, ,

Film Önerisi: October Sky

Merhabalar, ben İrem. Bugün, sizlere arkadaşımın önerisiyle izlemeye başladığım, izlerken düşüncelerimin arasında kaybolduğumdan birçok kez filmi geriye sarmak durumunda kaldığım October Sky’dan bahsedeceğim. Sıradan bir başarı hikayesi gibi görünebilir; fakat eğer isterseniz derin anlamlar yüklü bir hikaye de olabilir.

Film, kömür madeninin çevresinde şekillenmiş bir kasabada, ‘şanslı olanın futbol bursu alarak üniversitede okuyabildiği geri kalanların ise madende çalıştığı’ düşüncesinden sıyrılmayı başarmış Homer ve arkadaşlarının başından geçen olaylar dizisini konu alıyor.

 

Görsel iki parçanın birleşiminden oluşmaktadır. İlki roman kapağı olup arka planda gökyüzü bulunmaktadır ve Rocket Boys yani roket çocuklar anlamına gelen kitap ismi büyük harflerle yazılıdır. İkinci görsel, filmin afişi olup bu afişte ana karakter Homer ve bayan olan öğretmeni tüm afişi kaplamaktadır. İkisi de gülümseyerek ve şaşkınlıkla ağızları yarı açık bir şekilde gökyüzüne bakar gibi duruyorlar. Başlarından omuzlarına kadar görünen bu kısım photoshop ile başka bir görselden afişe eklenmiş gibi durmaktadır.

İlk görsel, filmin uyarlandığı romanın kapağı; ikincisi ise film afişi.

 

Ana karakterimiz Homer’ın roketlere olan ilgisi, Sputnik’i gökyüzünde seyredişi ile başlıyor. O andaki hislerini şöyle ifade ediyor:

’Orada durdum ve gökyüzünde ilerleyişini izledim. Dünyanın herhangi bir yerinde, o sırada gökyüzüne bakan birisi de benim gördüğüm şeyin aynısını gördü. İlk defa Coalwood’un dış dünyanın bir parçası olduğunu hissettim.”

 

Bir grup insan başlarını gökyüzüne çevirip şaşkınlıkla seyrediyorlar. En ön sırada Homer ve annesi var. Komuşlarının ağzı açık olması ne denli şaşkın olduğunu anlatıyor. Uçan ve sürekli dünya etrafında dönen bir cisim yani uydu görmeleri o dönem için fazlasıyla şaşırtıcı. Kıyafetleri genel olarak gömlek ve hırkadan oluşuyor. Filmden alınan bu kesitte insanların bel kısmına kadar görülebiliyor ve alt yazı olarak: ''Ben de gördüm, işte orada.'' yazıyor.

Bu sahnede, Amerika ve Sovyetler Birliği’nin uzay yarışında olduğu dönemde, Sputnik’in Batı Virginia üzerinden  geçeceğini öğrenen Coalwood kasabası için sıradan olmayan bir an olduğunu görebiliyorsunuz.

 

Ve… Homer hemen ekibini toplayıp, roket denemelerine başlıyor. 1960’lara göre çok yeni olan roketlerle ilgili bilgi ve gerekli araçları bulmak hiç de kolay olmuyor. Karşılaştıkları sayısız engel ve yaşadıkları problemleri izlerken bu denli ısrarcı oluşlarına karşın, itiraf etmeliyim ki,  ben olsam vazgeçebilirdim. Bir süre onlar da vazgeçiyor ama… (Daha fazla içeriğinden bahsedersem filmi izlemenize gerek kalmayabilir.🙄)

 

 Beyaz bir arka planda siyah renkte İngilizce bir alıntı var.

 

 

Öğrenmeye çalıştığım bir şeyi neden öğrenmeye çalıştığımı bildiğimde, ne kadar karmaşık olursa olsun, zor olmadığını keşfettim.”

   -Rocket Boys

 

 

 

 

 

Bu heyecanlı dört arkadaşı izlerken, fazla heyecanlanıp ”Ben de mi roket yapmaya çalışsam?” diye düşünmekten alıkoyamamıştım kendimi. Ama bu filmi benim için anlamlı kılan filmin zihnimdeki zincirleri kırıp,  kırılan her zincire uzak bir gökyüzünden bakmamı sağlayan inanılmaz bir hafifliğe erişebilmeme yardımcı olmasıydı.

…ama onlardan kaçmıyordum, sadece görebiliyordum.

 

Okulun koridorunda konuşmakta olan Homer ve Homer'ın öğretmenini görmekteyiz. Öğretmeni sarı saçlı açık renkli kıyafetlere sahip zarif bir kadın. Homer'a ise tam bu sahnede şunu söylemekte: ''...ama bilim matematik gerektirir, matematik hiçbir zaman senin favori dersin olmadı.'' Homer'ın karşısına çıkan sınırlamalardan küçük bir tanesine örnek olacak bir sahne.

Homer ve öğretmeni okul koridorunda konuşmaktaldır.

 

Zincirlerin iç içe geçmiş halkalarında toplumsal sınırlandırmalar, yaşam şartları,  beklentiler, en çok da insanın kendisinden beklentileri, ortalama ortaokul-lise yılları, ortalama bir birey olmak ve daha birçoğu vardı (Eminim, ‘ortalama’ kavramı size bir sınırlayıcı gibi gelmemiştir. Ancak ulaşılması zor bir hayal için yaşamınızda fazlasıyla ‘ortalama’ olabilir ve bunu sınırlayıcı bir etken gibi düşünebilirdiniz.).

Önemli olan ise bütün başarılı ve başarısız hikayelerin ortak noktasıydı: Çalışmak; nasıl ve neden başladığını unutmadan, ondan keyif alarak ve ‘’bir gün ‘o’na ulaşabilme umudunun bizim en büyük hazinemiz’’ olduğunu bilerek, sahip olduğumuz ve olabileceğimiz nice deneyim ve güzel dostluklarımızla birlikte.

 

Dört, üç, iki, bir…

Gökyüzüne doğru arkasında bir pamuk yığını misali duman bırakan bir roket ilerliyor. Mavi açık gökyüzünde pamuk gibi bulutlar ve yükselmeye devam eden AUK adlı roket huzurlu ve umut dolu hissettiriyor.

Son uçuş denemelerinde, AUK gökyüzünde ilerliyor.

Filmin son kısmında şu anda Homer Hickam'ın neler yaptığı ile ilgili gerçek hayattan bilgi veriliyor. Homer'ın bir fotoğrafı var arka planda ne olduğu belirsiz ancak bir yaka kartı ve NASA armalı ceketiyle kameraya doğru gülümseyerek poz vermiş. Altyazı ise şöyle: ''Homer Hickam NASA'da mühendis oldu ve şimdi uzay mekikleri için astronot yetiştiriyor.'' Vay be! dedirten cinsten bir altyazıyla bitirdiler. :)

 

 

 

, , , , , , , ,

BİLİM ŞENLİĞİ; ANTALYA ERÜNAL SOSYAL BİLİMLER LİSESİ

 Merhaba Future Science Team ailesi! Ben FST Antalya temsilcisi Özlem. Bu yazımda size düzenlemiş olduğumuz başta Bilim ve Sanat Şenliği olan ve ardından sadece Bilim Şenliği olarak faaliyete dökülen etkinliğimizden söz edeceğim.

 İlber Ortaylı Alanya’da konferans verdiği zaman, çıkışta belediye başkanın ardından koşup; “Selam, ben Bilim ve Sanat Şenliği düzenlemek istiyorum. Bana destek verin.” dememin ve belediye başkanının “Tamam, söz veriyorum destek olacağım.” demesinin üzerine başlayan bir koşuşturmaca…

 

Öncelikle neden sadece bilim değil de bilim ve sanat şenliği düzenlemek istediğime değinmek istiyorum. Bilim ve sanat genellikle birbirinden ayrı ilerlemekte. Peki neden? Neden bir arada olmasın? Neden bilim sadece sayısalcıların, sanat ise neden sözelcilerin ilgilenmesi gereken alanlarmış gibi düşünülüyor ? Öncelikle bu düşüncelerden arınmamız gerek. Beynimizi ve düşüncelerimizi kesin sınırlarla çizmemeli ve ilgi alanlarımızı sınırlamamalıyız. Örnek verecek olursak; örnek bizleriz, kendimize bakalım. 🙂 Ben eşit ağırlık öğrencisiyim. FST bünyesinde de benim gibi birçok insan var. Blog yazılarımızı okuyan birçok farklı alandan insan var. Kubilay Hoca; “2019’da benimle Güney Amerika’ya tutulma için kimler gelmek ister?” dediğinde “Beni kesin yazın.” diyen ilk kişi bir sosyoloji öğretmeni idi. (Bu konuya daha sonra değineceğim.) Neden bilim ve sanat şenliği düzenlemek istediğime gelecek olursak; bilimsever insanları sanatla, sanatsever insanları ise bilimle buluşturarak; bu insanlar arasında iletişim oluşturmak, bilimseverlerin sanata ilgisini oluşturmak ve aynı şekilde sanatseverlerin bilime ilgi duymasını sağlamak istiyordum. Bunun en güzel yanı ise insanlar yeni ilgi alanları bulacak ve ilgili olduğu alanda yeni şeyler keşfedebileceklerdi. Bu nedenle düzenlediğim ilk programda bilimle (astronomi ağırlıklı) ilgili bir konferans ardından; tiyatro, şiir dinletisi yahut konser vardı. Etkinlik süresince ise farklı alanlarda açılmış stantlar gelenleri karşılayacaktı. Tüm etkinlik bu şekilde düzenlendikten ve her şey kesinleştikten sonra etkinlik zamanına bir ay kala okulum gerekli izinler konusunda destek olmayacağını (yetiştiremeyeceklerini ve beklemem gerektiğini) dile getirdi. Fakat bunca emeği ve gönüllü onca insanın hevesini çöpe atamazdım. Yaşımdan ve öğrenci sıfatımdan ötürü pek ciddiye alınmıyordum. Üniversite ve başka bir liseden etkinlik için bize destek vermelerini talep ettim lakin olumlu bir yanıt yoktu. Tam sanırım olmayacak diye düşünmeye başladığım esnada, Antalya Erünal Sosyal Bilimler Lisesi öğrencisi olan kadim dostum Aslı ile görüştüm, bana yardımcı olup olamayacaklarını sordum. Kısa bir süre sonra Aslı’dan çok güzel bir haber aldım. Okul müdürü Özgür Uygur ile etkinlik hakkında konuşmuştu, etkinliği okullarında yapmak istiyorlardı! Hatta okul müdürü programda Ethem Hocayı görünce “Ethem Bey’i tanıyorum.” diyerek etkinlik hakkında konuşmak için aramış telefona cevap alamayınca şöyle demiş: “Kesin gece yıldızları izlemiştir, bu yüzden hala uyuyordur“. Müdürün bu tepkisi ve onayı üzerine Aslı’nın ve fizik öğretmeni Ramazan Bey’in yardımı ile etkinlik programını tekrar düzenledik. Tarih iki gün önceye çekildi. Bundan ötürü Kadir Uluç ve Mahmut Tekeş gelemeyeceğini bildirdi. Yeni programda Ethem Derman ve Kubilay Akdemir iki gün (10-11 Nisan), ikişer oturum olacak şekilde konferans vereceklerdi. Dışarıda ise FST Antalya ekibinden Mert ve arkadaşı Vahit robotik, Nazlıcan ve Emine FST tanıtım, Aslı ve Ben Güneş Sistemi Oyunları standı açacaktık. Bunların haricinde kuyruklu yıldız örneği, su roketi ve Atak’ın potasyumdan elektrik üretme üzerine standı olacaktı. Program hazırlanırken bir yandan sponsor arıyorduk. Sokağa çıkıp lüks görünen ve bize yardım edecek düzeyde mekanlara gidip sponsor talebinde bulunduğum dahi oldu. Fakat kesin olan bir şey vardı ki; zenginlere para yetmiyor ve vermek istemiyorlardı. (Bazı kalbi güzel insanları bunun dışında tutsam dahi durum böyleydi.) Alanya ve Antalya Belediyesi’nden destek aldık. Özellikle Aslı ile Antalya Büyükşehir Belediyesi’ ndeki koşuşturmamız saatler içerisinde yaşlanmamıza sebep olsa da size önerim: sponsor ihtiyacınız varsa bireylerden ziyade belediyeler bunun için en uygun yerler. Sabrettiğiniz ve ısrarcı olduğunuz taktirde size yardım etmekten çekinmiyorlar.

Bu uğraşların sonunda etkinlik günü geldi çattı! Çok heyecanlı idik. Sabahtan stantlar hazırlandı. Bunun haricinde 19. Ulusal Gökyüzü Gözlem Şenliği’ne gittiğimizde sağı da solu da Antalya olarak gösteren bir tabela vardı. Orada FST üyeleri olarak ” Dünya yuvarlak!” adı altında güzel bir fotoğraf çerçevesine girmiştik. Onun anısına ve 21. yy.da hala “Dünya düz!” diyenlere inat duvara sağı ve solu Antalya, yeri ve göğü Uzay olarak gösteren oklar yerleştirdik. Ethem Hoca ve Kubilay Hoca tam zamanında gelmişti. Heyecanla onları karşıladık.

Ethem Derman, arkasında gezegen görseli, Atatürk, bayrak ve kolon ile kendini kaptırmış gezegenleri anlatıyor. Fotoğraf orta sıralardan ve sol taraftan çekilmiş. Bu nedenle kolon arkadaki görsellerin önünü kapatmıyor. Ethem Hoca'nın üzerinde gri (metal kokusu) takım elbisesi ve üzerinde gezegenler olan kravatı var. Saçları ve sakalları beyaz-gri ve uzun. Sol elini havaya kaldırmış ve beş parmağı açık bir şekilde duruyor, sağ elinde mikrofon var. Öğrenciler yine arkadan görünüyor.

Ethem Derman, Öğrencilere Gezegenleri Anlatıyor

İlk konferans Ethem Hocanın “7’den 70’e Gökbilim” adlı konferansı idi. Konferans başlamadan önce Ethem Hoca beni çağırdı. Beni öğretmen sanıyormuş ve “Neden bana söylemedin? Ben seni öğretmen sanıyordum.” dedi. Bir şey diyemedim. 🙂 Açılış konuşmasını güzel umutlarla yaptım. Artık söz Ethem Hocadaydı. Konferans eğlenceli ve bilgi dolu geçti. Konferans sonunda sorulan sorular bunu kanıtlar nitelikteydi.

Kubilay hocanın konferans konusu ise “Tutulmaların Kültür Üzerine Etkisi” idi. Kubilay Hoca, herkeste bir heyecan uyandırmayı başardı. Konferans esnasında ve çıkışında tekrarladığı bir soru vardı; “2019’da benimle Güney Amerika’ya tutulma için kimler gelmek ister?”Neredeyse herkes el kaldırdı fakat kesin gitmek isteyen sayılı kişiler vardı. ( Malum ulaşım masrafı, sınav dönemi gibi sorunlar çoğu kişiyi bu güzel teklifin peşinden gitmekte alıkoydu.) Konferansın ardından stant alanına geçtik. Kuyruklu yıldız örneğini yaptık insanların en çok ilgisini çeken bu oldu. Su roketi yapamadık (Ve yapmak için borularla yaşadığımız deneyim bir çoğumuzun borulardan nefret etmesine sebep oldu, buna rağmen sonuç olarak yapamamıştık. Tabi bu sırada Berfin’e defalarca boru kullanmadan nasıl yapıldığını sorsam da onu yapacak vaktimiz kalmamıştı ve başka bir etkinliğe erteleme kararı aldık.)
Etkinlik sürecinde okulun pansiyonunda kalacaktım. Gece 3.50’de kalkıp sosyoloji öğretmeni Seçkin Hanım, Sevcan ve Aslı ile ay gözlemi yaptık. Seçkin Hoca gözlem esnasında “Keşke yeğenlerime bisiklet değil de teleskop alsaydım.” diye bir cümle kurdu. Bu bizi çok mutlu etti, çünkü etkinliğimizin meyvelerini toplamaya başlamıştık: İlgi uyandırmayı başarmıştık! Gözlemin ardından dinlenip etkinliğimizin ikinci ve son gününe hazır uyandık. Sabah okul müdürü Özgür Bey, çocuklarını da alıp gelecekti ve gözlem yapacaktık fakat gökteki bulutlar bizi hüsrana uğrattı. Gözlem yapamadık. İkinci gün, ilk konferans yine Ethem Hocaya aitti. Sayıların dilinden, ötegezenlerden ve SETİ çalışmalarından bahsetti bizlere. Yine Ethem hoca ve yine eğlenceli bir konferanstı. Öğle arası Ethem Hocayı sevgiyle uğurladık. Öğleden sonra Kubilay Hoca, astrofotoğrafçılık ağırlıklı olmak üzere kendi serüvenini de içeren harika bir konferans verdi. Bir çok soru geldi ve konferans konusu haricinde de bir çok konuya değinildi.

Arka planda; Mustafa Kemal Atatürk, Al bayrak ve bunların iki yanında Kubilay Hoca'nın hazırlamış olduğu slaytta yer alan tutulma görselleri bulunuyor. Atatürk fotoğrafının önünde beyaz tonlarıda (süt kokusu rengi) bir kolon fotoğrafın önünü kapatıyor. Kubilay Hoca, bayrağın sol önünde duruyor, sol elinde mikrofon var ve slaytı gösteriyor ama maalesef pek net değil. Fotoğrafı dolduran güzel bir dinleyici kitlesi var. Fotoğraf, konferans salonunun arka sırasından çekilmiş. Bu nedenle kadrajda her şeyden daha çok öğrenciler görünüyor. Salon ışıkları açık değil bu nedenle renkler pek ayırt edilmiyor.

Kubilay Akdemir, Astrofotografçılık ve Tutulmalar Hakkında Konferans Veriyor

Kubilay hoca herkesin bildiği fakat çoğu kişinin uygulamadığı bir şeyi de dile getirmeyi unutmadı; “Hayallerinizin peşinden gidin!” Haliyle şu soru soruldu; “Peki nasıl, maddi imkanları nasıl göz ardı edebiliriz?” Haklı bir soruydu. Malum günümüz dünyası… Ama unutulan bir gerçek daha vardı ki, hayallerimiz risk almaya değerdi! Kubilay Hoca bu sorunun üzerine anlatmaya başladı; “İlk teleskobumu borç ile aldım. Onun parasını nasıl mı ödedim? 25 kuruşa gözlem yaptırarak! Sahile gider teleskobumu kurardım. Arkadaşlarım dolaşır eğlenirken ben insanlara gözlem yaptırırdım. Hepsi benimle dalga geçerdi (Hala da değişen bir şey yok! 🙂 ). Ama ben o 25 kuruşlar ile teleskobumun borcunu ödedim ve üstüne bir bilet parası kazandım. O para ile de (şu an neresi olduğunu hatırlayamadığım) bir tutulmayı gözlemlemeye gittim. Orada çektiğim fotoğraf en iyi fotoğraf seçildi.” Bu yeterli bir cevaptı. Risk alan, sevdiği ve hayal ettiği şey uğruna çabalayacak cesareti gösterenler bunları başarabiliyordu. Ve bizler artık kaç yaşında olursak olalım; istediğimiz hayatı değil bize sunulan hayatı yaşamak için çabalıyor, hayallerimizi zaten hayal diyip rafa kaldırıyor, sevmediğimiz ama para kazanmak için çalıştığımız işlerden emekli olup bir gün lafı geçince ben de küçükken hayal kurardım keşke yapsaydım diyeceğimiz bir geleceğe kendimizi hazırlıyoruz. Halimiz iç güveysinden hallice…

Etkinliğimiz bu konferans ile bitti. Etkinliğin, Sosyal Bilimler Lisesi’nde yapılmasının bir güzel yanı vardı. Sosyal bilimciler, geleceğin yöneticileri olma potansiyeline sahiptir. Günümüzde beyin göçlerinin, sınırlı imkanların sebebi; yöneticilerin, bilimin önemini kavrayamamış ve özümseyememiş olmasından ötürüdür. Bu nedenle sosyal bilimcilerin, bilimle buluşturulması ve ilgilerinin uyandırılması için bu gibi çalışmalara ihtiyacımız var. İki gün boyunca Ethem ve Kubilay Hoca ile beraberdik. Fırsat buldukça sohbet ettik, tartışmalar yaptık. İki güzel gün böylece bitti. Biz amaçladığımız gibi Bilim ve Sanat Şenliği düzenleyemedik ama umarım siz bu tür etkinlikler düzenler ve birilerine ilham kaynağı olursunuz. Sevgilerle!

, , ,

Deniz Gülbaharlı ile Söyleşi

Merhaba sevgili okurlar, ben İrem. Bir arkadaşım aracılığı ile tanıştığım ve sizin de tanımanızı istediğim, çok sevgili Deniz ile bir söyleşi gerçekleştirdik.  Kendisi çok başarılı olmakla birlikte, gerçekleştirdiği sosyal sorumluluk projeleri ile ilham kaynağı bir insan. Deniz, Microsoft-Teknolojinin Kadın Liderleri, Geleceğin Teknoloji Yıldızı Ödülüne  ve Genius Olimpiyatları Fizik Kategorisi Dünya İkinciliği başta olmak üzere 8 yarışmada daha dereceye sahip.

Yarışmalar, proje girişimleri ve proje disiplini, yazılım gibi daha birçok konuyu konuştuğumuz bu yazıya daha yakından bakacak olursak;

1- Merhaba Deniz, öncelikle bana vakit ayırdığın için teşekkür ederim. Bize kendinden biraz bahseder misin?

Merhaba İrem! Ne demek, ben bana vakit ayırdığın için teşekkür ederim asıl. 18 yaşındayım, yazılım ve elektronikle ilgileniyorum. Türkiye’nin dört bir yanında atölye çalışmaları yapıyorum. Aynı zamanda İstanbul Teknik Üniversitesi’nde tam zamanlı bir araştırma stajyeriyim. Boş zamanlarımda, yeni şeyler öğrenmekten, su sporları yapmaktan ve film izlemekten hoşlanırım.

2- Birçok dereceye sahip olduğunu biliyoruz. Peki, katıldığın yarışmalar ve sahip olduğun projeler nelerdir?

11. sınıfta geliştirdiğim ‘’Bluetooth Low Energy ile Metrodan Hızlı Geçiş Sistemi’’  adlı projem ile Amerika’da Genius Olympiad yarışmasına katıldım ve 2.’lik elde ettim. 12. Sınıfta geliştirdiğim Mars kolonileri için radyasyon koruması sağlamayı amaçlayan projem ile de TÜBİTAK Türkiye 2.’liği, NASA AMES ve National Space Society tarafından düzenlenen Space Settlement Design Contest 1.’liği ve ESA tarafından düzenlenen Odysseus Space Contest 1.’liği aldım. Bunların yanında Microsoft ve KAGİDER’in düzenlemiş olduğu Teknolojinin Kadın Liderleri Ödülleri’nde Geleceğin Teknoloji Yıldızı ödülünü kazandım. Şimdi ise Intel ISEF 2018’de Türkiye’yi temsil etmek için hazırlanıyorum.

Deniz, Mars kolonisinde radyasyonu engelleyecek bir kalkan tasarladığı projeyi standında sunmak üzere hazırlanmış. Masanın üstünde bir maketi var, arka planda duvarlarda, posterler ve proje ile ilgili görsel modellemeler alt alta düzenli bir şekilde sıralanmış. Fuar alanı gibi görünüyor. Görselde sadece Denize ayrılan kısmı görebiliyoruz. Deniz masanın yanında, kameraya bakarak gülümsüyor. Deniz, kapüşonlu gri kazağı, kıvırcık yarı toplanmış kumral saçları ile gülümserken son derece rahat ve mutlu görünüyor.

48. TÜBİTAK Liseler Arası Araştırma Projeleri Yarışması’nda.

3- Tebrik ederim! ISEF 2018’de de en iyi şekilde temsil edeceğini düşünüyorum. Tecrübelerine dayanarak sormak istiyorum, bir yarışmaya katılmadan önce dikkat edilmesi gereken bazı noktalar olduğunu düşünüyor musun? Varsa bunlar nelerdir?

Tabii, projenin sağladığı toplumsal fayda, taşıdığı bilimsel değer ve özellikle mühendislik alanı için uygulanabilirliği çok önemli. Bunun yanında yarışmalarda projenizi iyi sunmalısınız. Benim bu yönde verebileceğim en büyük tavsiye çalışmaktan zevk aldığınız bir alanda proje geliştirmeniz. Oldukça araştırma yapmanız, bir proje ile aylarca uğraşmanız gerekiyor. Bu süreçte istekliliğinizi yitirmemelisiniz. Sevdiğiniz bir alanda çalışırsanız bu süreç zorlu olduğu kadar eğlenceli de oluyor.

Mars Kolonisinde anlık kozmik radyasyon dalgalarını tespit ederek o konuma yönelen bir kalkan tasarlayan Deniz'in TÜBİTAK'ta sunduğu maketin yakın çekimi. Toprak bir yüzey üzerinde, küçük çanaklar ve yarım küre şeklinde koloniyi temsil edecek maketler fotoğraf karesinin içindeler.

Kozmik radyasyonlara karşı otomatize kalkan projesinin maketi.

4- Bir proje ortaya çıkarmadan önce, o fikri bulmak zor bir iş. Sence, fikir balığı nasıl yakalanır? Hangi aşama ile başlanmalı?

Her bilimsel çalışma bir soru ile başlıyor. Bu soru çok genel veya spesifik olabilir. “Nasıl balık çiftliklerini daha çevre dostu yapabiliriz?” de “Görme engelli bireylere nasıl yardım edebilirim?” de başlamak için iyi sorular. Sonra bir cevap üretmek de, proje fikriniz oluyor. Daha sonrasında da bu projenin yapılıp yapılmadığını araştırmak, ilk aşamayı oluşturuyor. Mesela benim ’Bluetooth Low Energy ile Metrodan Hızlı Geçiş Sistemi’ proje fikrimin çıkış noktası,  akbilimi sürekli evde unutuyor olmamdı.

5- Yer aldığın projelerde bir ekip miydiniz yoksa yalnız mıydın? Ekip üyelerinin sorumluluk bilincinde olması gerektiğini düşünüyor musun?

Proje geliştirmek uzun ve zorlu bir süreç. Takım arkadaşlarının sorumluluk sahibi olmaları gerektiği gibi iletişimlerinin de sağlıklı olması çok önemli. Ben yalnız daha rahat çalıştığımı düşünüyorum, yaptığım işin tam kontrolünde olmak beni daha güvende hissettiriyor. Bu sebeple yalnız çalıştım. Ekiple çalışmanın da yalnız çalışmanın da kendilerine göre artıları var tabii. Kişiden kişiye değişen bir şey.

Denizin NASA'ya gönderdiği bu görsel bilgisayar çizimi. Mars yüzeyi kahverengi toprak. Denizin önceki projesinde yer alan kalkan var. İki astronot camekanlar içindeki sebzelere bakıyorlar hemen sollarında tekerlekli bir Mars aracı var.

Marsta bir gün. Deniz Gülbaharlı’nın NASA’nın bir yarışmasında birinci olan çizimi.

6. Projenin ilerleme sürecinde uygulanması gereken bir proje disiplini olduğunu düşünüyorum. Proje disiplinin sana göre tanımı nedir?

Düzenli çalışmak ve erken başlamak özellikle lise öğrencisi iken proje geliştirildiğinden çok önemli, tamamen katılıyorum. Bence proje disiplini, planlı ve programlı çalışmayı gerektiriyor. Ben programlı çalışma konusunda çok iyi değildim ve bir masa takvimi edinip tüm son başvuru tarihlerini, neyi ne zaman tamamlamam gerektiğini işaretlemiştim. Erken başlamak ve düzenli ilerlemek aynı zamanda projenizi ve başvuru materyallerinizi geliştirecek daha çok zaman veriyor.

7- Sence neden başarılı oldun? Başarısız olduğun zamanlar da oldu mu, başarısızlık sence nasıl karşılanmalı?

Başarısız olduğum zamanlar çok oldu. Hatta ilk projem bir yarışma dışında her yerden reddedilmişti. Başarısızlıkları kişisel algılamamak, çalışmaya devam etmek gerekiyor.  Umudunuzu kaybetmemeniz önemli. Bununla birlikte; şans, azim ve tutku başarılı olmamı sağlayan faktörler. Yani, sevdiğim alanlarda çalışmam, karşılaştığım zorlukların ve yenilgilerin üzerinden gelmem etkili oldu ama şansın da çok önemli bir faktör olduğunu unutmamak gerek.

''GENIUS Olympiad'' tanıtımı yapan afişin önünde Türkiye'den katılan 4 yarışmacı ve yarışmacıların hemen önlerinde tutmuş oldukları Türk bayrağı var. Kameraya bakarak gülümsüyorlar. Deniz soldan birinci sırada. Deniz çiçek desenli bir elbise giyiyor, yanındaki kişi kırmızı, üzerinde İstanbul yazan kısa kollu bir tişört giyiyor. 3. kişi beyaz yakalı kısa kollu tişört giyiyor. Dördüncü kişi ise gömlek kravat ve ceketiyle, ciddi bir duruş sergiliyor. Sahip oldukları minyon yüzler ile lise öğrencileri olduklarını düşündürüyorlar karşı tarafa. Aynı zamanda yarışmanın sonuna gelmiş olmaları sebebiyle yorgun ve mutlu görünüyorlar.

GENIUS olimpiyatlarında, Türkiye’yi çok başarılı bir şekilde temsil etmiş 4 öğrenci. 🙂

8- Edindiğin tecrübeler sana neler kattı? Yaşamında ve karakterinde değişimler yarattı mı?

Başarısızlığı kabul etme konusunda artık çok daha iyi olduğum kesin. Aynı zamanda daha sorumluluk sahibi, bağımsız ve ayakları üzerinde durabilen biri oldum bence.

9- Aynı zamanda birçok sosyal sorumluluk projesinde yer alıyorsun. Biraz bahsedebilir misin?

Tabii, ben kendim internetten yazılım öğrenmiştim ve katıldığım etkinliklerde yazılımla ilgilenen yaşıtlarım çoğunlukla erkeklerdi. Kız çocukları ne yazık ki bu alanlarla çok geç tanışıyor, bu da dünyada teknoloji alanındaki kadın sayısının çok az olmasına neden oluyor. Ben kız çocuklarına yazılım ve teknoloji ile tanıştırmayı amaçlayan Minik Yazılımcılar adlı bir organizasyon yürütüyorum. Kız çocuklarına yazılım öğreten workshoplar düzenliyor, mentörlük programları yönetiyoruz. Ayrıca daha önce Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın kız çocuklarını bilim, spor, sanat gibi alanlara yönlendirilmesini amaçlayan bir reklam filminde de yer almıştım. Benim çok önem verdiğim bir konu.

Deniz’in yer aldığı reklam filmi

10- Söylediğin gibi, kız çocuklar yazılım ve bilimle daha geç tanışıyorlar. Yürütmekte olduğunuz bu proje çok önemli. ‘’Minik Yazılımcılar, Future Science Team’’ gibi daha birçok proje ve topluluk ile birlikte, umarım, Türkiye’nin dört bir yanında fırsat eşitliğinin olduğu yarınlar göreceğiz. Röportajı bitirmeden önce, liseni nasıl geçirdiğini ve yazılıma nasıl başladığını sormak istiyorum. Bu yazıyı okuyacak olan, bizler gibi birçok öğrenciye nasıl bir tavsiyede bulunursun?

Yazılımı, internette bulunan online derslerden öğrendim. Yazılıma başlamak isteyenler için, internet sınırsız kaynak sunabiliyor, ben coursera’dan ders almıştım. Lisede, Türkiye’de yer alan konferanslara ve makerlara olabildiğince katılmaya çalıştım. Bu gibi etkinlikler, farklı bir çevre ve iyi bağlantılar kazanmamda aracı oldu. Aynı zamanda İstanbul Teknik , Boğaziçi ve Koç Üniversiteleri’nin açık ders programlarından ders aldım. İlgi duyduğum alanları keşfetmemde yardımcı oldular. Diğer yandan, interneti doğru kullanmanın birçok fayda sağladığını gördüm. Mesela yurt dışında katılmak istediğim yaz okulları üzerine bazı kurum ve kişilere mail atmıştım. İlgili olduklarını gördükleri takdirde sana fazlasıyla yardımcı oluyorlar. 2016 yazında farklı deneyimler ve güzel dostluklar kazandıran,  astronomi kampına ve Yale Üniversitesi’nin yaz programına katıldım (International Astronomical Youth Camp ve Yale Young Global Scholars Summer Program). Bu tarz programları takip edip katılmalarını, herkese tavsiye ediyorum. Maddi açıdan problem yaşıyorsanız, burs programı ile katılabilirsiniz ya da bu durumu mail ile bildirebilirsiniz. Yardımcı olabileceklerini düşünüyorum. Son olarak söyleyeceğim; sevdiğiniz alanda ilerleyin, pes etmeyin ve imkansız olduğunu düşündüğünüz işler için bile kollarınızı sıvayın!

Açık bir gökyüzünde, serin bir havada montlarıyla 9 arkadaş kameraya bakıyor. Zifiri karanlığı gökyüzündeki yıldızlar deliyor.

International Astronomical Youth Camp’ta yıldızların altında.

Deniz’e tekrar teşekkür ederim. Paylaşmış olduğu bilgi ve deneyimler çok değerli olmakla birlikte eminim ki birçok kişiyi teşvik edecektir.

Bu röportajda kendisinden mütevazılıkla bahsetmiş olsa da yer aldığı maratonlar, kürek takımı, okul dergisi,  projeleri, katıldığı programlar ve daha birçok şey için denizgulbaharli.com ‘u ziyaret edebilirsiniz.

Atakan ve Berfin’in, Deniz ile olan keyifli sohbetlerini ise buradan dinleyebilirsiniz. 🙂

 

, , , , ,

BİLİM VE SANAT IŞIĞINDA BİR LİDER: ULU ÖNDER MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Merhaba sevgili arkadaşlar! Ben Özlem. Uygarlıkların geçmişten günümüze ve geleceğe uzanan yolunda en temel gaye; bilim ve sanattır. Bu iki faktörden biri dahi olmadığı taktirde toplumların aydın bir gelecekleri olamaz! Bizler yarınlar için çalışıyor, yarını düşünüyoruz. Bundan yaklaşık 137 yıl önce dünyaya gözlerini açan ve yarınlar için çalışan biri daha vardı: Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk. Peki O bu yolda neler düşündü, neler yaptı? Gelin biraz bahsedelim.

Mustafa Kemal Atatürk’ün bilim ve sanata verdiği önemden ve katkılarından bahsetmeye O’nun şu sözleri ile başlamak istiyorum. “Dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için, muvaffakiyet için, en hakiki yol gösterici ilimdir, fendir; ilim ve fenin haricinde yol gösterici aramak gaflettir, cehalettir, delalettir.” ve ”Güzel sanatlarda muvaffak olmak, bütün inkılaplarda başarıya ulaşmak demektir. Güzel sanatlarda muvaffak olamayan milletler ne yazık ki, medeniyet alanında yüksek insanlık sıfatıyla yer almaktan ilelebet mahrum kalacaklardır.”. Bu sözleri her şeyi açıklıyor aslında… Şimdi Manastır Askeri İdadisi’ne bir yolculuk yapalım ve oradan anlatmaya başlayalım.

Manastır Askeri İdadisi yıllarından itibaren farklı alanlarda kitaplar okuyan Atatürk, şiire ayrı bir önem verirdi. Kendi anılarından öğrendiğimiz kadarıyla, gençlik yıllarında şiir yazardı. Şair ve hatip Ömer Naci Bey ile arkadaşlığı esnasında daha sık şiir yazmaya başlamıştı. Atatürk hatıralarında bundan şöyle bahseder: O zamana kadar edebiyatla çok temasım yoktu. Merhum Ömer Naci, Bursa İdadîsinden kovulmuş, bizim sınıfa gelmişti. Daha o zaman şairdi. Benden okuyacak kitap istedi. Bütün kitaplarımı gösterdim. Hiçbirini beğenmedi. Bir arkadaşın, kitaplarımdan hiçbirini beğenmemesi gücüme gitti. Onun ilgilendiği konunun şiir ve edebiyat olduğuna o zaman muttali oldum. Onunla çalışmaya başladım. Şiir bana cazip göründü. Fakat kitabet hocası diye yeni gelen bir zat beni şiirle iştigalden men etti. ‘Bu tarz iştigal seni askerlikten uzaklaştırır.’ dedi. Ne var ki güzel yazmak hevesi bende baki kaldı. Bu ikazı yapan Kitabet Öğretmeni Alay Emini Mehmet Asım Efendi’dir. Aynı olayı Mustafa Kemal, daha sonraları Ali Fuat Paşa’ya şöyle anlatır: Eğer kitabet hocamız imdadıma yetişmeseydi, ben de şair olup çıkacaktım. Çünkü hevesim vardı. Asım Efendi bir gün beni çağırdı: ‘Bak oğlum Mustafa dedi, şiiri filan bırak. Bu iş senin iyi asker olmana mani olur. Diğer hocalarınla da konuştum. Onlar da benim gibi düşünüyorlar. Sen Naci’ye bakma, o hayalperest bir çocuk. İleride belki iyi bir şair ve hatip olabilir fakat askerlik mesleğinde katiyen yükselemez.’ Hocamın ne kadar haklı olduğunu hadiseler ispat etti. Çok arzu ettiği hâlde Naci, Erkânıharp (kurmay) zabiti olamadı.

Açık sarı tonlarında(muz tadında),dışarıdan iki katlı görünen,her iki pencere arasında boydan beyaz (süt kokusu) sütunları olan ince duvar işlemeleri olan Manastır Askeri İdadisi. Bahçe duvarlarla örülmüş ve üzerinde siyah(şarjı bitmek üzere olan bir telefonun sarjı bittinde hissettirdiği renk) boyalı demir parmaklıklar var fakat pek yüksek değil. Bahçe ve okulun giriş kapıları siyah,demir ve geniş.Görselin sağında ve solunda iki büyük ağaç bulunmakta.

Manastır Askeri İdadisi

Şiirin haricinde müzik dinlemeyi ve dans çok etmeyi severdi. En çok dinlediği sanatçılardan birisi ise Safiye Ayla idi. Yöresel türküleri dinlemekle kalmaz, eşlik de ederdi. Sarı Zeybek gibi halk oyunlarını fırsatı oldukça oynardı. Rumeli türkülerini severdi. En sevdikleri arasında Kimseye Etmem Şikâyet, Mani Oluyor, Havada Bulut Yok, Dayler Dayler, Cana Rakibi Handan Edersin, Alişimin Kaşları Kara, İzmir’in Kavakları, Şahane Gözler, Sigaramın Dumanı, Asker Yolu Beklerim, Çile Bülbülüm Çile, Değirmene Un Yolladım, Şu Dalmadan Geçtin Mi, Pencere Açıldı Bilal Oğlan, Habugaha Girdim, Yanık Ömer, Fikrimin İnce Gülü, A Benim Mor Çiçeğim, Vardar Ovası ve Akşam Oldu Yine Bastı Kareler gibi parçalar sayılabilir.  Müziğe büyük önem vermesi sebebiyle 1 Eylül 1924’te ilk Musiki Muallim Mektebi açılarak, 1928-1933 yılları arasında öğretmen, orkestra elemanı ve askeri bando elemanı yetiştirmeye çalışıldı. 1925’te bir yarışma düzenlenerek sanatçı ve müzik öğretmeni yetiştirmek üzere Berlin, Paris, Budapeşte, Prag gibi Avrupa’nın önemli kültür şehirlerine yetenekli gençler gönderilmeye başlandı. Operaya destek vermek için 1930’da İstanbul Opera Cemiyeti kuruldu. 19 Haziran 1934’te Türkiye’yi ziyaret edecek olan İran Şahı Rıza Şah Pehlevi onuruna, Atatürk’ün yönergeleri ve denetimi ile ‘Özsoy Operası’ yazıldı. Bunların haricinde sahne sanatlarına önem veren Atatürk, tiyatro eğitimine önderlik etti.

Atatürk bu görselde zeybek oynuyor. Kolları açık, parmaklarını şıklatıyor, sol bacağı hafif bükük ve sağ bacağını onun üzerine atmış. Üzerinde siyah beyaz bir takım elbise var(İçinde birçoğumuzun fındık var sandığı fakat içinde beyaz çikolata bulunduran bayram şekeri samimiyeti var üzerinde ve bir o kadar da fındık sandığımız fakat beyaz çikolata bulunduran o çikolatayı yiyip yememe arasında duyduğumuz çelişkide suratımızda oluşan ciddiyet var suratında). Masalar O oluşturmuş vaziyette ortada boş bir alan bırakılmış.Zeybek oynayan bir bey daha var ve onları masadakiler keyifle izlemekte.

Mustafa Kemal Atatürk Zeybek Oynarken

Güzel sanatlar alanında ise Osmanlı Ressamlar Cemiyeti olarak 1908’de kurulan topluluğun Güzel Sanatlar Birliği adını alarak modern sanat akımlarının temel taşları arasında yerini almasını sağladı. Heykel sanatına da önem veren Atatürk, “Dünyada medeni olmak, ilerlemek ve olgunlaşmak isteyen herhangi bir millet, mutlaka heykel yapacak ve heykeltıraş yetiştirecektir” sözleriyle önemini bizlere vurgulamış oldu. 3 Ekim 1926’da İstanbul Sarayburnu’nda açılan Atatürk Heykeli, yapılan ilk heykel oldu.
Avrupa’daki Nazi zulmünden kurtarılarak Türkiye’ye ders vermesi için profesörler getirildi. Atatürk’ün bilime verdiği değerin en önemli göstergelerinden biri de bu bilim insanlarına verilen maaştır. Milletvekili maaşlarının yaklaşık üç katı idi. Yoksul bütçeye karşın bu denli yüksek ücret ödenmesi, o günkü yöneticilerin bilime ve aydınlanmaya verdikleri önemin bir göstergesiydi.

Bu görselde Atatürk üzerinde paltosu baştan aşağı siyah giyinmiş,bir sınıfta öğrenciler ile birlikte.Sağ eli cebinde, sol elinde şapkası ile bastonunu tutuyor. Atatürk öğretmen masanın orada tahtaya bakıyor, tahtadan okunmuyor olsa da matematik dersi olduğunu anlayabiliyoruz. Bu kareye Atatürk ile üç öğrenci girmiş onların da sadece arkadan saçları ve sırtının yarısına kadar görebiliyoruz.

Ulu Önder, Öğrenciler ile Sınıfta

Eğitim alanında Arap Alfabesi ses uyumu bakımından Türkçeye uygun olmadığından okuma ve yazma güçlüğüne neden oluyordu. Bu nedenle ülkemizde okuma ve yazma bilenlerin sayısı da oldukça azdı. Latin Alfabesinden yararlanılarak Türk dilinin yapısına uygun Türk Alfabesi hazırlandı. Yeni Türk harfleri, TBMM tarafından 1 Kasım 1928 tarihinde kabul edildi. Bunun üzerine 1932 yılında Türk Dil Kurumunu kurdu. İlköğretim, devlet eliyle zorunlu ve parasız hale getirilmiştir. Her yaştan kişiye okuma-yazma öğretmek amacıyla “Millet Mektepleri” açılmıştır. Mesleki ve teknik eğitime önem verilerek erkek ve kız sanat ve meslek okulları açtı. 1935’te Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’ni açtı.
Türkiye Cumhuriyeti’nin, önceki tüm Türk devletleri ile bağı olduğunu ve dünya uygarlığının buluşma ve gelişmesinde Türk uygarlığının payı olduğunu düşünen Atatürk, tarih anlayışını geliştirmek ve bu amaçla araştırmalar yapmak için 12 Nisan 1931’de Türk Tarih Kurumunu kurmuştur.

1933’te ziraat(tarım) alanında bilimsel çalışmalar ve gelişmeler yapmak üzere Ankara Yüksek Ziraat Enstitüsü kuruldu. 1935’te yeraltı kaynaklarının araştırılması için Maden tetkik Arama Enstitüsü (MTA) ve Etibank kurulmuştur. 1925’te ise “İstikbal göklerdedir” diyerek Türk Hava Kurumunun kurulmasını sağlamıştır.

Atatürk etrafındaki kalabalık ile göğe bakıyor. Sağ eli göğü işaret ediyor. Başında şapkası,üzerinde paltosu ile güneşin renklerinde (soğuk günlerin, bulutlu havaların ardından, güneş çıkınca öten kuş sesleri eşliğinde, ısıttığı doğanın kokusu, bedenimizde hissettiğimiz o sıcaklık gibi) ile yıkanıyor adeta!

Mustafa Kemal Atatürk: “İstikbal Göklerdedir.”

Bir şair olmadı fakat birçok kitap yazdı. Bunlardan biri yazdığı 44 sayfalık geometri kitabı. Bu kitap geometri terimlerinin bugün kolay bir şekilde yazılıp anlaşılmasını sağladı. Zira Atatürk Dolmabahçe Sarayı’nda kendi el yazısı ile kaleme aldığı geometri kitabında matematiksel birçok terim geliştirdi. Bu sayede anlaşılması oldukça güç olan Osmanlıca geometri terimlerine Türkçe karşılıklar bulanarak geometrinin ezberlenmesi ve öğrenilmesi güçlüğüne son verilmiştir. Şüphesiz ki Mustafa Kemal Atatürk’ün en büyük eseri, TÜRKİYE CUMHURİYETİ‘dir.
Başka yaşamlar için feda edilmiş 57 yıllık bu yaşamdan bizlere kalan miraslar karşısında, O’na sonsuz sevgi ve minnet duyuyor ve yazımı şu sözlerle sonlandırmak istiyorum: EY BÜYÜK ATATÜRK! AÇTIĞIN YOLDA, GÖSTERDİĞİN HEDEFE DURMADAN YÜRÜYECEĞİME ANT İÇERİM.

Kaynakça:
http://www.haberturk.com/mustafa-kemal-ataturk-un-sanata-katkilari-1707795
http://ataturkun-bilimsel-alanda-yaptigi-calismalar.nedir.org/

http://www.ata.tsk.tr/01_hayati/yazdigi_eserler.html
http://www.ataturkinkilaplari.com/ak/160/ataturk’un-yazdigi-geometri-kitabi-ve-onemi.html