, , ,

FSTech Takımının #HackathonES Macerası

Fotoğrafta FSTech takımı jüri önünde sunum yapıyor. Önce 3 jüri görünüyor sırtı dönük şekilde, masada oturuyorlar. Ama bunlar jürinin tamamı değil, sadece görünen kısmı. Jüri önünde Atakan konuşuyor, elinde mikrojon var, simsiyah giyinmis, Arkada beyaz perdede sunumun kapak görseli var. Gri arkaplan üzeirne turuncu ve beyaz şekilde mekanlık yazıyor. Atakan'ın solunda arkada kürsü var, kürsünün yanında Berfin ve Barış var. Berfin jüri masasının kenarında mause ile slaytı kontrol eiyor.

Herkese merhaba, ben Atakan. FST programlama çalışma grubunda bulunmakla birlikte genel koordinasyon üyesiyim. Bu yazımda sizlere programlama çalışma grubundan Berfin ve Barış ile birlikte katıldığımız hackathonun nasıl geçtiğini anlatacağım.

Future Science Team ekibiyle geçen sene tanışmış ve ekibe dahil olmuştum. Daha önce çeşitli etkinliklerde, buluşmalarda bulundum, bunun yanı sıra genel koordinasyon ekibiyle sürekli olarak birlikteyim ancak herkesin bahsettiği bir şey vardı; FST olarak birlikte katıldığımız etkinlikler. Ben ilk etkinlik deneyimini ACUGEN yaşam bilimleri kongresinde yaşamıştım ancak burada stant görevlisi olduğumuzdan ve etkinlik kısa olduğundan bunun tadını tam alamamıştım.

Bu sene içerisinde bir hackathona katılmayı çok istiyordum. Bu yüzden sürekli etkinlikleri inceliyor, incelediğim etkinlikleri çevremdeki insanlara gönderiyordum fakat etkinlikler ya bana uymuyordu ya da gönderdiğim kişilere. Eskişehir HackathonES’i de yine hackathon haberleri paylaşan sitede görmüştüm. Etkinliği önce Genel koordinatörlerden Berfin’e gönderdim. O da hackathon deneyimi yaşamak istediği için kabul edince ekibin ilk iki üyesi belli olmuştu. Daha sonra ekiple paylaştık ve Eskişehir’de yaşayan genel koordinasyondan Barış Can ve programlama grubunda aktif olan ve hackathon deneyimi olan Toprak da bize katıldı. 4 kişilik FSTech ekibi böylece oluşmuş oldu.

Başvurumuzu yapıp haber beklemeye başladık. Hackathon’un konusu akıllı şehirlerdi ve biz zaten aklımıza gelen akıllı şehirler fikirleri üzerine düşünmeye devam ediyorduk. Etkinlik ekibinden başvurumuzun kabul edildiğini öğrendiğimizde hemen ön hazırlığımızı yapmaya başladık. Ekip benim kod bilgime, Toprak’ın hackathon deneyimine ve başarılarına, Berfin’in pek uzman olmadığı ama zevkle yaptığı arayüz tasarımlarına, Barış Can’ın ise fikir geliştirme ve pazarlama kabiliyetine güveniyordu ama aslında ekibin yarısı yolun başında bile değildi. Tamamen birlikte çalışmak, deneyim kazanmak ve eğlenmek için gidecektik.

Çözmek istediğimiz sorunu belirledik ve bunun için kullanabileceğimiz yöntemleri araştırdık. FST Mentörlerinin destekleri ve bizi buna benzer çözümleri geliştiren kişilerle tanıştırması Hackathon’a gitmeden ufkumuzu açmıştı (Sonradan anladık ki bu hiçbir şeymiş! 😊).

Şans(!) daha bir gün kala yüzünü göstermişti; Toprak bir problemden dolayı gelemeyecekti. Biletlerimizi almış olmamıza rağmen gitmemeyi, geri dönmeyi düşündük. Hatta o kadar karamsar olduk ki, yarışmaya neden katılmak istediğimizi bile unuttuk. Son anda Berfin, “Boş verin, eğlenmeye gidelim!” deyince, ben de rahatlamıştım çünkü gitmek istiyordum ve herkes isteyerek gelmeliydi, yoksa bir anlamı olmazdı. Geri dönmedik ve Toprak’sız kod yazamayacağımızı düşünsek bile yola çıktık (Halbuki bu düşünceye de boşuna kapılmışız!). Cuma gecesi ben Bursa’dan, Berfin Afyon’dan otobüse bindik ve uykusuz bir gece sonrası sabah Eskişehir terminalde buluştuk.  Eskişehir’in soğuğunu önceden biliyorduk ama ben her zamanki gibi inanmayıp önlem almadığımdan sabah epeyce üşüdüm (Berfin kalın giyinmemi söylemişti ama dinlemedim, ben bir köfteyim.).

Terminalden çıkıp tramvaya bindik ve Barış’la buluşmadan önce kahvaltı yapacak bir yer aramaya başladık. Eskişehir’de yaşam sanırım epey geç başlıyor, sokakta o kadar az insan gördük ki Eskişehir’e geldik mi emin olamadım. Tesadüfen yolda giderken bir yer gördük ve hemen tramvaydan inip yürümeye başladık. Kahvaltımızı yaptıktan sonra Barış’la buluştuk. Ben Barış’la ilk defa fiziksel olarak buluşuyordum, çok heyecanlıydı! 😊

Etkinlik alanına servislerle ulaşım sağladık. Etkinlik alanı Osmangazi Üniversitesi kampüsü içerisinde önünde bahçesi ve çimleri olan bir salondu. Öncelikle 24 saat boyunca sandalyelerde oturacağımızı gördüğümüzde biraz şaşırmıştık. Daha konforlu ve rahat çalışmaya olanak sağlayacak bir ortam beklemiştik. Bu modumuzu çok düşürdü, biraz gözümüzü korkuttu. Ayrıca uzun bir süre hiçbir şekilde konuşmalar başlamayınca etkinlik hakkında biraz daha hayal kırıklığına uğrayıp ayrılmayı, Eskişehir’i gezmeyi ve sonra eve dönmeyi bile düşündük. Anlayacağınız, her an vazgeçmeye hazır bir halde yarışmaya gitmiştik.

Sabah 10’da açılış konuşmaları ve ardından bir pazarlama sunumu yapıldı, etkinlik detayları ve gün akışının üzerinden geçildi ve Hackathon 11:00’da resmen başlamış oldu. Biz zaten fikrimizi bulmuş ve hayal etmiştik ancak hayallerimizi listelememiştik. Öncelikle hayal ve proje üzerine düşünmeye başladık, bu bizi bayağı bir zorladı. Geliştireceğimiz üründe olmasını hayal ettiğimiz şeyleri bireysel olarak bir kağıda yazdık. 5 dakika sonra herkes yazdığı fikirleri okudu ve amacımızı da göz önüne alarak en gerekli olan maddeleri belirledik. Sonrasında hızlı bir görev dağılımı yaptık ve belirlediğimiz özellikler için araştırma yapmaya başladık. Araştırma sonucunda bulduğumuz verileri birbirimizle paylaştık ve bir yol haritası çıkarmaya başladık. Çok fazla açık buluyorduk ve bu nedenle fikri olgunlaştırma sürecimiz çok sancılı ve uzun sürmüştü, özellikle gelir modelimizi belirlerken delirmek üzereydik. Fikrin ayaklarının yere basmasını sağlamak 24 saatimizin tamamını aldı, bu nedenle son ana kadar bile bazı açıkların olduğundan emindik. Fakat son anda önemli açıkların çoğunu kapatmıştık.

Bu esnada etkinlik mentörleri de masaları gezerek fikirler dinliyor, feedback veriyorlardı. Bizim masaya geldiklerinde hayalimizi anlattık. Hayalimiz çok güzeldi ancak herkes “Bunu neden kullanacağız, bunu neden satın alalım? Beni inandırın, ikna edin.” gibi cümlelerle fikrimizi challenge ediyordu. Bunlar başta fikrimize karşı duyduğumuz heyecanı biraz azalttı çünkü yapamayacağımız bir şeymiş gibi canlanmaya başladı gözümüzde, ama Berk hep ne diyordu? “Gözünde değil gönlünde büyüt.” Ekip ruhunun bir özelliği birisi düştüğünde diğerlerinin onu tutup kaldırabilmesidir. Hemen çimlere çıktık ve biraz kafamızı boşaltıp olumsuz düşüncelerden uzaklaştık (Biraz da boş yaptık, çünkü ortak yeteneğimiz bu. Boş yapmak fikirden ve projeden biraz uzaklaşmamıza yardımcı oldu.).

 

Bahçede bir bankta oturuyoruz. Arkamızda bir orman ve ormanın içinde bir ev var. Bankın sol tarafında Barış var, gülümsüyor ve kafası hafifçe bana doğru eğik. Pembe bir tişört ve koyu renk bir kot pantolon giymiş, tek eli cebinde diğer elini de benim sırtıma atmış. Bacaklarını öne doğru uzatmış ve ayaklarını önden çaprazlamış, oldukça rahat gözüküyor. Lacivert bir spor ayakkabı giymiş. Ortada ben varım hem tişörtüm hem pantolonum siyah. Bir elimde değneğimi tutuyorum, diğer elim de yere dik bir şekilde iki bacağımın biraz üstünde yer alıyor. Ayağımda koyu renk bir spor ayakkabı var. Durgun bir ifadeyle kameraya bakıyorum. Sağda Berfin var. Gri ve genis paçalı, boyu diziyle bileği arasına kadar uzanan bir pantolon giymiş. Üstünde de Barış'ın giydiği tişörtten biraz daha koyu pembe bir tişört var. Bir elinde kalem diğer elinde not defteri var, tüm fikirlerimizi oraya yazıyoruz. Beyaz, sade bir ayakkabı giymiş. Kameraya neşeli bir şekilde gülümsüyor.

Bahçede boş yaptığımız dakikalardan bir kare. Soldan sağa Barış, ben ve Berfin.

 

Öğleden sonra ben sensörlerin araştırmasına devam ettim ve gereken yazışmaları yaptım. Berfin de en çok heyecanlı olduğu alana odaklanmış tasarım yapmaya başlamıştı. Barış ise benim onu çağırmalarımdan bıkmadan bir şey sorduğumda bana yardımcı oluyor sonra da Berfin’e tasarım konusunda destek oluyordu. Akşama geldiğimizde elimizde bir sürü fikir, bir sürü yöntem ve üç kafası karışık FST’li vardı. 🙂 Artık karar vermemiz gerektiği için kullanacağımız sensör ve yöntemleri belirlemiştik.

Berfin hiç bıkmadan tasarıma devam ediyor, hata yapıp tüm sayfaları silip baştan başlıyor, biz de Barış’la kullanacağımız yöntemlerin olumsuz yönlerini, bu olumsuz yönleri ortadan kaldırmak için gerekli olan çözüm yollarını araştırmaya devam ediyorduk. Bir ara Berfin hata yapmaktan o kadar daraldı ki bizi bırakıp bahçede çalışmaya gitti. 🙂

Hepimizin uykusu gelmiş ve hepimiz yorulmuştuk. Bu yüzden çalışmalarımızı sürekli bırakıp dışarı çıkıyorduk, yürüyüş yapıp sohbet ediyor, yıldızları izliyor ve eğleniyorduk. Bir ara gökyüzünü izlerken Berfin’in bizi bilgilendirmeye başlamasıyla 10 dakika kadar astronomi üzerine konuşmaya başladık. Bu konularda araştırma yapmaya yeni başlamıştım ve o gün çok fazla şey öğrendim ve gördüm ki önemli olan bir etkinliğe katılmak, orada çok başarılı olmak değil. Nereye kiminle gittiğin ve orayı nasıl değerlendirdiğin. Biz dinlenmek için çıktığımız araları en güzel şekilde değerlendiriyor hem çok eğleniyor, hem de birbirimizden yeni şeyler öğreniyorduk.

 

Masadayız. Masada Barış'ın kahvesi var ve Barış kameraya doğru kafası hafif yana eğik bir şekilde gülümseyerek bakıyor. Ben de beyaz kulaklığımı takıp bilgisayarla ilgilenirken bir yandan da kahvemi içiyorum.

Uyanık kalmaya çalışırken objektiflere yakalandık. Arkada Barış ve önde ben.

 

Ertesi gün Hackathon sonunda jüriye ve melek yatırımcılara sunumlar yapılacağından bir sunum hazırlamamız gerekiyordu. Bir yandan uygulamamızın demosunu hazırlarken bir yandan da sunumu hazırlamaya başladık. İlk defa bir fikrimizi jüriye anlatacağımızdan start-upların yatırımcı sunumlarını Barış’la birlikte incelemeye başladık. Önce Foursquare, sonra AirBNB sunumlarını inceledik. Sunumda kullanacağımız önemli yöntemleri de öğrenmiş olduk ama önceliğimizi uygulamamızın demosuna verdiğimiz için sunumu son saatlere bırakmaya karar vermiştik. Demo konusunda çok şanslıydık, tasarlanan arayüzü sorunsuz bir şekilde telefonda test edebildik ve sunabildik. Berfin’i en çok bu sevindirmişti, sürekli bununla oynuyordu.

Bir yandan da mentör ekibi tarafından halen challenge ediliyorduk. Benden 5 yılık bir maliyet raporu istenmişti ve daha önce hiç maliyet raporu yapmamıştım. Bir hayalin gelir/gider grafiğini nasıl çıkartabiliriz, nereden başlarız diye düşünmeye başladım. Bu esnada sunumun metinlerini hazırlamaya devam ediyorduk. Gece 2 gibi ben ısrarlar sonucunda birazcık (ed. notu, 2 saat) uyumuşum ve mentörlerce uyuyan ekip üyesi ilan edildim, ama gün içinde gerçekten çok az uyumuştum. Saat sabah 6 olduğunda uygulamamızın genel hatları tamamlanmıştı, sadece küçük düzenlemelere ihtiyacı vardı artık.

O saate kadar küçük kafa düşmeleri dışında hiçbirimiz uyumadık ve gün boyu en çok eğlenen ekip gerçekten bizdik. Sabah 6’ya kadar hiç aralıksız gülmeye devam ettik. Enerjimiz bittiği halde bu kadar eğlenebiliyorsam doğru ekiple gelmiştim, bunu tekrar hatırladım.

Sabah saat 9 olmuştu ve biz enerjimizin son damlalarını kullanıyorduk. Kahvaltıdan sonra artık uygulamamızı mentörlere göstererek feedback alacak, sonra da sunumun son halini tamamlayacaktık. Bizi en çok zorlayan, gelişimimize katkı sağlayan mentörümüz (biz ona artık Challenger Mentör diyoruz, ed. notu, adını hatırlamıyor olabiliriz) masaya geldiğinde ona uygulamamızın tamamını gösterdik ve çok hoşuna gitti. Ondan böyle güzel şeyler duyduğumuzda anladık ki fikrimiz gerçekten aşama katetti. Artık soracak ve darlayacak, bizi sınayacak noktası kalmamıştı. Bu tebrikleri ekipte Berfin adına aldık çünkü hiç uyumadan hepimizden daha enerjik şekilde tasarıma usanmadan çalıştı ve tüm eksiklikleri giderdi.

 

Bir masada Barış ve ben oturuyoruz. Barış sol tarafta, masanın üzerine koyduğu telefonundan uygulamanın mobil görünümünü test ediyor ve nasıl iyileştirebileceğimizi düşünüyor. Ortada Berfin'in bilgisayarı var. Bilgisayarın kapağında NASA'nın ve katıldığı etiketlerin logoları var. Sağda ben varım, bilgisayarımın başında gelir modeli oluşturmak için araştırma yapıyorum. Barış'la aramızda bir sandalye var. Sandalyede Berfin'in kürk misali montu yer alıyor. O sandalyenin arkasında da cam ve manzara yer alıyor. Masanın üzerinde yiyecekler var, heyecan ve telaşımızdan yiyememişiz, tabak hala dolu. Tabağın yanında üçlü uzatma kablosu yer alıyor.

Projemiz için çalışmalarımızı sürdürürken. Solda Barış ve sağda da ben.

 

Mobil uygulamamızın mobil ortamlar için derlenmesi sürerken biz de Barış’la beraber gelir modeli için mentörlerimizden destek almak için masadan kalktık ve dolaşmaya başladık. İOT şirketi olan bir mentörümüzle yaptığımız görüşme aklımızdaki soruların çoğunluğunu giderdi ve hemen maliyet raporumuzu yazmaya başladık.

Sunuma 30 dakika kala uygulama mobilde çalışabilir, sunum hazır hale gelmişti. Barış’la konuştuğumuzda fark ettik ki ikimizde enerji dolmuşuz, sabah olan yorgunluğumuz tamamen bitmiş sanki. Ekipte sunumu kimin yapacağını belirlemek epey uzun sürdü. Biz sunum yeteneği güçlü olduğu için Berfin yapsın diyorduk, ama teknik soru gelirse hakim olmak için o da benim yapmamı söylüyordu. Bir şekilde yenildim ve sunumu ben yaptım. Sunum provası alırken yine çokça gülüyorduk. Bir ara sunum esnasında da güleceğimi düşündüm ama gülmedim. 🙂

Sıra bize geldiğinde ekipçe sahneye çıktık, ben sunumu  yaptım, Barış telefon ile jüriye denemeleri için yardımcı oldu, Berfin ise sunumu kontrol etti. Süremiz üç dakikaydı ve diğer ekiplerde gördük ki zaman yönetimi çok önemliydi. Olabildiğince hızlı ve özet şekilde fikrimizi anlattım. Sunum sıramız şöyleydi:

  • Sorun: Neden bu projeyi düşündük?
  • Çözüm: Bu soruna nasıl çözüm bulduk?
  • Nasıl uyguluyoruz: Uygulamanın teknik detayları.
  • Hedef kitlemiz: Bu uygulamadan yararlanacak olan kitle, grafiklerle desteklemek etkili oluyor.
  • Rakip analizi: Bizimle aynı şeyleri yapan veya benzer özellikler taşıyan hizmetlerden farklı olan yöntemlerimiz. Bunları açıkça belirtmek çok önemli.
  • Maliyet raporu: Biz taslak bir çalışma yaptık ve sunumda en gelişmesi gereken alan burasıydı. Bundan sonraki sunumlarımız için bunu kesinlikle geliştireceğiz.

Sunumu tam zamanında bitirdik ve demo videomuzu paylaştık, gelen soruları yanıtladık.

Sonuçlar açıklanırken hepimiz birbirimize bakıyor heyecanlanıyorduk. Destekçi şirketler de sunumları incelediler ve kişilere teklifler sağladılar. Bizim ekibimiz de unit90.com şirketinden sanal ofis ve bir jüri özel ödülü kazandı.

Sunum perdesi önünde soldan sağa rektör yardımcısı, barış, atakan, berfin ve ettom müdürü. Barıs Berfin ve Atakanın elinde katılım belgeleri var. Rektör yardımcısı kahverengi kareli takım elbise ve beyaz gömlek giymiş, Barış pembe tişört ve kot pantolon, Atakan krem rengi yakalı tişört ve siyah pantolon, Berfin siyah tişört ve siyah pantolon, Ettom müdürü siiyah takım elbise ve beyaz gömlekli. Herkesin beyaz yaka kartı var Atakan hariç, o takmamıs. Herkes gülümsüyor, kameraya bakıyor.

Soldan sağa Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Barış, Atakan, Berfin, ETTOM Müdürü

Fikir özgünlüğü ve yaptığımız demonun güzel sonuçlar getireceğini düşünmüş olsak da Hackathon sonucuna çok bakmadık. Çünkü biz çok fazla deneyim, çok fazla bilgi, güzel insanlar ve iki günü birlikte geçirmenin güzelliğiyle ayrıldık etkinlik alanından.

Birbirimize 24 saat boyunca hatırlattığımız çok önemli bir şey vardı.

“Biz zaferden değil seferden sorumluyuz.”

Bu seferi en güzel şekilde geçirmek en büyük zaferimiz oldu.

Bundan sonra ki hackathonlara katılma ve buradaki eksikliklerimizi geliştirme sözü verdik birbirimize ve ayrılmak zorunda kaldık.

Başka güzel anlarda buluşmak dileği ile,

Sevgiler.

Atakan Nalbant

1 cevap

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir