, , ,

İNSAN KALMAYI HAYAL EDEN BİLİM EMEKÇİSİ

Canan Dağdeviren laboratuvarda , ellerinde siyah eldiven olmakla birlikte alüminyum kaplı bir tüp tutuyor. Üzerinde beyaz bir önlük var, hafifçe deney malzemelerinin olduğu masaya doğru eğilmiş. Masa oldukça kalabalık gözüküyor.

Merhabalar sevgili FST Blog okurları, Ben Zehra! Bu yazımda sizlere hayatımı büyük ölçüde etkileyen Türk bilim insanı Canan Dağdeviren’den bahsetmek istiyorum.

4 Mayıs 1985’te dünyaya gelen Canan Dağdeviren, bilimle uğraşmanın insanlığa hizmet etmek olduğuna inanan ve insan kalmayı hayal eden bir bilim emekçisi. Dedesinin 28 yaşında kalp yetmezliği sebebiyle hayata veda edişi ve onu hiç tanımamış olması, 28 yaşına gelene kadar kalp hastaları için bir şey yapmaya dair kendisine verdiği sözü açıklıyor. Bu yolculuğa başlarken onu cesaretlendiren iki önemli etmen: babasının kendisine  hediye ettiği Marie Curie hakkındaki bir kitap ve Erdal İnönü’den bizzat aldığı Anılar Ve Düşünceler adlı eser. Hani derler ya, “Bir kitap okudum hayatım değişti.”, demek ki iki kitap hem kendinizin hem de insanların hayatını değiştirecek güce sahip! Canan Dağdeviren, kendisine verdiği sözü tutmaktan çok daha ötesini gerçekleştiriyor. Gelin onun bu yolculuğuna biraz daha yakından bakalım.

Canan Dağdeviren laboratuvarda. Elinde kalp maketiyle kameraya gülümsüyor. Kendisi esmer ve siyah saçlı. Koyu mavi bir eldiven takmış ve beyaz önlüğü üzerinde, önlüğün düğmeleri ilikli.

Olumsuzlukları avantaja çevirmeyi başaran Canan Dağdeviren, çevresinden fiziğin zor olduğuna, iş bulamayacağına ve başaramayacağına dair söylenenlere aldırmadan büyük kararlılıkla fiziğe yöneldi. “Her ne olursa olsun, hayat başkalarının fikirlerini takip etmek için çok kısa. Ne yapmak istiyorsanız ve ne olmak istiyorsanız onu olun, önemli olan neyi sevdiğiniz, ne yapmak istediğiniz ve kimin için yapmak istediğiniz. Umutsuz olmak yerine, bahaneler üretmek yerine hayallerinizin peşinden koşun. diyen Dağdeviren, aynı bilinçle Hacettepe Üniversitesi’nde Fizik Mühendisliği bölümünü tercih etti. Bu, yolculuğunun ilk zorlu adımlarından biriydi.

Hacettepe Üniversitesi Fizik Mühendisliği bölümünü 2007’de bitirmesinin ardından Sabancı Üniversitesi’nden kabul aldı.Malzeme Bilimi ve Mühendisliği programındaki yüksek lisans eğitimini 2009’da tamamladı ve yine aynı yıl UIUC’ da doktora eğitimine başladı. Medikal teknoloji alanında çalışarak pilsiz çalışan giyilebilir bir kalp çipi ve cilt kanserini teşhis eden bir cihaz geliştirdi. Dünyanın en seçkin üniversitelerinden olan Harvard Üniversitesi tarafından “Genç Akademi Üyeliği”ne seçilen ilk Türk oldu. Şu anda MIT’de Yardımcı Doçent(Assistant Professor) olarak görevini sürdürüyor.

Pilsiz çalışan giyilebilir kalp pilini biraz tanıyalım. Dağdeviren’in tasarlayıp tamamladığı çalışmada kalbin, akciğerin ve diyaframın hareketinden elektrik enerjisi elde eden ve bu enerjiyi depolayan çok ince bir piezoelektrik malzeme geliştirildi. “Piezo”; basmak, sıkıştırmak, deformasyon uygulamak anlamlarına gelmekte. Bu malzemenin kalınlığı bir saç telinin yüzde biri kadar ve malzeme, katlanıp bükülebilen esnek bir yapıya sahip. 20 milyon kere katlanıp büküldüğünde dahi mekanik olarak sağlamlığını koruyabiliyor. Bu alet, kıvrımlı hatlara sahip organlara uyum gösterebiliyor. Bu sayede organların hareketini sınırlamıyor. Günümüzde kullanılan kalp pillerinin ömürleri 5 ila 7 yıl. Eğer pil işlevini yitirirse bütün mekanizmanın değiştirilmesi gerekiyor. Dağdeviren’in çalışması, kendi enerjisini elde eden ve depolayan sistem sayesinde pillerinin değiştirilmesi zorunluluğunu da ortadan kaldırmış oldu. Bunun bir bebek adımı olduğunu söyleyen Dağdeviren, şu anda bu cihazın vücut dışında giyilebilir halini üretmeye odaklanmış durumda.

Canan Dağdeviren, elinde ''Ata'' yazılı kırmızı beyaz üstünde Türk bayrağı ve Atatürk'ün fotoğrafı olan bir bayrak tutarak kameraya gülümsüyor. Diğer elinde ise bir ödül var. Beyaz bir bluz üzerine kırmızı bir ceket giymiş, göğsünün sağına bir broş takmış.

Vücut dışına yapıştırılabilen bir başka icadı da var Dağdeviren’in. Vücuda uyumlu, derinin özelliklerinin çok kısa sürede tanınmasını sağlayan bu cihaz, deri kanseri teşhisini 10 saniye gibi kısa bir sürede gerçekleştirebiliyor. Dağdeviren, bu yöntemin bazı durumlarda pek çok hastalığın kesin tanısı için gerekli olan biyopsi seçeneğini ortadan kaldırarak sadece hastaların değil doktorların da işini kolaylaştırabileceğini söylüyor.

Son olarak ekibiyle birlikte, insan saçı büyüklüğündeki bir iğne ile beynin hastalıktan etkilenen bölgelerine küçük miktarlarda ilaç enjeksiyonu yapmayı başardı. Dağdeviren’in bu çalışması özellikle Parkinson hastaları için tasarlanmış bir alet. Eğer Parkinson hastasıysanız ilaçları ağız yoluyla ya da damar yoluyla almanız gerekiyor ve bu da sadece beyne değil birçok noktaya da etki ediyor. Dağdeviren ve ekibinin geliştirdiği bu alet beynin en dip köşelerine inebilen iğne şeklindeki bir platformla ilaçları çok küçük miktarlarda beyne iletip Parkinsonun sebeplerini görebiliyor ve tedavisini gerçekleştirebiliyor.

Canan Dağdeviren, Stephen Hawking ile Nisan 2016’da Harvard’da tanışmasının ardından Hawking’in konuşmasını sağlayan sistemi geliştirecek çalışmalara başlamıştı. Ve ilk toplantısından sonra öğrencilerine, “Bizim kalbimiz çalışıyor, ellerimiz ayaklarımız var, yemek yiyebiliyoruz, konuşabiliyoruz, fiziksel hiçbir engelimiz yok. Bizim tarih yazmamız lazım, bir şeyler yapmamız lazım ve sizler bu tarihin bir parçası olmak istiyor musunuz?” diye soruyor. Öğrencileriyle arasında geçen bu laboratuvar konuşmasının ardından çalışmalarının motivasyonunun ve temposunun büyük ölçüde arttığını da söylüyor. Her ne kadar Hawking’i yıldızlara uzanan yolculuğuna uğurlamış da olsak bu hikayeden çıkarmamız gereken çok fazla şey olduğuna inanıyorum.

Hayatının her döneminde soru sormaktan çekinmeyen ve ısrarla gençlere, “Sorun, sorunun iyisi kötüsü olmaz! Soru sormak küçülen dünyamızı genişletmemizi sağlar.” diyen Dağdeviren, yoğun çalışmalarına rağmen her fırsatta kendisine sorulanları cevaplamakta ve birçok hocanın kendisine  yol gösterdiği gibi kendisi de birçok gence yol göstermektedir. Hayatta 3 şeyin, sevgi, bilgi ve başarının, paylaşılmasının çok değerli olduğunu söylüyor. Bilimin ışığı bizler paylaştıkça ve mücadele ettikçe sönmeyecektir.

Canan Dağdeviren, umutsuz hissettiği anlarda motivasyonunu Atatürk’ten ve içtiği Türk kahvelerinden alıyor. Nazım Hikmet’in “Yaşamaya Dair” şiirini çok seviyor. Kendisine “İnsan kalmayı hayal eden bilim emekçisi” diyor. Onun deyişiyle “İnsan kalmak”, özüne dönmek demek. “İnsan kalmayı başarabilen bir insan her zaman adaletli emek üretir. Ve adaletli emek dil, din, ırk fark etmeksizin herkese hitap eder. En büyük hedefim yaşadığım süre boyunca insan kalabilmek.”.

“Neye ve kime olduğu hiç önemli değil, daima aşk ile kalın!”

Zehra AKKUYU

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir