, ,

Sahiden de Bilim Doğru ve Gerçek Midir?

Noktalar halinde pek çok yıldız ve parıltılar arası mor uzantılar(muhtemelen nebula/bulutsu) barındıran bir uzay fotoğrafı.

Merhaba Future Science Team okurları Ben Eric Rose.

Yaşamım boyunca içinde bulunduğum evrene karşı merakım ve buna dönük kısmi cevabımın, uzun süreden sonra savunuculuğu yapmamın gerekliliği, bu yazımın temel amacını oluşturuyor. Bilimin içinde yer alarak yaşama ve evrene karşı sorularıma onun disiplini ve bakış açısından baktığımdan beri bana toplum bireyleri tarafından iki tür net tavır alındığını fark ettim:

  1. Bilimin, disiplin ve bakış açısına benim gibi dahil olup bu disiplin ve bakış açısının bize kazandırdıklarını yadsımayan tavır.
  2. Bilimin, öne sürülen üç temel soru olan: ”Neden?”, ”Niçin?” ”Nasıl?” sorularına tam bir çözümü olmayıp onun yalnızca bir otoriter ve kısmen din benzeri bir olgu olduğunu savunan tavır.

Üzerinde durmak istediğim ve karşı argüman geliştirmeye çalıştığım ikinci tavrı biraz açalım. Bu tavra göre akılla her şeyi temellendirmek, çoğu zaman tutarlı olsa da kesinliği sağlamayan boş bir uğraştır. Aynı zamanda bu disiplin ve bakış açısı yalnızlık, korku ve kızgınlık, çaresizlik gibi temel özelliklerimizin bir başka sakinleştirici ve mistik tarafıdır. Akıl her şeyi anlamaz ve önemli soruları cevaplamaya yetmez. Üstüne üstlük bilim, mistisizmi dışlarken metafiziği de reddederek kendi dogmalarını ve inancını yaratır. Kısacası bilim de bir dindir. Öne sürdüğünüz mistisizmi dışlayan ve kendi kendine kabul ederek kabullerine uymayanları dışlayan bir sistemdir. Bu tavrı, bu temel öne sürümlerle açtığıma göre artık doğruları ortaya koymanın zamanı gelmiş olmalı.

Öncelikle iki soruyla başlamak isterim: “Gerçeklik” ve “doğru” sahiden nedir?

Bilim bu iki temel kavrama cevap bulamıyor mu?

Önermem gayet nettir: Bilim, gerçeğe adım adım yaklaşıyor ve doğruluğu bildiriyor.

Bilimi hayatınıza aldığınızda onun gerçekle olan ilişkisine, doğruları deney ve gözlemle ortaya koymasına hayran kalır; biraz daha doğru bilgi için araştırır, merak edersiniz. Çoğumuz bilimi, merakı doğruyla birleştirerek bulur. Yıldızların neden parlak olduğunu, her yıldızın parlaklığının neden değişkenlik gösterdiğini, gece ve gündüzün ne olduğunu sorar ve bilimin doğrularını daha fazla merakla araştırırız. Çünkü bilim bize doğru bir bilgi sunmaktadır. Daha sonra onun doğruluğunun duyularımızla ve kişisel tecrübelerimizle, matematiğimizle ve deneylerimizle geldiğini anlar, kendiniz test edersiniz. Ve görürsünüz ki önermeleri gerçeklik biçimiyle de uyumlu ve doğrudur.  Peki gerçekten de bilim Neden?, ”Niçin?” ve ”Nasıl?” sorularına cevap verebilir mi?

Elbette! Bunu Albert Einstein’ın 1905 yılında yazdığı ”Özel Göreliliği” içeren makalesinden yola çıkarak anlamaya çalışalım. Öncelikle Albert Einstein gerçeklik ve doğruluk arasında ayrım yapmak ister ve geometrinin temel aksiyomlarının doğruluğunu sorgular. Şöyle der:

“Geometri, aralarında kesin fikirlerle az çok bir ilişki kurabileceğimiz “düzlem”, “nokta”,”düz çizgi” gibi bazı kavramlardan ve bu fikirlerin sonucu olarak doğru kabul edilen (etme eğiliminde olduğumuz) bazı önermeler bütünüdür.”

Yani örneğin bir doğrunun “doğruluğunu” araştıran meraklı bir insansam geometri bana bir doğrunun “doğruluğunu” yalnızca iki farklı nokta kabulüm ve bunları kıyaslamam ile verebilir. İki nokta arasında olan şey doğrudur.

Aslında merak ettiğimiz ”doğruluk”, geometrinin temel gerçeklik önermesi olan noktaların ”gerçeklik ve doğruluğunu” ortaya çıkarmamakta, yalnızca bu iki nokta arasındaki doğrunun “gerçekliği ve doğruluğunu” ortaya çıkarmaktadır. Doğruluk olgusu önermemize indirgenmiş ve yönelmiştir. Bu nedenle de Albert Einstein’a göre biz, iki nokta bir doğru oluşturuyor önermesini doğru veya yanlış kabul edemez yalnızca Öklidiyen geometride böyle kabul edildiğini söyleyebiliriz. Bu nedenle ”doğru” ve ”gerçek” Öklid geometrisinin ispatlarıyla cevap bulamaz. Biz doğru sözcüğünü, gerçek bir nesne ile bağlama alışkanlığındayızdır ancak doğru denen şey yalnızca dış gerçeklikle değil mantıkla da tutarlı olmalıdır.

“A, B’den büyüktür.” dediğimizde aklımıza bir A nesnesi ve B nesnesi getirip bunu düşünür ve önermeyi buna göre doğru veya yanlış olarak belirtiriz. Elbette elma çilekten büyüktür. Burada doğru olan şey aslında bizim A’yı, yani büyük olanı elma olarak düşünmemiz ve B’yi, yani küçük olanı çilek olarak düşünmemizin doğruluğudur, A veya B’nin doğruluğu değildir. Bilim, disiplinleri birleştirip kendi doğruluk ve gerçeklik alanlarını ayırdıktan sonra bizi tüm bu yanılsama ve yorumların arkasında yatan gerçeğe ulaştırmaktadır. Şimdi Albert Einstein’dan şu örneği verelim:

“Bir düz doğrultuda giden trende olduğunuzu ve trenin biraz ötesinde size paralel olan bir arkadaşınızın sizi seyrettiği düşünün. Elinizde taş var ve onu camdan dışarıya fırlatmadan nazikçe bırakıyorsunuz. Sizin bakış açınızdan (gerçekliğinizle) taş düz bir dik doğrultusunda yere düşmüştür. Ancak paraleldeki arkadaşınız trenin hareketiyle beraber ileriye gidişinizi (gerçeğinizi) de gördüğü için, taşı elinizden bıraktığınız yer ve taşın yere ulaştığı (düştüğü) yer arasında parabol çizdiğini görmektedir. Peki hangisi gerçek, hangisi doğrudur? Tabiiki de ikinizinki de gerçek ve iki duyumunuz da doğrudur.”

Tren içinde olan sizin hareketle ilişkiniz, uzayla olan ilişkinizi etkileyerek kendi gerçekliğinizi deneyimlemenizi sağlamıştır. Aynı şekilde arkadaşınız da durma hareketiyle sizin hareketinizi kıyaslayarak kendi gerçekliğini yaratmıştır. Gerçekliğiniz ölçüsünde iki söylemde doğrudur. Çünkü ikisi de test edilebilir ve yanlışlanabilir bir bilimsel önermedir. Peki ya bir trende bir yıldırım düşmesi olayına Neden? Niçin? Ve Nasıl? soruları doğrultusunda bilimle cevap verebilir miyiz?

Elbette! Bir yıldırım düşmüş müdür? Evet düşmüştür çünkü bilimin öne sürdüğü şekilde ışık önce, ses sonra gelmiştir. Gözler onu gözlemlemiş, kulaklar bu olayı duymuştur. Niçin düşmüştür?  Yıldırım, gök gürültüsü ve şimşekten oluşan, gökyüzü ile yeryüzü arasındaki elektrik boşalmasıdır. Demek ki elektrik yükü hava direncini kıracak kadar çokmuş ve bu yüzden elektrik boşalımı olmuş. Peki nasıl oluştu? Kolay. Tabii ki farklı yüklenmiş bulutlar arasında veya yerden farklı yükle yüklü bulut arasında bir elektrik akımı meydana gelmiştir. Bu da gözümüze öncelikle şimşek ışığı daha sonrada gök gürültüsü olarak gelmiştir. Demek oluyor ki bilim, elbette bu üç temel soruya da cevap bulur. Peki ya metafizik bir önerme? Bilim onu reddederek dışlamaz mı? Peki ya metafiziği dışlamak bilimi tek tipçi yapmaz mı?

Aslında bilim mistisizmi dışlar, metafiziği değil. Çoğu zaman bilim metafiziği içinde bulundurur. Çoklu evrenler, sicim kuramı vb. olgular için fizik denklemlerimiz metafizikseldir. Önermelerimiz ise metafiziği dışlamaz, hatta onları içine alarak cevap verir.

Bilimin görünmeyen şeylere değer vermediği söylemek çoğu zaman bilimi yalnızca pozitivist(1),  yani olguculuk felsefesiyle tanıma yanlışımızdan meydana gelir. Bilim yalnızca pozitivist değildir. Pozitivizm, yalnızca bilimsel önermelere değer veren bir felsefe disiplinidir; bilim ise kendi içinde empirik(2), rasyonal(3), pozitivist olabilir. Çoğu zaman da bunların birkaçını veya hepsini aynı anda kullanır. Çoklu evrenler rasyonaldir; görelilik empirik ve pozitivisttir; kuantum empiriktir ama pozitivist değildir. Tek tür bilim karşıtlığının nedeni tek tür felsefi tutumu bilip onu eleştirmekten kaynaklanır. Bilim bu kadar kolay değildir. Bilim bu kadar net değildir ve bilim bu kadar dogma değildir. İşte bu yüzden bilim aslında bilimdir! Bilim, önceden doğru olduğu düşünülen önermelerin yanlış olduğunu kabul edip yeni doğrular öne sürmekten çekinmemek ve gerçeğe adım adım yaklaşmak demektir.

Notlar:

(1) Pozitivizm: Gerçeğe ancak olgulara, deney ve gözleme dayanılarak, pozitif bilimlerin yardımıyla ulaşılabileceğini öne süren öğreti.

(2) Empirik(Emprizm’e bağlı): Bilgilerimizin kaynağının yalnızca duyum ve deney olduğunu savunan felsefi akımdır. Emprizme göre insan zihni doğuştan boş bir levha (Tabula Rasa) gibidir. Yani insanın doğuştan getirdiği hiçbir bilgi yoktur.

(3) Rasyonal(Rasyonalizm’e bağlı veya akılsal): Temelde akıl bilgisinin olduğunu söyleyen ve ona dayanan, doğruluğun ölçütünün duyular değil düşünme ve tümdengelimsel çıkarsamalar olduğunu öne süren öğretilerin genel adı.

 

Bilimle kalın.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir