, ,

İki Günde AKEK’le Evrime Doymak

Merhaba sevgili FST  blog okurları, Ben Algı. Bu yazıda size okulumda düzenlenen bir konferans hakkında bilgi vermek istedim.

Bu sene ODTÜ’de 12.si düzenlenen Aykut Kence Evrim Konferansı neredeyse gelip çattı. Hazır bu sene görevli kadrosunda yer almayı başarmışken burada neler olduğunu sizinle de paylaşmak istedim.
Öncelikle nedir bu AKEK?
AKEK, aslında halka evrimi tanıtmak ve bu konuyla ilgili yanlış bilinenleri düzeltmek amacıyla ODTÜ Biyoloji ve Genetik Topluluğu ile Evrim Ağacı üyeleri tarafından hazırlanan ve yine her sene ODTÜ’de düzenlenen bir konferanstır. Başlangıçtaki ismi Ulusal Evrim Konferansı iken; evrimsel biyoloji ve popülasyon genetiği alanında çalışmaları bulunan çok değerli ODTÜ Biyoloji Bölümü emekli öğretim görevlisi Prof. Dr. Aykut Kence’nin vefatından sonra, onun anısına ismi değiştirilip şimdiki halini almıştır.
Az önce özetle açıkladığım gibi AKEK’in amacı insanlara evrimi, evrim teorisi kavramlarını ve aralarındaki ilişkiyi anlatmak, büyük bir kısmını öğrencilerin oluşturduğu bu kitlede doğru bilinen yanlışları düzeltmek ve en güncel bilimsel verileri sunmaktır. Günümüzde evrim konusu farklı yönlere saptırılmaya çalışılsa da AKEK hiçbir siyasal ideolojiyi ve şahsi inancı hedef göstermeden ilerlemeyi amaçlar.
Bu seneki çalışkan ve birbirinden hevesli görevli kadrosuyla harıl harıl hazırlanan etkinlikte aralarında Douglas Futuyma, Tom Gilbert, Çağlar Akçay, Ezgi Altınışık gibi isimlerin bulunduğu 20’den fazla konuşmacıyı aramızda göreceğiz.
10-11 Şubatta 12.si düzenlenecek olan konferansta ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi A Salonu’nda dünyanın en prestijli üniversiteleri ve araştırma enstitülerinden gelen konuşmacılarımız evrimsel biyoloji alanındaki güncel gelişmelerden ve bulundukları kurumlarda yürütülen projelerle ilgili yapılan çalışmalardan oluşan özel sunumlarla, Kemal Kurdaş Salonu’nda ise evrimsel biyoloji ve evrimsel biyolojinin ilişkili olduğu diğer bölümlerle ilgili multidisipliner evrim konulu sunumlarıyla değerli konuşmacılarımız sizlerle olacak. Bu güzel konferansa katılmak için hala çok geç değil. Hele ki bu zamanlarda elimizde böyle pırıl pırıl bir etkinlik varken neden değerlendirmeyelim ki? Kaçırmayın derim.
Ben görevli olarak yaşadığım deneyimleri yine sizlerle dolu dolu paylaşmaya çalışacağım. Sizleri de beklerim.

Detaylı bilgi için etkinlik sayfasına buradan, kayıt formuna buradan ulaşabilirsiniz.

Düşünmek Nedir, Felsefe Nedir? – Eric Rose

Merhaba sevgili FST okurları ben Eric Rose.

Buradaki temel amacım, kendi bölümüm olan Bilim Felsefesi ve yer yer Bilim Tarihi üzerine yazılar yayımlayarak sizlere faydalı olmaya çalışmak. İleriye dönük düşünceleriniz dahilinde her türlü soruyu sitemiz üzerinden veya kişisel olarak bana ulaşarak sorabilir, sorularınız üzerine yazılara ağırlık verebiliriz.

Temel yazı dizime başlarken böyle bir başlık seçmenin bir felsefeci olarak bana büyük yükümlülük getireceğinin farkındayım. Ancak ısrarlı bir okuyucu olmak istiyorsanız, bir felsefecinin iddialı girişleri arkasından yatan sonucu görmek istemelisiniz. Bizler çoğu zaman nerede olduğumuzu, nereye ait olduğumuzu ve hatta kim olduğumuzu soran birkaç hayalperest olarak görünürüz. Yine de hayalperestliğimiz bu soruyu sormamıza neden oldu; Düşünmek nedir? Herkes tarafından bilindiği kabul edilen bu soru oldukça geniş bir alan sağlamaktadır.

Düşünmenin ne demek olduğunu ‘’düşünmüş’’ olabilirsiniz. Düşünmeyi biliyor olmayı önemsemek bir yana düşünmenin açık seçik olarak doğumumuzdan beri bizimle olduğunu ve tarafımızca bilindiğini söyleyebilirsiniz. Ancak size şunu söyleyebilirim: Sizin gibi düşünen Rene Descartes’in yanılgısı şu an açık şekilde felsefe tarihinde yerini almaktadır. Bizler düşünmenin ne olduğunu bildiğimizi sanardık ama artık o kadar da emin sayılmayız. Düşünmeyi anlatmaya çalışırken yapmak istediğim en önemli ayrım, düşünmenin felsefe olmadığıdır. Ancak düşünme kavramı üzerine düşünme bir felsefi girişimdir.

Felsefe ve bilime dair temel öneriler sunmadan önce Türkiye’de temel düzeyde felsefenin ne olduğu hakkında bir akıl yürütmenin gerekliliğini fark ettim. Çoğu zaman felsefenin büyülü dünyasıyla küçük yaşlarda karşılaşırız. Ben de onlardan biriyim. İlk felsefi eserimi bir not uğruna eğitimim tarafından verilen ödevle tanıdım. Sokrates’in büyülü dünyasında olduğum o anlarda onun öğrencileriyle diyalogları ve ölüme karşı yürekli karşılaşmasını okumuş ve her sözün şiirsel kapalılığından etkilenmiştim. Yaptığım ilk felsefi sunum bu nedenleydi. Ancak onu okumak aynı zamanda felsefe yapmak kadar zordur da.

Bu yazıda temel amaç, felsefenin ne olduğu ve felsefe okumalarının nasıl yapılması gerektiği göstermektir. Soru sormak, nesne kadar soru soranın kendi üzerine bir girişimidir de. Biz bunu kabaca yıldızlı bir gökyüzüyle tanıştığımız ve ‘’onlar da nedir öyle? ‘’ diye sorduğumuz anda başladık. Duyu organlarıyla farkına vardığımız ancak en önemli yetimiz olan dokunmadan mahrum kaldığımız sorularda tek aracımız düşünmekti. Düşünmeyi bırakarak felsefeye geçmekse gökyüzüne baktığımızda oradaki ‘’şeylere’’ yıldız diyebilmektir. Bir bebekken algıladığımız her şeyin bizim için bir anlamı olduğunu söyleyebilirim. Ancak onları kavramlaştırdıkça, yani onları tek tek tanıyıp kendi bağlantıları arasında anlamlar verdikçe her algının bizim için bir anlamı olmasının ne demek olduğunu düşünmeye başladık. Tüm felsefe buydu işte. ‘‘Bunun anlamı nedir?’’ sorusuna cevaplar yaratmaktı. Bir kalemi oldukça kolay şekilde tanırız: Genellikle tahtadan veya plastikten yapılan, içinde ise genellikle grafit veya mürekkep barındıran, yüzeye sürülünce 2 boyutlu iz bırakan şeydir. Ancak ‘’kalem’’ kavramı konusunda hiç de o kadar emin olamazsınız. Bu özelliklere sahip şey aynı zamanda ‘’pencil’’ ve ‘’das Stift’’ kelimeleriyle türeyen kavramlarla da denktir. Bu kalem kavramını yanılgısız şekilde diğerlerinden ayırarak kullanmamızın tek nedeni onu kavramlar örgüsüne sokmamız ve ortamımıza göre tanımlamamızdır. Yani felsefe yapmamızdır.

Felsefe şu basit sıralamayı takip eder: Algılamak, Soru sormak, Kavramlaştırmak, Tanımlamak. Peki, bir filozofun etkisine kapılarak başladığımız bu yolda felsefeyi nasıl okumalıyız? Felsefe okurken felsefi tartışmalar yapmayı da öğreneceksiniz. Felsefe okumayı kamçılayan da budur. Felsefe okumak yalnızca başka insanların düşündüklerini öğrenme meselesi değil, aynı zamanda felsefeci olarak düşünmeyi de öğrenmektir. Ciddi bir felsefe okuması, filozofların ne söylediklerini ve söylediklerinin bağlamını bilmek demektir. Felsefeci olarak felsefenin geçmişini incelediğimiz zaman bir kuru tozlu düşünce müzesini ziyaret etmeyiz. Onu inceleriz.

Örneğin bir felsefe eğitiminde olduğunuzu düşünün. 17. Yüzyıl filozofu Rene Descartes üzerine bir ders alırsanız olasılıkla onun kuşkuculukla ve kesin olarak ‘’bilebileceklerimizle’’ ilgili düşünceleriyle yakından ilgilenmeniz beklenecektir. Olasılıkla ünlü Cogito Ergo Sum (Düşünüyorum Öyleyse Varım) söyleminin, düşüncelere sahip olmanın var olmayı kanıtladığı fikrini de inceleyeceksiniz. Onun entelektüel ve tarihsel bağlamıyla ilgili olguları ya da yaşamının başlıca olaylarını öğrenmek için öğrenmeyeceksiniz. Tarihsel ve biyolojik arka planını incelemek, Rene Descartes’in felsefeye ne iletmeye çalıştığını, ne tür düşüncelere tepki gösterdiğini, onun için geçerli olan baskın kalıpları anlamanıza yardım edecektir. Descartes’in bu yanları, bağlamı ve yazma üslubu üzerinde durarak bugünkü birçok felsefi tartışmanın çıkış noktalarını kavramanızı ve Descartes gibi düşünmenizi sağlayacaktır.

Ancak Descartes gibi düşünmek onun gibi felsefe yapmak demek değildir. Asıl ayrım tam da budur. Bir felsefe kitabı okuyorsanız bir filozof eğitimi görüyorsunuz demektir. Bu da sorgulamanız, soruların cevaplarını bulamadığınızda bundan yılmamak demektir.

Felsefeye başlamak dört temel aktiviteye girişmektir.

  1. Aktif olarak araştırmak
  2. Aktif olarak dinlemek
  3. Aktif olarak tartışmak
  4. Aktif olarak yazmak

Pasif değil aktif araştırmaya, dinlemeye, tartışmaya ve yazmaya vurguya dikkat edin. Çünkü felsefe için başkaları tarafından öğrenmeniz değil, kendiniz öğrenmeniz gerekir. Pek çok faaliyette olduğu gibi felsefede de hazırı almak kolaydır. Başka insanların söylediklerini ezberlemek, onları sunmak, gerçekten felsefe yapmadan yalnızca konuşmak ve yazmak sizi kitlelerde yapılan felsefe tanımının içine sokacaktır. Toplum bir konuda haklıdır. Böyle pasif felsefe eylemi içine sıkışan biri oldukça sıradandır. Felsefe yaparak bu tanımı aşın ve sorgusuz şekilde bu tanımları kabul etmeyin. Görüşlerinin desteklerini sorgulayın, soruşturun ve belki de meydan okuyun.

Şunu rahatlıkla size söyleyebilirim: Eğer hayatımda herhangi bir şey yaptıysam bunun nedeni felsefenin benim bunu yapabilmemi olanaklı kılmasındandır. Felsefeye ‘’felsefe nedir?’’ sorusunu sorabilmemdendir. Bunu bilimsel disiplinleri takip ederken de uygulayın. Bilimi hayatınıza alırken felsefeyi de almak tüm kalıplarını, iletişimsel kavramlarını ve bize anlattıklarını anlamamızı sağlar. Bu nedenle bilimsel disiplinleri felsefeleriyle takip etmek, bilimi anlamak ve tanıtmak kadar onun felsefesini de sunmanızı sağlayacaktır. Unutmayın, felsefeyi öğrenmek felsefi tartışmalara hazırlanmaktır. Bilimsel disiplinleri felsefeyle görmekse bilimi felsefeyle tartışmaktır.

Sevgi ve bilimle kalın.

,

Soğuk Hava, Sıcak Ortam; FST Eskişehir Notları – 22 Aralık

Merhaba!

Ben Berfin. Geçtiğimiz günlerde, yani 22 Aralık Cuma günü 5 Future Science Team üyesi ani bir karar ile Eskişehir’de bir araya geldi. O gün neden bir araya geldik, neler yaptık ve neler konuştuk, ne notlar aldık, hepsini bu yazımda sizlerle paylaşmak istiyorum.

Öncelikle buluşma amacımız, 2-3 Aralık tarihinde Boğaziçi Evrim Günleri buluşmamızda benim frizbimin orada, Doğukan’da kalmasıydı. Doğukan da aramıza o gün katılmıştı ve önemli bir diğer özelliği; Afyonlu olması. Frizbime çok değer verdiğim için Doğukan’a en kısa zamanda Afyon’a gelmesini ve frizbimi getirmesini söyledim. Bunu gerçekten yaptı.

Afyon’a gelme planı yaparken aynı zamanda Eskişehir’de okuyan FST’li arkadaşımız Barış Can’a da haber verdik. Kendisi de Afyon’a gelecekti fakat sınavı olduğu için biz Eskişehir’e gitmeye karar verip, ardından gelebilecek diğer üyelere de haber verdik; Aylin ve İrem. Hedefimiz, bal mumu müzesini ziyaret etmek, benim frizbimi almak ve bir toplantı yapmaktı. Tüm bunları düşünürken hava durumuna bakmamışız ki, ben yola çıkmadan hemen önce bakıp Eskişehir’in Cuma günü -2 ve 1 derece arasında olacağını gördüm. “Yanına kalın kıyafet almadan çıkmış olan varsa ben hala çıkmadım, kıyafet getireyim” dedim ama herkes gerek yok dedi. Ben de onlara kıyafet almadan çıktım ama bilin bakalım ne oldu; sadece ben üşüdüm. Tüm gün boyunca beni ısıtmaya çalıştılar. Zaten bal mumu müzesi ve odunpazarı evleri dışında hiçbir yeri gezmedik, yoksa sağlam dönemezdik.

Hayatımın ilk tren yolculuğu sonunda Eskişehir’e vardığımda Aylin ve Doğukan’ın beni tren garında beklediğini gördüm. O an içim ısındı hemen, kocaman sarıldık. İki hafta olmuştu görüşmeyeli alt tarafı.

Kahvaltı yapıp Barış Can ve İrem ile buluştuk ve bal mumu müzesine gittik. Müzeye gerçekten bayıldım! Çok ilgi çekiciydi ve çok başarılı heykeller vardı. Çok değerli bilim insanlarının, yazarların, gazetecilerin, oyuncuların ve müzisyenlerin gerçeğine çok yakın heykellerini gördük. Sonra da yemek yemek için Adalara geçtik. Yemek yerken Doğukan’ın bir sorusu üzerine FST’nin ilk kurulduğu zamandan itibaren en güzek anılarımızı anlatmaya başladık. Çok komik anılarımız olmasının yanında çok zor zamanlarımız da olmuştu ama şimdi baktığımız zaman “biz bunun üstesinden nasıl geleceğiz” diye düşündüğümüz her şeyi aştığımızı görüyorum. Eğer o an vaz geçseydik, Eskişehir’de o masada FST vesilesi ile oturuyor olmazdık. Bu güzel arkadaşlıkları yaşıyor olmazdık. İyi ki yaşadığımız zor zamanlarda birbirimizden kopmamış ve bu birlikteliğe inanmışız dedim içimden. Yoksa beni bu masada oturtan, Barış’la, Doğukan’la, İrem’le tanışmamı ve şu an harika bir gün geçirmemi sağlayan, İstanbul’a gidip 20 kişi tarafından ailem karşılıyormuş gibi karşılanmamı sağlayan (bunu her üyeye yaşatan), bu kadar değerli akademisyenler tarafından bilinip takdir edilmemizi sağlayan, hayatımda hiç görmediğim şehirlerde bile bir veya daha fazla kapımız olmasını sağlayan, iyi bir şey için çabaladığımızı yüzlerce kişiden duymamızı sağlayan başka ne olabilirdi ki hayatımda? Ben bu oluşumun bir parçası olmasaydım, bu fırsatları bu yaşımda başka nerede, nasıl bulabilirdim? Ben Mardin’den bağlantı kurduğum Hataylı bir bilimsever ile bağ kurmasaydım, Hataylı bilimsever arkadaşım Elazığ’daki ile bağlantı kurmasaydı, o İstanbul’daki ile, Mersin’deki ile, Samsun’daki ile, Diyarbakır’daki ile bağlantı kurmasaydı koca ülkede bizi, bu kadar genç ve hevesli, gözlerinden gelecek heyecanı saçılan insanı bir araya ne getirecekti? Biz bu bağlara güvenmeseydik, korkup çekilseydik, otostopla bilim şenliğine gitmekten korksaydık, bilmediğimiz bir şehre çadırlarla gitmekten, kamp kurmaktan, yeni insanlarla tanışıp birlikte vakit geçirmekten korksaydık, koca ülkeyi sarmaya başlayan bu ağı nasıl  kuracaktık? Elbette dikkatli olmamız gereken noktalar var fakat bu kadar hevesli genç bir aradayken üstesinden gelemeyeceğimiz sorun yok.

Yemekten sonra bir hafta önce Hacettepe Üniversitesinde Ahmet Serdar Mutluer ile konferans düzenleyen ekipten arkadaşlarla buluştuk, Aylin’in hemşehrileri ile. 🙂 Onlarla da sohbet ettik ve tanıştık, çok ısındık. Onlar yanımızdan ayrılınca biz toplantı yapmak için daha sessiz bir yere geçtik. Bulunduğumuz mekan bir nostalji-kitap kafe tarzı bir yerdi ve aynı zamanda yılbaşı ağacı vardı. Ortam o kadar hoşuma gitmişti ki hiç kalkmak istemedim. Bayağı da oturduk zaten, FST’nin ana amacı ve ileride ne yapacağı üzerine bir beyin fırtınası başlattık ve harika noktalara geldi konu. Bulunduğum en verimli toplantılardan biriydi çünkü herkes bize farklı noktadan bakıyor, farklı yorumluyordu. Bu da “ne olduğumuz”, “ne olmak istediğimiz” ve “ne olacağımız” noktalarında zihnimizin biraz daha açılmasına yardımcı oldu.

Doğukan, geçtiğimiz haftalarda katıldığımız Boğaziçi Üniversitesi radyo programını hatırlattı. O gün radyo için iki kişi seçmemizi istemişti, Aylin ve Can Kıdır arkadaşlarımız da herkesi temsilen programa katılmıştı ve Can bu deneyimden çok büyük heyecanla, mutlulukla söz ediyor her seferinde. Doğukan, “Üyeler normalde bu yaşta deneyimleyemeyeceği şeyleri kendisi gibi insanlarla bir araya gelince deneyimleme fırsatı buluyor. Bunun için özgür ve aktif bir ortam buluyor.” dedi. Mesela normalde birimiz tek başımıza kalkıp bir etkinlik için İstanbul’a gelemezdik, çünkü İstanbul karmaşık bir şehir, zor bir şehir, hiçbir lise öğrencisi veya üniversite öğrencisi güveneceği biri veya bir şey olmasa çok uzaklardan kalkıp bir etkinlik için gelmeyi pek tercih etmeyebilir. Ama Doğukan’ın FST’de gözlemlediği ilk şeylerden biri bu olmuş; bunca öğrenci çok farklı şehirlerden birbirine ve birlikteliğe güvenerek kalkıp gelebiliyor. Çok şey öğrenip, çok şey kazanıp geri dönüyor. Bu fırsatı başka nerede bulabilirlerdi? 

Aklıma üyelerimizden Yiğit’in, farklı şehirlerden gelen herkesi karşılama ve ulaşımda yardımcı olma, yetişebildiği herkese eşlik etme isteği geldi. Evrim Günleri için İstanbul’a gittiğimizde orada okuyan ve yaşayan üyeler dışarıdan gelenleri harika bir sıcaklıkla ağırlamıştı. Kalacak yeri olmayanları ağırlamış, ulaşımda yol göstermiş ve eşlik etmişti. Sonuç olarak herkes sorunsuz bir şekilde hem etkinliğe katılmış, hem İstanbul’u gezmiş hem de çok değerli hocalarla sohbet etme fırsatı bulmuştu. Herkes son derece neşeli ayrılmıştı.

İrem de, bu birliktelikten öğrendiği şeyleri bizlerle paylaştı. Bir başkasının anlattıklarını dikkatle dinleme, ona ve anlattığı şeye değer verme, yaşı ne olursa olsun kendisinden bir şey öğrenebilme hevesinden söz etti ve buna normal hayatında pek denk gelmediğini anlattı. İnsanların bunu hayatında uygulayabilmesi için böyle bir ortamda buna tanıklık etmesi gerekiyormuş, dedi. Bu da aklıma bizlerdeki arayışı getirdi. Bizler bir arayış içinde olmasaydık bir araya gelemezdik. Yine aynı şekilde bize hem bireysel hem ekip içi hem toplumsal faydası olabilecek bir şeyin arayışında olmasaydık insanları, yorumları, yeni fikirleri bu denli dikkatle dinliyor olmazdık.

Saat 9’u geçince kalktık ve otogara gitmek için tramvaya yürüdük. İrem ve Barış Can’a kocaman sarılıp, Aylin ve Doğukan ile otogara gittik. İlk önce Doğukan’ı uğurladık ve gitmeden önce bize, “çok güzel şeyler olacak” dedi.

Doğukan’dan sonra ben yola çıktım, ve Aylin ile yine her zamanki gibi harika bir gün geçirmiş olmanın verdiği duygusallıkla sıkıca sarılıp vedalaştık. Birbirimize “iyi ki…” bakışları atıyorduk.

Bir dahaki FST buluşmasını heyecanla bekliyorum.

Sevgiler.

Benim Future Scıence Team Maceram – Merve Nur Özkan

Merhaba arkadaşlar, ben Merve Nur Özkan. Bugün size benim FST maceramdan bahsedeceğim. İçinde bolca “umut” olan bu maceranın sizleri de harekete geçirmesi dileğiyle başlıyorum.

FST ile ilk kez Bursa Gökyüzü Gözlem Şenliği‘nde bir araya geldik fakat öncesi de var! Bu yaz üye oldum FST’ye hatta bunun için bir Facebook hesabı bile açtım fakat siz Facebook hesabınız olmadığı için FST’den bihaber olmayın diye artık buradayız ve herkese hitap ediyoruz. 🙂
Gruba kabul alır almaz bir etkinlik gözüme çarptı, Berfin‘in “Bursa Gökyüzü Gözlem Şenliği’ne hep birlikte katılalım!” diye sunduğu bir öneri. Heyecanla Esra’ya mesaj attım, (Esra benim üniversiteden her yere birlikte koşuşturduğumuz bir arkadaşım ve bu sayede Esra ile FST’ye katılmış olduk) “Bu etkinliğe gitmeliyiz!”. Ne olup bittiğini anlamadan (hatta çadırımız bile olmadan) kamp kuracağımız, oyunlar düzenleyip çocuklarla bilimin tadını çıkaracağımız, yetmiyormuş gibi bir sürü güzel insanla tanışacağımız, üstüne bir de hayatımın merkezine oturan FST’ye dahil olacağımız Bursa Gökyüzü Gözlem Şenliği için planı çoktan yapmıştık! (Bursa maceramızın detaylarına buradan ulaşabilirsiniz.)

Aç kaldık, belki üşüdük ve çok da yorulduk fakat oyunlarımızı tamamlayan çocukların yüzlerindeki mutluluğu görünce tüm olumsuzluklar uçup gidiyordu. Üstüne yapılan bir de keyifli sohbetle her şey tamamdı. “Benim bu ekipten öğrenecek çok şeyim var.” dedim ve haklı çıktım, hala hayatıma her gün güzel bir şeyler katıyorum bu güzel ekip sayesinde.

En güzel yanlarından birisi de her yerde olmamız :).

Örneğin Türkiye’nin ilk Astrobiyoloji Konferansı‘nda İrem, Aylin ve Berfin karşıladı bizleri, akşamına da konuşmacılarla şöyle güzel bir sohbet etme imkanı bulduk. Yine Boğaziçi Evrim Günleri‘nde hep birlikteydik. Orada da Cem Say, Tevfik Uyar ve FST ekibiyle Boğaziçi çimlerinde çay içip sohbet ettik. İnovasyon Haftası‘nda FSTlileri ben ve Esra karşıladık, İnovaTİM üyesi olduğumuz için etkinliğe bir nevi ev sahipliği yapıyorduk. Burada da Ömer, Çağrı Temel ve TFR ekibiyle bir araya geldik. Hiç tanımadığımız fakat aynı amaç için çalıştığımız insanlarla bir araya gelmek hatta dost olmak müthişti doğrusu! Anadolu Bilim Günleri‘ne de İrem ve Mert katıldı.

Hatta kendimize şöyle de bir adet edindik: Gittiğimiz yerlere FST rozetlerini de götürüyoruz ve onlarla birlikte manzaranın keyfini çıkarıyoruz.

Benim için birlikte olmanın en güzel yanlarından birisi de umutsuzluğa kapıldığımızda hepimizin Berk’in etrafına toplanması ve onun motivasyon konuşmalarını dinlemek, aslında bu bir motivasyon konuşması değildi. Berk bize, her birimizin içinde “main thing”i gerçekleştirme isteği olduğunu fakat bir olursak, hep birlikte FST olursak başarabileceğimizi anlatmaya çalışıyordu. Ben bunu, arkama bakıp “FST hayatıma ne kattı” diye düşünürken anladım. Aynı amaç için hep birlikte çalışıyoruz, bu yolda yanında yürüyebileceğimiz dostluklar ediniyoruz, aylarca yazılarını takip ettiğimiz insanlarla aynı masaya oturup sohbet etme imkanı buluyoruz ve anlatamayacağım kadar güzel hisler yaşıyoruz. İnsan, insanın hayatına dokunabilir…

Burada umutsuzluğa yer yok, çünkü burada umutsuz olmak için bir neden yok. Bilimi seviyoruz, bilimi diğer insanlara da sevdirmeye çalışıyoruz ve bunu diğer bilimseverlerle yapmak istiyoruz. Bunda 4 ay önce Berfin’in blogunu okuyup “Ne güzel işler başarıyor” diye düşünürken şimdi Berfin’le birlikte yeni açılan internet sitemiz için blog yazıyorum. Berfin’in bize hep hatırlattığı çok güzel bir söz var: “Kurduğunuz hayallere dikkat edin, gerçek olabilirler.”.

FST çok güzel gelsenize! :’)

Sevgiler!

, ,

Yıldızların Altında Yıldızlar Bir Arada: TÜBİTAK Gözlem Şenliği

18 yaşına henüz girmiş bir üniversite sınavı öğrencisinin karşılaşabileceği en güzel insanlarla tanışmıştım. Hem de sosyal medyada! Bu yazı da bu insanlarla ilk kez yüz yüze tanıştığım etkinlik olan 19.Tübitak Ulusal Gökyüzü Gözlem Şenliği’nden bahsedeceğim.

Twitter’dan tanıştığım insanlarla aynı Whatsapp grubu içerisindeydim. Yolda görsem tanımayacağım insanlarla numaramı paylaşmış olmak tedirgin edici bir durumdu. Ama tanıştıkça bu durum yerini dostluğa bırakmıştı. Hayallerimizi, amaçlarımızı birbirimizle paylaşıyor, birbirimizden güç alıyorduk. Bilimsel gelişmeleri birbirimizle paylaşıyor, belli konular hakkında tartışmalar yapıyor, bilgi alışverişinde bulunuyorduk. Tanıdıkça, konuştukça daha da sevdiğin bu insanları yüz yüze de tanımak istiyor insan. İlk bir araya gelme girişimimiz bir etkinlik düzenlemek oldu. COSPAR için Türkiye’ye gelecek olan Umut Yıldız ile İzmir’de bir konferans… Daha sonra ülkede yaşanan olaylar COSPAR’ın ülkemizde gerçekleşmesine engel oldu. İlk girişim böylece suya düştü. Sonrasında 2.Bursa Gökyüzü Gözlem Şenliği’ne gidelim orada buluşalım istedik. Sadece Enisa, Gözde, Can ve Mert katılabildi. Can ve Mert zaten sınıf arkadaşı idi. Ama bu girişim bir şekilde başarılı oldu. Şimdi sırada daha geniş çaplı bir buluşma olmalı. Grubun en yaşlısı olarak ben 18 yaşında idim. En küçüğümüz ise 14. İzmir’den Iğdır’a, Hatay’dan Denizli’ye kadar farklı farklı ilden insanlardık. Kafamıza estiğinde şehir değiştiremezdik. Bir etkinlikte bir araya gelmek en makulü idi. 19. Gökyüzü Gözlem Şenliği hem bir araya gelip gözlem yapmak hem de yeni bilgiler öğrenip hocalarla tanışmak için en uygun ortamdı. Ama çılgın başvurular arasında sadece 2 kişinin başvurusu kabul edilmişti. FST’nin işte o gün ne kadar çılgın insanlardan oluştuğunu anladım, çünkü biz o etkinliğe tam 15 kişi gittik.

Future Science Team, gözlem şenliği afişi önünde. 7 kız yerde oturuyor, 11 erkek de arkada ayakta.

Future Science Team TUG Ekibi ve sevgili Mahmut Tekeş hocamız.

Başvuruları kabul edilen birçok kişi kesin kaydını yapmıyor ve yedek listesinden yerlerine eklenen kişilerin birçoğu da yapmıyordu. Bu durum bizi daha da üzmeye başlamıştı. TUG Gözlem Şenliği’nin o zamanki yöneticisi olan Kadir Uluç’u, birçok hocanın da desteğini alarak ikna etmiştik. Kendisinin misafiri olarak etkinliğe katılacaktık. Etkinliğe yaklaşık 10 gün vardı ve ailemizi ikna etmemiz, çadır gibi araçları ayarlamamız, biletleri almamız ve planlama yapmamız gerekiyordu. Ailemi ikna etmek çok zor olmuştu. Birbirimizin ailesini ikna etmeye çalışıyorduk hatta. Hiç görmediğim yüz yüze tanışmadığım insanlarla yolculuğa çıkacaktık. Etkinliğe gelenler de şu şekilde idi: Ben Hatay’dan, Berfin Dağ Mardin’den, Çiğdem Uysal Mersin’den, Özlem Yaman Alanya’dan, Baha Erkam Tabak Ankara’dan, Emre Gür Sakarya’dan, Halil Kolatan Kütahya’dan, Simay Erdem, Yaren Yaadi,Can Çalışkan, Mert Soydal İzmir’den, Celal Akbaba, Hüma Nur Budak İstanbul’dan, Mustafa Fikret Uğur, Mehmet Ali Kaspanoğlu Denizli’den gelmişti. Bir gün önceden giderek hiç görmediğim 2 kız ile(Berfin ve Çiğdem) hiç görmediğim bir kızın(Özlem) evinde Alanya’da kalacaktık. Çiğdem ile aynı otobüsten bilet alarak yolculuğun bir kısmını beraber yapmıştık. O ilk tanışamama(!) anı sözlere dökülemeyecek kadar ilginç, güzel ve heyecan dolu. ‘Merhaba siz Çiğdem olmalısınız, öyle değil mi?’ Alanya’ya vardıktan sonra Berfin ile de tanıştık. Çiğdem ile Berfin zaten önceden tanışmıştı. Sonrasında Özlem ve ailesi ile de tanıştık. Gündüz merkezde gezdikten sonra gece yıldızların altında hep beraber uyuduk. Birlikte geçirdiğimiz koca güzel ve sıcak bir günün ardından ertesi sabah Antalya merkeze yola koyulduk.

Arkada teleskop binası var ve önde FST üyeleri yerde oturmuş. Üyelerin arasında Süleyman Fişek hocamız var.

Süleyman Hoca ve RTT-150 teleskobu ile Future Science Team.

Şimdi sırada diğerleri ile tanışmak vardı. Bir araya geldiğimiz zaman herkeste aynı heyecan vardı ve de aynı soru “Merhaba, sen x misin?” Hümanur ve Celal henüz varmamıştı. Geri kalan herkes tanışmıştı ve yola koyulmuştuk. Akdeniz Üniversitesi’ne gidip eşantiyonlarımızı alıp servislere bindik. Heybe içerisinde verilen eşantiyonlar arasında Bilim ve Teknik dergisi, Bilim ve Çocuk dergisi, gök atlası, şenlik tişörtü, şenlik şapkası, termos bardak, şenlik poları, defter ve kalem vardı. Koca koca ağaçların arasından, dağın taşın içinden geçiyor ve şehri geride bırakıyorduk. Serviste bize Süleyman Fişek hocamız da eşlik ediyordu. Ara ara kendisi ile sohbet ediyorduk. Uzun süren bir yolculuğun ardından dönüp bize dağın tepesinde gözüken RTT-150 teleskobunu gösterdi. 2 yıl önce de görmüştüm ama sanki şu an daha anlamlı idi. Büyülenmiştim! Kısa süre sonra da alana varmıştık. Merhaba Saklıkent, merhaba TUG, biz geldik, FST!

Yardımcı hocalar çadır kurabileceğimiz yerleri gösterdi ve kurmak için yardım etmeye geldiler. Çünkü sadece Baha’nın çadır kurma deneyimi vardı. Çadırları, çadırların kapıları birbirine bakacak şekilde yuvarlak kurmuştuk. Bu sırada da birçoğumuz çadır kurmayı kısmen de olsa öğrenmişti.  Süleyman hoca ve Can abi ile küçük bir arazi yürüyüşüne çıktık. Bize teleskop alanını, sunumların olacağı salonu yani etrafı göstermişlerdi. 3 gün boyunca neler yapıldığından ve bu süreç boyunca aktif olmamızı söyledi. Gece teleskoplarla gözlemler yapmamızı ve başlarında sürekli durup kullanmayı dahi öğrenmemizi söylemişti. Aksi takdirde gece 12’den sonra teleskoplar toplanacaktı. Sonrasında da Can abi ile Oğuzhan abinin yanına giderek çadır kurmalarında yardımcı olduk. Etkinlik programı 12.30’da öğle yemeği ile başlayacaktı. Bu sırada tepeye doğru yürüyüş yapmaya karar verdik. Her şey büyü gibiydi. Oradaydık ve hep birlikte idik.

Çadır alanında Emre, Berfin, Aylin, Mert, Hümanur çadır için yer aramaya başlamış.

Çadır alanına ilk adım.

Berfin, Yaren ve Aylin çadır kuruyor.

Berfin, Yaren ve Aylin çadır kuruyor.

 

Berfin’in içine doğmuş olacak ki aşağı indi ve birkaç dakika sonra da bizi arayarak Ethem hocanın, Hüma’nın ve Celal’in geldiğini söyledi. Biz hemen ayaklandık. Ufukta Celal ve Hüma vardı, birbirimize koşmaya başladık. Ama o kadar tepeye çıkmıştık ki koş koş bir araya gelme bir türlü gerçekleşmiyordu. Artık tüm takım oradaydı. Birbirimize kavuşmanın verdiği sevincin üzerimizden atınca Ethem hocanın yanına gidip onunla tanışıp sohbet ettik. Yemekler için her öğüne özel fişler vardı. Etkinlik boyunca da sürekli birileri fişlerini kaybediyordu. Her kaybolan fişte birbirimizle yemeğimizi veya fişlerimizi paylaşıyorduk.

Soldan sağa; Baha, Çiğdem ve Özlem teleskop firması olan "Celestron" standı önünde bir teleskop ile poz vermiş.

Soldan sağa; Baha, Çiğdem ve Özlem.

İlk gün hariç gün boyunca sunumlar oluyordu. Bu sunumlarda popüler astronomi eğitimi ve teorik bilgiler de veriliyordu(Ne yazık ki sunum programın elimde değil.). Sunum aralarında hocalarla sohbet edebiliyor, böylece hem onlarla tanışabiliyor hem de sorularımızı sorabiliyorduk. Gündüzleri sunumların yanı sıra çeşitli atölyelere katılıyorduk. Can abi bizlere gök atlaslarının nasıl kullanıldığını, işaretlerin ne anlama geldiğini öğretti. Mert Koçer ile de gök atlası ve Güneş saati gibi çeşitli atölyelerine katılıyorduk. Özellikle Berfin ve Çiğdem’i resim çizenler arasından alıp götürmek gerçekten çok zordu.  Etrafın dağ bayır olduğu bir yerde sıkça doğa yürüyüşü yapıyorduk. Yakında bulunan bir köy vardı. Oraya gidip bakkal arayışına girmiştik. Köyün yerlisi olan birkaç kişi ile tanıştık. Bizlere sarı kiraz ikram ettiler. Daha doğrusu koparmamıza izin verdiler. Yolumuza devam ettik ve bakkalı bulduk. Gece için her birimiz heybelerini dolduruyordu. Koşarak çıktığımız o yokuşu öle öle geri çıktık. Sonraki günlerde yeniden geldiğimiz zaman yokuşu başında bir minibüse otostop çektik ve hepimizi aldı. Meğerse dolmuş olan araçta, şoför abi bizlerden ücret almadı. Hava buz gibi olmuştu bu süreçte. ‘Hocam biz bu bilgileri nerede öğreneceğiz?’  diye sorardık ya hep. Hah işte tam olarak her 100 metrede sıcaklık 1 derece düşer bilgisini yaşama günü geldi. Temmuzun ortasında olsak da 2500 metre rakımda olunca yaz mevsiminde olmanız bir şey değiştirmiyor. Sıkı sıkı giyinip konferans salonuna geçtik. Bir tanışma toplantısı misali sunumlar yapıldı.

Konferans salonunda en solda Can Abi oturuyor ve FST'liler onu dinliyor.

Konferans salonunda sahnede oturan Can Abi ve onu dinleyen FST’liler.

Resim atölyesinde çocuklarla birlikte çizim yapan Çiğdem ve Berfin.

Çiğdem ve Berfin.

Konferans salonundan çıktığımız zaman nutkumuz tutulmuştu. Hava iyice kararmıştı. Şehir çok mu çok uzakta Yıldızlar çok yakındı. Ve işte Samanyolu Galaksisi’nin diski. Gökyüzü gerçekten çok aydınlıktı. Yerde sadece Güneş enerjisini depolayarak çalışan ve ışık kirliliği yaratmaması için üzeri kırmızı plastik kağıtlarla kaplanmış lambalar vardı. Bu lambalardan da yol yapılmıştı. Telefonların ve fenerlerin üzerine de yapıştırmamız için bu kağıtlardan verilmişti. Karanlıkta sıra sıra dizilmiş teleskopları ayırt edebiliyorduk. Her teleskobun başında insanlar sıraya girmiş her birinde farklı farklı gök cisimleri gözlemleniyordu. Gecenin başında tüm teleskoplar Ay, Jüpiter ve Venüs üçlüsüne çevrilmişti. Çünkü Ay batmak üzere idi. Bu ilk bakışta üzücü bir durum gibi gözükse de büyük bir nimet. Çünkü Ay da insanlar kadar ışık kirliliği yaratıyordu. Venüs zaten battı batacak durumda Jüpiter de onu takiben ufka yaklaşmıştı. Gökyüzünün en parlakları gökyüzünü terk etmişti. Teleskop merceklerine yavaş yavaş Satürn, Mars ve derin uzay cisimleri eklenmeye başlamıştı. Teleskop başında oluşan sıralarda yeni yeni insanlarla tanışıyorduk. Isınmak için tüm kalın kıyafetleri giymek ve polara sarılmak yetmiyordu. Baya dağılmış olsak da kalabalık içinden Mert ve Can’ın gür sesini duymamak imkansızdı. Bir ara Ethem hocanın etrafında oluşan yuvarlağa katılarak gökyüzü hikayeleri dinledik. Gecenin ilerleyen saatlerinde herkes gibi yolculuğun verdiği yorgunluk ile o karanlıkta çadırı aramaya başladık. Zaten çadırları yuvarlağa yakın olacak şekilde dizdiğimiz için hepimiz bir araya gelmiştik. Uyumadan önce çadırların önüne matları serip sohbet ederek gökyüzü seyrine daldık. Üzerlerimizi değiştirip çadırlara dağıldık. Dağılım şu şekilde oldu: Yaren-Simay, Halil-Emre, Celal-Mert-Can, Mustafa-Mehmet Ali-Baha, Berfin-Aylin-Çiğdem-Özlem. Bir de giysi çadırı. Arkadaşlar kesinlikle muazzam oluyor. 4 kız sığışıp tüm eşyalarımızı oraya attık. Çadırda güneş ışığı ile ilk uyanacak olan ben olacağımı bildiğim için fermuara yakın tarafta uyuyacaktım. Hava çok soğuktu ama mutlu ve huzurlu(!) bir uykuya daldık. Bütün gece erkeklerin çadırından gelen gıybet sesinden ne kadar huzurlu olabilirse işte.

Çadır alanında karşılıklı olarak dizilmiş çadırlar.

Çadırkent.

Ayrıca genel olarak etkinlik alanından bahsedeceyim ilerleyen zamanlarda başvurmak isteyenler arkadaşlar için. Şöyle ki gündüzleri Güneş cildinizi yakabiliyor. Krem sürmenizi tavsiye ederim. Geceleri gerçekten çok ama çok soğuk oluyor. Sürekli su, çay, kahve alabileceğiniz bir büfe var. Alanda tuvalet bulunuyor. 1 tane duşluk var. Bir otele ait olan kafeterya bulunuyor. İstediğiniz zaman geçip orada oturabiliyorsunuz. Zaten yemekler de orada dağıtılıyor. Dışarıda da üzerinde uzun büyük çadırın olduğu bir alan vardı. Birçok bank bulunuyor. Hocaları zaten hep orada görebilirsiniz. Soru sormak isteyenler için en ideal yer orası oluyor. Yemekler sağlıklı ve güzel ama anne eli değmiş gibi değil. Gün boyunca enstrüman başında olan kişiler var. Alanda bir ambulans sürekli bulunuyor. Etraf dağ bayır olduğu için sık sık doğa yürüyüşüne çıkabilirsiniz. Alanın yakınında köy bulunuyor. Birçok temel ihtiyacı oradan karşılayabilirsiniz. Güneş panelinden çekilen prizlerde elektronik eşyalarınızı şarj edebiliyorsunuz. Etkinlik alanında jandarma da bulunuyor. Gönüllü arkadaşlar da gün boyunca yardımcı oluyor, atölyelerden sunumlardan haberdar ediyor. Çadırları kurma ve toplama sürecinde yardım ediyorlar. Işık kirliliği yaratmaması açısından çok fazla ışık bulunmasa da hem yerde hem de gözlem alanına giden yolda Güneş enerjisi ile çalışan ve ışık kirliliği yaratmayan lambalar bulunuyordu. Telefon nadir yerlerde kısmen çekiyordu.

FST üyeleri kamp alanının ilerisinde birleştirilmiş masalarda kahvaltı yapıyor.

En neşeli kahvaltılardan biri.

Sabah uyandığımızda ise bulutların içinde yatıyor olacağımızdan olsa gerek çadırın üzerinde damlacıklar oluşmuştu.  Güneş yükselir yükselmez yakmaya başlıyordu. Hem yemek sırasında hem de kahvaltı ederken yeni insanlarla tanışmaya da çalışıyorduk. Bu sırada Zehra hoca ve oğlu Ege ile de tanıştık. Gerçekten dünya tatlısı iki insan. Ege astronomi ile çok ilgileniyor ve henüz ortaokul öğrencisi bile değil. Zehra hoca da öğretmen ve onu bu tarz etkinliklere olabildiğince getirerek ilgisi konusunda ona yardımcı olmaya çalışıyor. İlerleyen zamanlarda yine bir ortaokul öğrencisi ile tanıştık ama ismini hatırlamıyorum. Onunla hem geç tanıştık hem de pek takılmadık.

 

Yeni tanıştığımız insanlarla vakit geçirmeye çalışıyorduk. Gündüz açık alanda gölge bir yer bulmak biraz zordu ama büfenin gölgesinde Mahmut Hoca ile ekip olarak uzunca bir sohbete daldık. Özellikle TÜBİTAK alanının yakınına yapılan 5 farklı noktadaki maden ocaklarının yarattığı ışık kirliliği ve yaydığı tozdan teleskopların zarar görmesinden bahsetti. Sonrasında da FST olarak beraber Doğu’da bir bilim şenliği yapılması için planlama yapmaya başladık. Sonraları etkinliğe çok az bir zaman kala ülkede yaşanan problemler sebebiyle yapılamadı. Türk Kızılay’ı gönüllülerinden olan Kürşat abinin sosyal sorumluluk temalı oyunun hep beraber oynadık. Ege ve Oğuzhan abinin de katılımıyla frizbi oynarcasına bir faaliyet göstermeye çalıştık.

FST üyeleri çember oluşturarak oturmuş ve Mahmut Hoca ile sohbet ediyor.

Toplantı.

Geceleri de teleskop başında gözlem yapıyorduk. Kimi zaman matları yere seriyor ve sohbet ederek gözlem yapıyorduk. Özellikle gece yarısından sonra kalabalığın da dağılması ile teleskop kullanımını öğreniyor ve birçok derin uzay cismi gözlemliyorduk. Bu süreçte başını çok ağrıttığım Samet abiye de buradan tekrardan teşekkürler. Bu gözlemler boyunca hatırladığım kadarıyla Ay, Mars, Venüs, Jüpiter, Satürn, M51, M57, Albireo, Çift Küme, M31 gözlemleri yaptık. Eğitmenler eşliğinde takımyıldızlarını bulmaya çalıştık. Bu sırada onların hikayelerini de dinledik. Tabi birçok kez de meteor geçişi gözlemledik. Can abi de Samanyolu önünde fotoğrafımızı çekmişti. Çoklu çekim yöntemini kullandığı için uzun bir süre hareketsiz kalmamız gerekiyordu.

FST üyelerinin gece gökyüzünde görünen yıldızlar ile birlikte çektirdiği toplu fotoğraf var. Yıldızlar uzun pozlama sayesinde net görünüyor.

“Yıldızların altında.”

2. günün gecesinde ak sakallılar diye anılan hocalarla bir sohbet oturumu gerçekleşti. Ak sakallılar olarak anılan bu hocalarımız TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi’nin yapımında büyük emek harcamışlar. O zamanlar ulaşım bu kadar kolay değilmiş. Elleriyle her bir taşı, dağ boyunca işçilerle beraber kendileri taşımışlar. Hep beraber inşa etmişler. Günümüzde yeterince değer verilmemektedir ne yazık ki. Dünya’da sayılı teleskoplardan biri olan RTT-150 teleskobunun yakınında şu an 5 maden bulunmaktadır. Fazlasıyla ışık kirliliği yaratmakta ve madenlerden çıkan toz teleskop merceklerine çok zarar vermektedir. Birkaç yıl sonra kapatılması kararı verildi.

3. gün büyük gündü. O dillere destan teleskobun yanına çıkacaktık. Minibüslerle gözlemevinin olduğu alana geldik. Burada bulunan teleskoplar: RTT-150, T60, T100, ROTSEIII-d ve RT40 teleskoplarıdır. Genel olarak bu teleskoplar hakkında bilgiler verildi. RTT-150 teleskop binası içerisinde kısa kısa oturumlar yapılıyordu. Kısa bir tanıtım yapıldıktan sonra soru-cevap kısmına geçilmişti. İşin ilginç yanı Türk bilim insanlarının eliyle tırnağıyla yaptığı teleskobun şu an başında Rus bir astronomun olmasıydı. Dilerim ki ülkemizde yetişen astronomlara ilerleyen zamanlarda öncelik verilir.

İrek Hoca teleskobu tanıtıyor. Öğrenciler yere oturmuş ve ilgiyle dinliyorlar.

RTT-150 Teleskobu gezisi. Teleskobu anlatan hocamız RTT-150 Gözlem Sorumlusu, Başuzman Araştırmacı Dr. İrek Hamitoğlu.

3. gün bizim son gecemiz olacağı için büyük gündü. Bu yüzden sabaha kadar sabahlamaya karar vermiştik. Gece boyunca dayanamayıp uyuyanlar da olmuştu. Bu kişilerden biri bankta uyuyakalan Mehmet Ali idi. Can abi gece boyunca bize eşlik etmişti. Hava çok soğuk olduğu için ara ara kafeteryada oturuyorduk. Can abi ile muhabbetlerimizde gelecek hayallerimizden, ilgi alanlarımızdan, kendimizi nasıl geliştirebileceğimiz, nelere yönelebileceğimiz konusunda bilgi alışverişinde bulunuyorduk. Daha da ilerleyen saatlerde, insanların yarı uyanık olabildiği saatlerde, Süleyman hoca koşarak yanımıza geldi. ‘Koşun bir yıldız patlaması var gökyüzünde!!!!’ dedi. Hepimiz heyecanla gözlem alanına gittik. Eğer öyle bir şey olsaydı bunu sanırım koşarken bile gökyüzünde fark edebilirdik. Ama herkesin bilinci kapalı olduğundan teleskop merceğinden gözlemlenebilecek kadar küçük bir şey olabileceğini düşünmüştük. Oysa her şey şakaydı. Bu şaka ile uyanmış ve alana gelmiş olduk. Bir gözlem turnesi daha başlamış oldu.  Teleskop alanında tanıştığımız Okan da gece boyunca bize eşlik etmişti. Hep birlikte Güneş’in ve Ay’ın doğuşunu izlemiştik. Ay da o günlerde Güneş’in doğumuna yakın saatlerde doğmaktaydı. Sohbet ede ede sabahı ettik. Üzerimizde kat kat kıyafetlerle…

FST üyeleri sabaha karşı dağın eteğinde oturmuş, gün doğumunu bekliyor.

Gün doğarken ardından tepelerin, veda günü gelir FST’lilerin.

Son gün hüzünlü geçti. Veda videosunu izledik tüm katılımcılar olarak. Sonra da toplu bir fotoğraf çekimi oldu. Aşçısından hocasına katılımcısından görevlilere kadar hep birlikte… Su fişekleri ve roket deneyleri oldu. Müzik çaldı, insanlar dans etti. Biraz hüzünlü olsa da çok güzeldi. Tanıştığımız herkesle yavaş yavaş vedalaşmaya başladık. Küçük çocuklarla, hocalarla, görevlilerle, diğer katılımcılarla… Minibüse binip cayır cayır yanan Antalya merkeze giderek birbirimizle vedalaştık…

 

Geriye biz her Future… Science… Team! deyişimizde arkamızdan Oooo yaaşşş kaçç? Diye seslenen Süleyman Hoca, herkese domates gibi yandığını sürekli hatırlatan Korhan Hoca, “iyi bir astronom iyi frizbi oynar!” diyen Oğuzhan abi, örümcekle olan savaşımız, soğukta donmamak için birbirimize sarılarak uyumamız, erkeklerin gece boyunca çadırda gıybet yaptıkları için uyuyamamamız, köyde parkta oynamaktan zamanın geçtiğini fark etmememiz ve bu sırada ISS geçişine denk gelip gözlemlememiz, köyde kaybolanları bulma çabamız ve daha nice komik, ilginç ve eğlenceli anı kaldı.

Tüm katılımcılar ve görevlilerin yer aldığı toplu fotoğraf. Büyük bir kalabalık var.

Gözlem Şenliği toplu fotoğrafı.

Bu yazıyı buraya kadar okumanıza umarım değmiştir. Eğer buraya kadar okuduysan teşekkür eder ve tavsiyemi sizinle paylaşmak isterim. FST ile tanışmam ve bu etkinliğe katılmamız benim için bir dönüm noktası oldu diyebilirim. Siz de yeni insanlarla tanışmaktan (elbette çabucak güvenmeyin), yeni şeyler denemekten, öğrenmekten kaçmayın. En önemlisi de hayallerinizin peşinden koşun ama bu koşuda yanınızda öyle destekçileriniz olsun ki düşerseniz elinizden tutup kaldırsın ve birlikte yola devam edebilin diye.

Ben FST’de bu yol arkadaşlarını buldum.

FST üyelerinin köye yürüyüşe çıkarken denk geldiği tabela ile çekindiği fotoğraf var. İki tabela var, biri yolun sağını, diğer solunu işaret ediyor ve ikisinde de "Antalya" yazıyor.

“Dünya yuvarlakmış!”

Bir Biohacker’ın CRISPR Deneyimi – Barış Can Çakır

Merhaba arkadaşlar, ben Barış. Bugün sizlere son zamanlarda oldukça popüler olan CRISPR Gen Düzenleme Teknolojisi ile ilgili denk geldiğim ve beni oldukça şaşırtan bir haberden bahsetmek istiyorum. Genetik biliminin etik tartışmalarını bir kez daha gündeme getiren ve CRISPR yönteminin sınırlarını tekrar düşünmemizi sağlayan Josiah Zayner’ın yaptıklarına gelin birlikte bakalım.

Josiah Jayner masaya kolları dayanmış halde ve önünde çeşitli laboratuvar malzemeleriyle duruyor.

Josiah Zayner.

Biyokimyager ve NASA eski çalışanı olan Josiah, kendi DNA’sını değiştirdi ve bunu nasıl yaptığını adım adım blogunda anlattı! Kas dokusunun büyümesini durduran Myostatin genini, ön koluna enjekte ettiği CAS9 proteininin ve düzenlenmiş rehber RNA’nın yardımıyla DNA’sından çıkaran Zayner’ın, en azından teoride, kas dokusunda belirgin bir artışla karşılaşması bekleniyor. Çılgınca!

Blogunda, ‘’Bu deneyin amacı benim kas kütlemi arttırmak veya yöntemin %100 etkili olduğunu göstermek değildi. İnsanlığın değişiminin dönüm noktasındayız. İlerde kendi genomunu tıbbi sebeplerle, bilim için, spor için veya sadece canı sıkıldığı için değiştirecek yüzlerce insandan ilkiyim.’’ ifadelerine yer veren Zayner, bu deneyin kendi üzerinde yaptığı ilk deney olmadığını, daha önce de kendi üzerinde yaptığı bir deneyde başarıyla genomunu değiştirmeyi başardığını ifade etti.

Fotoğrafta elinde bir enjektör tutan Josiah Zayner görülüyor.

Josiah Zayner, enjekte etmek için hazırlık yapıyor.

Bilimin demokratikleşmesini ve ulaşılabilir olmasını,  insanların ‘kendi kendilerine genetik yapılarını değiştirebilmesini’ amaçlayan Zayner, ‘’Dünya tarihinde ilk kez, doğuştan sahip olduğumuz genlerin kölesi değiliz.’’ dedi.

Zayner’a tepkiler ise gecikmedi. University of Calgary’den tıbbi genetik uzmanı Dr. Aneal Khan, Zayner’ın ‘hedef dışı değişikler’ yüzünden kendini riske attığını ve bu çalışmaların insanlarda nasıl sonuç vereceğinin henüz kesin olarak bilinmediğini ifade etti.

Peki, Dr. Khan ‘hedef dışı etkiler’ diyerek neleri kast ediyor? Bunu anlamak için öncelikle CRISPR CAS9 mekanizmasında kullandığımız düzenlenmiş rehber RNA’nın işleyişinden ve sistemin ‘olası kötü sonuçlarından’ bahsetmemiz lazım.

Genlerimizi oluşturan nükleotidleri bir kolyedeki birbiri ardına dizilmiş boncuklara benzetebiliriz. CAS9 proteini ile bir nükleotidi değiştirmek oldukça hassas bir süreçtir ve her zaman istediğimiz nükleotidi değiştiremeyebiliriz. Kolyedeki siyah boncuğu değiştirmek isterken boncuğun yanındaki mavi veya yeşil boncukları değiştirebileceğimiz gibi siyaha oldukça benzeyen gri bir boncuğu da elimizde olmadan değiştirebiliriz. Böyle bir değişiklik sonunda kolyemiz istediğimiz gibi olmayacaktır. Genlerimizde yapacağımız bu değişiklerin sonucunda da böyle hatalar olabileceği ve bu hataların sonuçlarının kestirilemeyeceği için CRISPR’ın önündeki en büyük engellerden birini de bu belirsizlik oluşturuyor diyebiliriz.

Aynı zamanda ‘genetik mühendisliği kitleri’ satan bir şirketin sahibi olan Zayner, “Yapmaya çalıştığımız şey, genetik mühendisliği teknolojisini insanlar için erişilebilir hale getirmek. İnsanların bu teknolojiyi akıllı telefonlarından bir uygulamayı kullanır gibi kullanabilmelerini istiyoruz.” diyor ve garajındaki laboratuvarında çalışmalarını sürdürüyor.

Bilim dünyasının yükselen değeri CRISPR pek çok artısıyla birlikte yukarıda bahsettiğim bazı eksileri de barındırıyor. Çeşitli otoritelerin CRISPR ile ilgili yaptığı düzenlemeler bulunsa da henüz ‘biohack’ için bir düzenleme veya kanun mevcut değil. Tarihte bilim insanları kendi üzerlerinde oldukça fazla deney yapmış olsalar da günümüz şartlarında insanların kendi üzerinde CRISPR gibi çok yeni ve sonuçlarını henüz yeterince gözleyemediğimiz yöntemlerle deneyler yapabilir olması beni endişelendiriyor. Gelecekte bu tarz girişimlerin hem ulaşılabilir hem kontrol edilebilir olmasının hepimiz için hem ‘eğlenceli’ hem de farklı bir deneyim olacağına inanıyorum, ancak o günler gelene kadar CRISPR araştırmacılarının bizlere daha çok veri sunmasını beklememizde fayda var.

Bilimle kalın…

Referanslar;

Bilimin Köprüsü – Beyza Gülşen

Merhaba Future Science Team‘in değerli takipçileri! Sizlerle burada, yeni platformumuzda buluşmak harika bir deneyim benim için.

Öncelikle kendimden biraz bahsedeyim sizlere. Ben Beyza Gülşen, Muğla’da Türkçe öğretmenliği okuyorum. Evet, Türkçe öğretmenliği! Şu an birçoğunuz öğrenim gördüğüm sözel bilim alanıyla, ilgilendiğim alan arasındaki zıtlığı düşünüp bu tarzda bir insanın astronomi gibi bilimlerle ne işi olur diyor olabilirsiniz. Bu daha önce duymadığım bir tepki olmayacaktır. İlgi alanım kesinlikle sözel bilimlerle bu yönde devam etmekte ve düşündüğünüz kadar uzak değil aslında. Tarihte de birçok başarının örneği burada yatmakta.

Biraz geri gidelim zamanda ve farklı örnekler verelim. Mesela felsefe. Bildiğiniz üzere sözel konuların yoğunluk gösterdiği bir alandır felsefe, fakat her bilim dalının elinden tutan ve her bilim dalıyla yakın ilişki kuran da odur aslında. Felsefe olmadan fizik, kimya, biyoloji vs. herhangi bir bilim dalına ulaşmamız güç olacaktı; çünkü felsefe, derin düşünmektir, sorgulamaktır. Sonuçta şu anda bildiğimiz şeyler ve kaynaklardan edindiğimiz bilgiler insanoğluna direkt sunulan şeyler değildi. İnsanlar fark ederek, düşünerek, sorgulayarak bu sonuçlara ulaştılar ve sonuçların kalıcılığını sağlamak adına yine yazarak ve anlatarak bizlere ulaştılar.

Newton’dan Heisenberg’e, Max Born’dan David Bohm’a kadar birçok fizikçi aynı zamanda birer filozoftu. Yine de fizik-felsefe ilişkisine bir örnek verecek olursak, 17. yüzyılda Descartes’in şüpheciliğiyle “düşünüyorum öyleyse varım” ilkesini temel alması ve felsefesini bunun üzerine kurması; mekanik evren anlayışını oluşturması ve Newton’un öğrenciliği sırasında Descartes’in düşünceleriyle tanışmasının ardından mekaniğin üç temel yasasını ortaya atmasını söyleyebiliriz. Yani burada da gördüğümüz gibi düşünmek her şeyin temeli halindedir. Felsefe de insanların düşünce aşamalarıdır, bu aşamalar sayesinde pozitif bilimler de ortaya çıkmıştır.

Peki sadece fizik ve felsefeyi mi ilişkilendirebiliriz? Tabii ki hayır. Kimya, biyoloji ya da fiziğin felsefeyle ilişkisini konuşabileceğimiz gibi insan davranışlarını inceleyen bir alan olan psikolojinin bu dallarla da arasındaki köprüyü konuşabiliriz. Bu şekilde birbiriyle bağdaştırabileceğimiz daha nice örnek çıkarabiliriz fakat asıl konudan çok da uzaklaşmak istemem.

Şu an bizleri bu sayfada bir araya getiren ortak nokta bilime, astronomiye olan ilgimiz olması. Sizin de içinizde benim gibi olan birçok kişi vardır elbet. Matematiği çok iyi olmasa da, fizik problemleri çözemese de; evreni, içerisinde bulunduğumuz bu küçük yuvamız dışında neler olup bittiğini merak edenlerimizin sayısı eminim ki çok fazla ve şunu söylemeliyim ki, kesinlikle yalnız da değiller.

Merak etmek, araştırmak, bilgiye olan açlık bu insanların doğuşundan beri gelen bir içgüdüsü. Doğru yerde ve doğru zamanda kullanıldığı takdirde birçok kapıyı da açacaktır, desteği her zaman büyük olacaktır. Ben doğru emeller için kullandığımızı düşünüyorum. Siz de öyle düşünüyor olacaksınız ki zamanınızı şu an bu iş için harcamaktasınız. O zaman ne mutlu! Ne de olsa merak ettikçe, öğrendikçe ve bunu paylaştıkça varız.

Bilimin ışığı sizlerle olsun…

 

İnsanlar Neden Bilime İlgi Duyar? – Mert Soydal

Merhabalar, ben Mert.

İnsanlık tarihi boyunca insanlar çevresindeki doğa olaylarını incelemiş ve onları kendilerine en uygun bir biçimde açıklamaya çalışmıştır, bunun en büyük nedeni bir sebep sonuç ilişkisi kurmak ve akıl sağlını korumaya çalışmaktır. Bunu sizin hayatınıza uygulamaya çalışırsak siz bu yazıyı okurken arkanızdan şiddetli bir ses gelirse aklınıza ilk gelecek olan şey onun nereden geldiği, nasıl olduğudur; beyniniz saniyeler içince sebep sonuç ilişkileri kurar ve siz de onun doğruluğunu test etmek için masanızdan kalkıp sesin geldiği yere gider ve kendinizce nedenini bulmaya çalışırsınız. Benzer bir olayın 5-6 kişilik ilkel insan topluluklarının başına geldiğini düşünün, bir yıldırım çakıyor ve gözlerinin önünde koskoca bir ağaç yanıyor. Bu durumu açıklığa kavuşturmazsanız akıl sağlığınızı koruyamazsınız. O ilk insan grupları bu sorunlara kendilerince en iyi cevap olan Gök Tanrısı gibi kavramlarla açıkladılar. Bu ve benzeri süreçler sürekli yeni cevaplar verip daha sonra o cevaplarının doğruluğunun test edilmesiyle günümüzün modern bilim anlayışını doğurdu.

Bir maymun kabilesinin ortasına düşen siyah bir cisim, bu siyah cisimi yönetmen Kubrick bilgi olarak betimlememizi istiyor ve filmi ona göre yönlendiriyor.

“2001: A Space Odyssey filminden insanlığa bilginin gelişinin betimlendiği meşhur sahne”

İnsan yapısı gereği varlığını, hayatını etkileyecek şeyleri merak eder. Astrolojiye karşı olan ilgi buradan gelmektedir; hayatını nasıl sürdüreceği, aşk hayatı gibi kişiyi etkileyecek unsurlar insanda merak uyandırır ve bu merak takip edilir. Bilime olan ilginin bir sebeplerinden birisi tam da budur! Bilim bizim hayatımızı değiştirecek yenilikleri barındırır, bu yenilikler bizim hayatımızı az ya da çok etkiler. Örneğin yaşadığı bölgede de aktif fayların olduğunu öğrenen birisi evini depreme karşı dayanıklı yapmak için çaba sarf edecektir.

Günümüzde bilime olan ilgi bunlara ek olarak popüler kültür ile de oluşmaktadır. 9 yaşındayken Jules Verne’nin Aya Yolculuk’unu okuyup uzayla ilgi düşler kurmayan çocuk yoktur. 2001: A Space Odyssey, Interstellar, Star Wars, Star Trek izlerken aklımıza gelen “bu evrende yalnız mıyız?” gibi sorular bizim bilime olan ilgimizi artırıp merak dürtümüzü uyandırır.

 

Samimi bir merak, insan olmanın kilit taşıdır. Merak ettikçe araştırır, araştırdıkça öğrenir ve haz duyarsınız. Biz biliyoruz ki bilginin paydası sonsuzdur. Ne kadar şey öğrenirsek öğrenelim hep eksik kalacak ve araştırmaya devam edip bundan haz duyacağız. Güçten tatmin olabilirsiniz, paradan tatmin olabilirsiniz fakat bilgiden tatmin olamazsınız.

Bilimle kalın.

,

FST Bursa Gökyüzü Gözlem Şenliği’nde! – 29-30 Eylül 2017

Harika bir etkinliği daha geride bıraktık!

Bursa Gökyüzü Gözlem Şenliği’nde yönettiğimiz Galaktik Oyunlar Atölyemizde kendi tasarladığımız ve yaptığımız oyunları oynatarak katılımcıların eğlenerek öğrenmesini ve bilgilerini yarışmalarla kalıcı hale getirmesini sağladık. Tabii ki galaktik oyunlarımızın kazananlarına galaktik ödüller verdik. Atölyemizin en yoğun ilgi gören atölyelerden biri olması bize ekip ruhunun ve özverinin güzel karşılığını verdi ve bu işi ne kadar sevdiğimizi fark ettik. Oyunlarımızı hazırlayan ve iki gün boyunca durmaksızın canla başla çalışan, aç ve uykusuz olsa bile atölyedeki misafirlerimizi yüksek enerjiyle karşılayan ekip arkadaşlarımıza, maddi ve manevi destek veren aile fertlerine, yemyeşil kamp alanlarını bize açan Nilüfer Belediyesi’ne, ortak çalışma bilinci ile daha iyi işler çıkarabileceğimizi hatırlatan ODTÜ AAT üyesi ve YGA Gönüllüsü arkadaşlarımıza, ikinci günün sabahında bizi evine kahvaltıya davet eden ve bu kalabalık ekibe kahvaltı hazırlayan Eda Abla’ya, şenlikte yanımızdan ayrılmayarak hepimize anne-babalık yapan Barış, Can ve Aleyna’nın ailesine, desteğini esirgemeyen Gülhanım Çelik hocamıza ve etkinlik sonunda kürsüde ekibimiz hakkında yaptığı gurur verici konuşması için Memduh Sami Taner hocamıza çok teşekkür ederiz. Biz bu etkinlikte genç arkadaşlarımıza öğrettiğimiz kadar kendimiz de öğrendik, bu öğrendiklerimizi ve tecrübelerimizi bundan sonra katılacağımız etkinliklerde daha iyi işler çıkarmak için kullanacağız. Şunu fark ettik; imkanlar ne kadar kısıtlı olursa olsun, sevdiği işi yapan bir grup genç bir aradaydı ve üstesinden gelinmeyecek sorun yoktu. Her şey harikaydı, biz çok mutlu ayrıldık, teşekkürler Bursa!

FST üyeleri şenlik alanında sıralanmış, arka sıra ayakta, orta sıra diz çökmüş ve en önde de Aylin kollarını açmış.

Bu etkinlikte yer alan FSTliler;

  • Aylin Açıkgöz
  • Esra Ermiş
  • Merve Nur Özkan
  • Ekin Ezgi Atasoy
  • Erol Egemen Gürman
  • İlker Durmaz
  • Özlem Yaman
  • Berfin Dağ
  • İrem Karaçin
  • Can Kıdır
  • Mert Çulha
  • Barış Bayraktar
  • Seyfettin Denli
  • Berk Turgut
  • Gül Biriz Özkan
  • Ömer Burak Aladağ
  • Atakan Nalbant
  • Yiğit Çilingir
  • Samet Töngelci
  • İrem Necipoğlu
  • Aleyna İrem Çilingir