, ,

Sokratik Yöntem: Fermi Paradoksu Üzerine

Herkese merhaba! Biz iki takım arkadaşı olarak ortak ilgi alanımız olan astrobiyolojinin bir konusuna değineceğiz; Fermi Paradoksu.

Öncelikle Fermi paradoksunun ilk ortaya çıkışını ele alalım. Fizikçi Enrico Fermi tarafından üretilmiş olduğu söylense de bunu savunup savunmadığı tartışılır bir durumda. O yüzden ilk ortaya çıkışını astronom Michael Hart’a, 1975’e dayandığını ele alacağız.

Peki ne manaya geliyor? Eğer Fermi paradoksunu birkaç cümleyle anlatmamız gerekseydi, muhtemelen şunlar olurdu; “Yahu koskoca evren, tek bizim olmamız çok saçma. Ama başkaları varsa neredeler? 13 milyar yılda denk gelirdik herhalde. Bu ne yaman çelişki?”

Yani başlı başına bir çelişkiyi anlam olarak ifade etse de iddia edilenin olacağına ya da olmayacağına kesin bir kanıt bulamamış bir paradokstur.

Bunca zamanda neden onlarla iletişim kuramadık?

Şöyle bir düşünürsek yaşadığımız Dünya’nın bir gezegen olma sürecinde geçirdiği evrelerin, yaşadığı değişim ve gelişimlerin benzerlerini veya zıtlarını kendi güneş sistemimizde, yıldız sistemimizde, bulunduğumuz bulutsuda ve galaksimizde görebilmemiz gayet mümkündür.

Dünyada doğal olarak bulunan, periyodik cetveldeki elementlerin birbirleriyle rastgele veya bir düzen içerisinde yaptığı etkileşimler sonucu, canlılığın yapıtaşlarının oluşması ve bu yapıtaşlarından en az birinin tüm canlılarda ortak olması dünyadaki madde tanımını ve element tanımını bizlere verir.

Burada organik kelimesinin tanımını yapmak gerekirse en basit anlamda doğada belirli bir süre içinde kendiliğinden oluşan ve C,O,H vb. gibi elementler içeren moleküler yapılardır. Bu organik moleküllerin tamamına yakını neredeyse tüm canlılarda ortaktır. Canlıların DNA yapılarında yani en temelinde de bolca bulunan bu organik elementler (görsel 1) doğada birçok maddenin de içeriğinde görülebilir.

Görsel 1: Periyodik Tablo

Burada asıl sorulması gereken soru şudur ki eğer bu tür elementler, gezegenimiz dünyada canlıların yapısına katılıyorsa yine aynı yıldız sisteminde başka gezegenlerde de canlıların yapısına katılmış olamazlar mı?

Yani bir başka gezegende canlılık mümkün mü? Bizce, elbette ki mümkündür, fakat evrimsel süreçte dünya üzerindeki gelişmişlik düzeyini yakalayamamış olabilme ihtimalleri muhtemeldir. Evrim hızının etki etmesi, gezegenlerin dönüş hızı, atmosferik etkiler, gezegenin elementer yapısı ve aklınıza gelebilecek bilimum etken bu konuda söz sahibi olabilir.

Paradoksun en büyük destekçisi ise Drake denklemidir.

N = R* x fp x ne x fl x fi x fc x L

N: Muhtemel iletişim kurabileceğimiz uygarlık sayısı

R*:Galaksimizde her yıl oluşan yıldız miktarı

fp: Bu yıldızlardan gezegene sahip olanlar.

ne: Yıldızların gezegenlerinden yaşama elverişli olanların ortalaması

fl: Yaşama uygun ortama sahip olmuş gezegenler

fi: Yaşama elverişli gezegenlerden akıllı yaşama sahip olanlar

fc: Varlıklarına dair sinyal bırakabilecekler

L: O tür bir uygarlığın yolladığı sinyalin süresi.

Tüm bu belirlenmesi zor veriler ve denklem Frank Drake tarafından galaksimizdeki zeki varlıkların sayısını öğrenme amacıyla yapılmıştır. Fermi paradoksuna ise uygarlıkların sayısı açısından bir destek sağlar ve bize şunu kesin olarak belirtir; insanlık ne kadar uzun süre varlığını korursa onlarla iletişim kurmaya o kadar yaklaşır.

“Neredeler?” sorusuna bir sürü olasılık sayabiliriz. Çoktan burayı ziyaret etmiş olabilirler, belki de en yaygını. Daha bizim kadar zeki değiller, çok ıssız bir bölgedeyiz…Bunu fantastik bir boyuta bile taşıyabiliriz çünkü gerçekten bu konu hakkında gözlemlenebilir verilerimiz çok az. Çelişkiyi yaratan asıl sebep veri belirsizliği denilebilir.

Bizim bir başka düşüncemiz ise fazla umutsuz olmamız. Basit bir hesap ile aslında yaşam olma ihtimalinin çokluğunu kavrayabiliriz. Samanyolu’nda 20 milyar tane Güneş benzeri yıldız var. Bu yıldızların 5’te 1’i, yani 400 milyon tanesi yörüngesinde Dünya gibi bir gezegen bulundursa ve bu gezegenlerin sadece %0.1’inde yaşam olsa bu, Samanyolu’nda 1 milyon kadar hayat olan gezegen demek olurdu. Yani bence kesinlikle yalnız değiliz fakat aceleceyiz. Evet, 13 milyar yıldır bu evren vardı fakat gezegenlerin yaşları yıldızlararası boyutta düşünülürse, o kadar yaşlı olmadıkları görülür. Mesela biz Güneş’in 8 dakika öncesini görüyoruz çünkü ışığı bize 8 dakika da geliyor. Güneş değil de Sirius’u ele alırsak, aramızda 8,6 ışık yılı var. Onun ise 8,6 yıl öncesini görüyoruz. Bunu galaksi çapına yayarsak, bir gezegenin milyonlarca yıl önceki halini görüyoruz. Onlarda bizim dinozorlar çağımızı görüyorlar, Yani birbirimizi yakalamamız bir muamma. Onun için geç kaldık düşüncesinden kurtulup insanlığı yok etmemeye odaklanmalıyız. Bir gün onları bulacağız fakat bu gerçekten nadir bir an olacak. Sabırlı olmamız gerekiyor.

Eğer bizim gibi bir sistem arıyorsak; sorulması ve araştırılması gereken başka bir konu da diğer yıldız sistemleri, galaksiler vb’ deki elementler Samanyolu galaksisindeki elementlerle uyuşuyor mu sorusudur.

Bir varsayım olarak “xyz” galaksisindeki “tvu” yıldız kümesinde bulunan “erw” gezegeninde elementer yapı oldukça farklı. Elementlerin elektronegatiflikleri, ve elementleri kimliklendirmeye yarayan bilimum parametre daha önce görülmemiş bir farklılıkta. Varsayalım ki bu elementlerin ilk yörüngelerinde 8569 elektron var ve bizim gezegenimizdeki gibi bir kimyasal süreç bu gezegende geçerli değil. İşte o zaman olabileceği varsayılan bir canlılık örneği nasıl olur? Belki de bu soruya hiçbir zaman cevap veremeyeceğiz. Belki de yakın bir zamanda farklı bir elementer sistem kullanan yıldız sistemleri keşfedilecek. Ama bilinen şu ki bu zamana kadar “Fermi Paradoksu” paradoks olarak kalacak.

Tamamen düşünsel anlamda yazılmıştır. Bazı kaynaklardan esinlenilmiş bir yazımdır. Hiçbir bilimsel gerçeklik test edilip denenmemiştir. (Belirli kanunlar hariç!)

Çok teşekkür ederiz!

Ceren Ustabaş ve Can Aksoğan

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir