradım ama kahkaha atmadan da duramıyordum! Böylelikle onlarla görüşemeden diğer uçuşum için uçağa gittim. Bu sırada da “Zaman geçmiyor!” diye şikayet ederek Berfin’le konuşuyorduk çünkü gerçekten vakit geçmiyordu, aktarma yapmak yolculukların en kötüsü olabilirdi! Berfin benden önce otele ulaşmış ve yemek için beni beklemeye karar vermişti. (Buluşmamızın tam bir işkence olacağını bilmeden.) Çünkü otele ulaşana kadar 3 kazanın eşiğinden dönmüştüm, en sonunda otele vardığımda ise yanlışlıkla başka bir oda için check-in yapmıştım. Berfin beni, ben onu bekliyordum çünkü gittiğim odada karşıma çıkmasını bekliyordum, evet bunu gerçekten bekledim. En sonunda yanlışlığı fark edip doğru odaya gittim. Berfin ise hem bana sarılıp hem de söyleniyordu. Apar topar yemek yemek ve ekibin geri kalanıyla tanışmak için yemek salonuna indik. Ama onlar bizi beklemekten sıkılıp odalarına çıkmıştı, aksilikler bunlarla da bitmemişti çünkü yemekte neredeyse hiçbir şey kalmamıştı. Bolca yeşillik ve saman tadında ekmek-tatlı kalmıştı.

Görselde benim çekmiş olduğum ve berfin'in elinin göründüğü bir fotoğraf var. Benim tabağımda bahsettiğim samansı ekmek var. Berfin'in elinde iseadını bilmediğim bir ot var ve bana uzatıyor. Fotoğrafta Berfin'in tabapı da görünüyor ve tabakta bolca yeşillik var. Ayrıca fotoğrafın sağında su bardağı görünüyor. En arkada ise pencere var.

Berfin’in buluşmamızın şerefine bana vermiş olduğu sanatsal ot.

Gerçekten bunların hiçbir önemi yoktu çünkü biz nedenini bilmediğimiz halde yemek boyunca her şeye kahkaha atıyorduk. Ve hala gün bitmedi! Scode ekibinden Barış, Kaan ve Kemal yemekten sonra bize katıldı. Sonrasında kısa bir tanışma faslı ve bolca “Tüm yollar Sivas’tan geçer.” tartışması vardı. (Sivaslı olduğumu söylememe gerek yoktur umarım…) Tam 3 saat süren bu tartışmadan sonra yakındaki (7 km!) benzinliğe gidip bir şeyler almaya karar verdik. Ne düşündüğünüzü biliyorum “Bu fikri kim ortaya attı?” maalesef bu sorunun cevabını kimse üstlenmedi. İlk önce güvenlikçi abi bizi liseli sanıp çıkmamıza izin vermedi, sonra yolumuzu kaybettik, daha sonra köpeklerle karşılaştık ve bonus; gittiğimiz benzinlik açık değildi! Tüm bunlara rağmen yolumuza devam ederken siyah bir araba hemen ilerimizde durup yavaş yavaş yanımıza geldi. 3 saniye içinde milyon tane “Acaba bize ne yapacak?” diyerek arabanın bize yanaşmasını bekledik. Arabadan tonton bir amca çıkıp “‘Keşke şu araba dursa da bizi alsa.’ diyordunuz değil mi?” dedi. Biz şoktan çıkamayıp hep bir ağızdan “Yoo, amca valla yok öyle bi şey.” derken Berfin ne dedi peki biliyor musunuz? Biz kaçıracaksınız diye korktuk hatta!” BERFİN!? Cidden mi? Korktuk hatta mı? Buna rağmen amca gittikten sonra kahkaha atmaya ve tüm yollar Sivas’tan geçer tartışmasına devam ettik. Tabii tüm bunları köpeklerden korktuğumuz için dikkatimizi başka yöne çekmek için yaptık, deli olduğumuz için değil! Hızlıca otele dönüp o günün bittiğine şükrederek uyuduk. Çünkü sabah erken kalkmamız gerekiyordu, diğer ekip üyeleri biz zaten uyumayacağız yarın görüşürüz diyerek yanımızdan ayrıldı. Biz buna inandık ama ertesi gün 12-1 gibi yanımıza geldiler çünkü uyanamamışlardı! O kadar çok şey anlatıp hala hackhathon sürecine gelemediğimin farkındayım, o yüzden şimdi bu süreci anlatmaya başlıyorum.

Görselde üzerlerinde berfin dağ ve merve nur özkan yazan sarı renkli iki yaka kartı var, biraz arkasında bilgisayar ekranında görünen future science team logosu ve yazısı var en arkada sadece biraz görünen yarışmacıların kafaları ve masalar var.

Future Science Team logosu ve etkinlik yaka kartlarımız.

Kadir bize o günün sabahında katıldı ve hep birlikte hackhathon için son hazırlıkları yapmaya başladık. Çok zorlu 24 saat başlamıştı! Görev paylaşımı yapmıştık: Kadir, Kaan ve Barış teknik-kodlama tarafıyla; Kemal tasarım tarafıyla; Berfin ve ben de proje-fikir geliştirme, sunum ve çok zorlu anlarda sohbet ederek yarışmacıların kafalarını açmaya yardımcı olma kısmıyla ilgilenecektik. Daha önce hiç hackhathona yarışmacı olarak katılmadım ama şunu söyleyebilirim ki: Eminim mentorluk da yarışmak kadar zordu! Bu süreci sizinle detaylı olarak paylaşmak istiyorum. İlk önce zor bir şeyle başladık: 35 grupla tek tek konuşup yarışmacıların fikir bulmalarına ve onlara yardımcı olmamıza izin vermelerini sağlamak. Bu süreç yaklaşık olarak 5 saat sürdü, daha sonra tüm yarışmacılar kodlama tarafına yönelmeye başladı. Bu kısımda ise teknik arkadaşlar çok yoruldu, vakit artık gece olmuştu ve herkes neredeyse tükenmişti. Tüm yarışmacılar salonun bir tarafında uyukluyordu ama bu sırada çalışma sırası başkasına gelmişti: Kemal. Çünkü artık projelelerini tasarlama zamanıydı. Herkesin çok yorulduğunu fark eden BİLSEM öğretmenleri hep birlikte sahile inmeyi teklif etti; gerçekten bu fikir ilaç gibi gelmişti! Herkes biraz nefes alıp rahatlamıştı, daha sonra salona dönüp çok önemli bir şey üzerinde çalışmaya başladık: boş yapmak. Oradan önemli bir şey olarak görünmüyor olabilir ama gerçekten çok eğlenceli ve önemliydi! Herkes yavaş yavaş uyumaya başlayınca ben sandalyeleri birleştirip uyudum, ekibin geri kalan kısmı da armutlarda ve salonun her köşesinde uyuyakalmıştı. 1 saat sonra sabah olmuştu ve herkes çalışmaya devam ediyordu. Gerçekten o kadar iyi fikirleri vardı ki ama bunların yanında çok önemli bir eksikliği farketmiştik: BİLSEM öğrencileri çok zeki ve çalışkandı ama birçoğu işlevsel düşünmeyi bilmiyordu. Bunu daha sonra öğretmenlerle sohbet sırasında paylaştık, onlar da bize hak verdi ve bu konu üzerine düşeceklerini söylediler. Hatta kendi BİLSEMlerinde FST ekibini ağırlamayı istediklerini söyleyip iletişim bilgilerimizi aldılar. Her şey çok yorucu ama harika ilerliyordu; ekiplerle sunumları da ayarladıktan sonra hackhathon bitmiş ve sunum vakti gelmişti. Her biri sunumunu yaptı ve biz de son görevimizi yerine getirip hachathonu sonlandırdık. (Merak edenler için kazanan fikri paylaşmak istiyorum; projenin adı Nigros. Hachathon konsepti: Akıllı Şehirler ve Uygulamaları, projenin bize sunduğu şey ise PokemonGO tarzı bir uygulama ile insanların sokaktan indirim toplaması ve bunları çeşitli market-mağazalarda kullanması. Buradaki kazanım insanların sadece indirime sahip olması değil, onları sokağa indirerek bir nebze de olsa sosyalleştirmek.) Bu günün akşamında gözlem gecesi vardı. Bu fikir öncesinde bizi çok heyecanlandırmış olsa da kalabalıktan dolayı hevesimiz kursağımızda kaldı diyebiliriz, daha sonra ise bir FST klasiği olarak frizbi oynamaya karar verip oynayamadık, çünkü gözlemden dolayı oynadığımız alanın ışıklandırması kapalıydı.

Ertesi gün öğle yemeğinde Scode ekibinin tasarımcısı Kemal bizimle deneyimlerini paylaştı ve örnek bir tasarım oluşturmaya başladı. Bu sırada bizim aklımızda başka bir şey kalmıştı: frizbi oynamak. Kemal bizim için örnek bir tasarım hazırlarken başka bir işi çıkmıştı, biz de harika ekip arkadaşları olarak onu orada bırakıp frizbi oynamaya gittik. İlk önce sadece Berfin ve ben varken oteldeki diğer tanıdığımız-tanımadığımız insanlar da bize katıldı ve sonunda güzel bir oyun oynadık. Sonra biraz heyecanlanıp otelin futbol sahasına geçip oynamaya başladık.

Görselde 4 kişiyiz. Arda gözlüklü ve selfieyi çeken kişi, hemen sağında Utku o da gözlüklü ve turuncu frizbi yüzünün yarısını kapatıyor. Berfinin elinde de beyaz frizbi var ve elini like işareti yaparak kameraya gülümsüyor, berfinin saçları kıvırcık. En sağda ben varım, benim saçlarım kısa ve kahküllerim var, gülerek kameraya bakıyorum arkamız yeşil saha.

FST klasiği frizbi challenge.  Soldan sağa Arda, Utku, Berfin, ben.

Yaklaşık 3 saat sonra yorulup sohbet etmeye başladık ve sonrasında yemeğe geçtik. Döndüğümüzde ise Kemal tasarımı bitirmiş ve ortaya çok güzel bir şey çıkarmıştı. Bunu Berfin sürpriz olarak bir etkinlikte kullanabilir. 🙂 Yemekten sonra bir masanın etrafında kalabalık bir ekiple birleştik ve kahve içip sonsuz bir sohbete daldık. İtiraf edeyim ki alıştığım diğer FST sohbetlerine benzemiyordu ama nedenini paylaşamacağım, bu FSTnin iyiliği ve geleceği için… Ertesi gün dönüş vakti gelmişti, benim uçuşum erken olduğu için kahvaltıdan sonra hemen ayrıldım ve ekibe veda edemedim.

Eve döndükten sonra ekiple sohbet sırasında BİLSEM Festivaline özel çanta, defter ve kalem verildiğini öğrendik. Bunları ekipten sadece Barış ve Kemal almıştı. Festival boyunca bizi hiç yalnız bırakmayan Zerrin Hocamız da bunları almadığımızı öğrenince hemen festivalden bir diğer öğretmenle iletişime geçip bize kargolatmak istediğini söyledi. Hepimiz o sırada “Hocam neden bu kadar tatlısınız!” nidaları attık. Zerrin Hoca 2 gün içinde elimize ulaşacağını söylese de en geç benimki geldi ve tam 1 hafta sonra geldi. Anladık ki tüm yollar Sivas’tan geçiyormuş ama biraz geç geçiyormuş…

O haftadan sonra bu kadar çok donanımlı insanla karşılaşınca kendimde bir eksikliği farkettim: kodlama bilmediğimi. Bu eksikliği gidermek ve hayalimizdekileri hayata geçirmek için kodlama öğrenmeye başladım. Bu etkinlikten sonra hem değerli hem donanımlı birçok insanı hayatıma kattığım gibi çok önemli bir mentorluk-hackhacton deneyimiyle ve çok önemli bir hediyeyle (Kümbet, tüm yol boyunca taşımak zorunda olduğum ve 3.5 kilo olan kümbet…) bazı küçük adımlar da atmış oldum.

Biraz uzun ama çok değerli olan bu yazıyı okuduğunuz için sizlere teşekkür ediyor ve bir gün tanışmak dileğiyle yazımı sonlandırıyorum.

Sevgilerle.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir