,

Soğuk Hava, Sıcak Ortam; FST Eskişehir Notları – 22 Aralık

Doğukan, İrem, Berfin, Aylin ve Barış Can bal mumu müzesine Albert Einstein heykeli ile fotoğraf çekinmiş. Berfin sandalyeye oturmuş, Barış Can önde yanına diz çökmüş, Diğerleri arkada Einstein heykeli yanında duruyor.

Merhaba!

Ben Berfin. Geçtiğimiz günlerde, yani 22 Aralık Cuma günü 5 Future Science Team üyesi ani bir karar ile Eskişehir’de bir araya geldi. O gün neden bir araya geldik, neler yaptık ve neler konuştuk, ne notlar aldık, hepsini bu yazımda sizlerle paylaşmak istiyorum.

Öncelikle buluşma amacımız, 2-3 Aralık tarihinde Boğaziçi Evrim Günleri buluşmamızda benim frizbimin orada, Doğukan’da kalmasıydı. Doğukan da aramıza o gün katılmıştı ve önemli bir diğer özelliği; Afyonlu olması. Frizbime çok değer verdiğim için Doğukan’a en kısa zamanda Afyon’a gelmesini ve frizbimi getirmesini söyledim. Bunu gerçekten yaptı.

Afyon’a gelme planı yaparken aynı zamanda Eskişehir’de okuyan FST’li arkadaşımız Barış Can’a da haber verdik. Kendisi de Afyon’a gelecekti fakat sınavı olduğu için biz Eskişehir’e gitmeye karar verip, ardından gelebilecek diğer üyelere de haber verdik; Aylin ve İrem. Hedefimiz, bal mumu müzesini ziyaret etmek, benim frizbimi almak ve bir toplantı yapmaktı. Tüm bunları düşünürken hava durumuna bakmamışız ki, ben yola çıkmadan hemen önce bakıp Eskişehir’in Cuma günü -2 ve 1 derece arasında olacağını gördüm. “Yanına kalın kıyafet almadan çıkmış olan varsa ben hala çıkmadım, kıyafet getireyim” dedim ama herkes gerek yok dedi. Ben de onlara kıyafet almadan çıktım ama bilin bakalım ne oldu; sadece ben üşüdüm. Tüm gün boyunca beni ısıtmaya çalıştılar. Zaten bal mumu müzesi ve odunpazarı evleri dışında hiçbir yeri gezmedik, yoksa sağlam dönemezdik.

Hayatımın ilk tren yolculuğu sonunda Eskişehir’e vardığımda Aylin ve Doğukan’ın beni tren garında beklediğini gördüm. O an içim ısındı hemen, kocaman sarıldık. İki hafta olmuştu görüşmeyeli alt tarafı.

Kahvaltı yapıp Barış Can ve İrem ile buluştuk ve bal mumu müzesine gittik. Müzeye gerçekten bayıldım! Çok ilgi çekiciydi ve çok başarılı heykeller vardı. Çok değerli bilim insanlarının, yazarların, gazetecilerin, oyuncuların ve müzisyenlerin gerçeğine çok yakın heykellerini gördük. Sonra da yemek yemek için Adalara geçtik. Yemek yerken Doğukan’ın bir sorusu üzerine FST’nin ilk kurulduğu zamandan itibaren en güzek anılarımızı anlatmaya başladık. Çok komik anılarımız olmasının yanında çok zor zamanlarımız da olmuştu ama şimdi baktığımız zaman “biz bunun üstesinden nasıl geleceğiz” diye düşündüğümüz her şeyi aştığımızı görüyorum. Eğer o an vaz geçseydik, Eskişehir’de o masada FST vesilesi ile oturuyor olmazdık. Bu güzel arkadaşlıkları yaşıyor olmazdık. İyi ki yaşadığımız zor zamanlarda birbirimizden kopmamış ve bu birlikteliğe inanmışız dedim içimden. Yoksa beni bu masada oturtan, Barış’la, Doğukan’la, İrem’le tanışmamı ve şu an harika bir gün geçirmemi sağlayan, İstanbul’a gidip 20 kişi tarafından ailem karşılıyormuş gibi karşılanmamı sağlayan (bunu her üyeye yaşatan), bu kadar değerli akademisyenler tarafından bilinip takdir edilmemizi sağlayan, hayatımda hiç görmediğim şehirlerde bile bir veya daha fazla kapımız olmasını sağlayan, iyi bir şey için çabaladığımızı yüzlerce kişiden duymamızı sağlayan başka ne olabilirdi ki hayatımda? Ben bu oluşumun bir parçası olmasaydım, bu fırsatları bu yaşımda başka nerede, nasıl bulabilirdim? Ben Mardin’den bağlantı kurduğum Hataylı bir bilimsever ile bağ kurmasaydım, Hataylı bilimsever arkadaşım Elazığ’daki ile bağlantı kurmasaydı, o İstanbul’daki ile, Mersin’deki ile, Samsun’daki ile, Diyarbakır’daki ile bağlantı kurmasaydı koca ülkede bizi, bu kadar genç ve hevesli, gözlerinden gelecek heyecanı saçılan insanı bir araya ne getirecekti? Biz bu bağlara güvenmeseydik, korkup çekilseydik, otostopla bilim şenliğine gitmekten korksaydık, bilmediğimiz bir şehre çadırlarla gitmekten, kamp kurmaktan, yeni insanlarla tanışıp birlikte vakit geçirmekten korksaydık, koca ülkeyi sarmaya başlayan bu ağı nasıl  kuracaktık? Elbette dikkatli olmamız gereken noktalar var fakat bu kadar hevesli genç bir aradayken üstesinden gelemeyeceğimiz sorun yok.

Yemekten sonra bir hafta önce Hacettepe Üniversitesinde Ahmet Serdar Mutluer ile konferans düzenleyen ekipten arkadaşlarla buluştuk, Aylin’in hemşehrileri ile. 🙂 Onlarla da sohbet ettik ve tanıştık, çok ısındık. Onlar yanımızdan ayrılınca biz toplantı yapmak için daha sessiz bir yere geçtik. Bulunduğumuz mekan bir nostalji-kitap kafe tarzı bir yerdi ve aynı zamanda yılbaşı ağacı vardı. Ortam o kadar hoşuma gitmişti ki hiç kalkmak istemedim. Bayağı da oturduk zaten, FST’nin ana amacı ve ileride ne yapacağı üzerine bir beyin fırtınası başlattık ve harika noktalara geldi konu. Bulunduğum en verimli toplantılardan biriydi çünkü herkes bize farklı noktadan bakıyor, farklı yorumluyordu. Bu da “ne olduğumuz”, “ne olmak istediğimiz” ve “ne olacağımız” noktalarında zihnimizin biraz daha açılmasına yardımcı oldu.

Doğukan, geçtiğimiz haftalarda katıldığımız Boğaziçi Üniversitesi radyo programını hatırlattı. O gün radyo için iki kişi seçmemizi istemişti, Aylin ve Can Kıdır arkadaşlarımız da herkesi temsilen programa katılmıştı ve Can bu deneyimden çok büyük heyecanla, mutlulukla söz ediyor her seferinde. Doğukan, “Üyeler normalde bu yaşta deneyimleyemeyeceği şeyleri kendisi gibi insanlarla bir araya gelince deneyimleme fırsatı buluyor. Bunun için özgür ve aktif bir ortam buluyor.” dedi. Mesela normalde birimiz tek başımıza kalkıp bir etkinlik için İstanbul’a gelemezdik, çünkü İstanbul karmaşık bir şehir, zor bir şehir, hiçbir lise öğrencisi veya üniversite öğrencisi güveneceği biri veya bir şey olmasa çok uzaklardan kalkıp bir etkinlik için gelmeyi pek tercih etmeyebilir. Ama Doğukan’ın FST’de gözlemlediği ilk şeylerden biri bu olmuş; bunca öğrenci çok farklı şehirlerden birbirine ve birlikteliğe güvenerek kalkıp gelebiliyor. Çok şey öğrenip, çok şey kazanıp geri dönüyor. Bu fırsatı başka nerede bulabilirlerdi? 

Aklıma üyelerimizden Yiğit’in, farklı şehirlerden gelen herkesi karşılama ve ulaşımda yardımcı olma, yetişebildiği herkese eşlik etme isteği geldi. Evrim Günleri için İstanbul’a gittiğimizde orada okuyan ve yaşayan üyeler dışarıdan gelenleri harika bir sıcaklıkla ağırlamıştı. Kalacak yeri olmayanları ağırlamış, ulaşımda yol göstermiş ve eşlik etmişti. Sonuç olarak herkes sorunsuz bir şekilde hem etkinliğe katılmış, hem İstanbul’u gezmiş hem de çok değerli hocalarla sohbet etme fırsatı bulmuştu. Herkes son derece neşeli ayrılmıştı.

İrem de, bu birliktelikten öğrendiği şeyleri bizlerle paylaştı. Bir başkasının anlattıklarını dikkatle dinleme, ona ve anlattığı şeye değer verme, yaşı ne olursa olsun kendisinden bir şey öğrenebilme hevesinden söz etti ve buna normal hayatında pek denk gelmediğini anlattı. İnsanların bunu hayatında uygulayabilmesi için böyle bir ortamda buna tanıklık etmesi gerekiyormuş, dedi. Bu da aklıma bizlerdeki arayışı getirdi. Bizler bir arayış içinde olmasaydık bir araya gelemezdik. Yine aynı şekilde bize hem bireysel hem ekip içi hem toplumsal faydası olabilecek bir şeyin arayışında olmasaydık insanları, yorumları, yeni fikirleri bu denli dikkatle dinliyor olmazdık.

Saat 9’u geçince kalktık ve otogara gitmek için tramvaya yürüdük. İrem ve Barış Can’a kocaman sarılıp, Aylin ve Doğukan ile otogara gittik. İlk önce Doğukan’ı uğurladık ve gitmeden önce bize, “çok güzel şeyler olacak” dedi.

Doğukan’dan sonra ben yola çıktım, ve Aylin ile yine her zamanki gibi harika bir gün geçirmiş olmanın verdiği duygusallıkla sıkıca sarılıp vedalaştık. Birbirimize “iyi ki…” bakışları atıyorduk.

Bir dahaki FST buluşmasını heyecanla bekliyorum.

Sevgiler.

1 cevap

Trackbacks & Pingbacks

  1. […] Eskişehir’e, Future Science Team toplantısı için gittim, ilk kez trene bindim. Bunu da burada yazdım, detayları okumak isterseniz […]

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir